O, bu gün televizyon dizilerinin aranılan ismi, Türk sinemasının yeni Erol Taş`ın tahtına aday olan Mehmet Çevik`i yetiştiren isimdir Burhan Akçin.
“Yaşam” ekimizin “Yaşamın İçinden” köşesinin bu haftaki konuğu Kocaeli Bölge Tiyatrosunun sahibi ve genel sanat yönetmeni Burhan Akçin ve ailesi…
1980`li yıllarda işçi olarak çalıştığı Donanma`dan ayrılıp tiyatro sanatıyla ilgilenen, zorluklar içinde Kocaeli Bölge Tiyatrosunu kuran, yıllardır bu kentin tek tiyatro okulunun sahibi, hocası, yönetmeni ve her şeyidir…
Yaşam ekimize konuk ettiğimiz Burhan Akçin, tiyatroculuğunun yanında çok iyi bir insan, iyi bir diksiyon ustası, söz ve hitap ustasıdır… Kelimeler onun için elastiktir. Dans eder cümlelerle ve kulağınıza hoş gelen en güzel cümleyi kurar ve şiirsel bir havada sunar size…
Yıllardır bu kentin sokaklarında gösteriler sundu, birileri fark etsin diye sanatı serpiştirdi bu kentin sokaklarına. Ne yazık ki kentin sahipleri fark edemedi ama bu kentin insanları Burhan Akçin`i fark etti ki çocuklarını sanat öğrensinler diye Burhan hocaya gönderiyor.
Burhan hoca ile söyleşimizi KBT`de yaptık. Ben ve Koray arkadaşım çok iyi karşılandık, çaylarımız eşliğinde doyumsuz bir sohbet yaptık.
Söyleşimizden bir gün sonra da çekimlerimizi evde yaptık. Dolphin Alışveriş Merkezi`nin karşısında bulunan evlerine gittiğimde Burhan hoca, çok değerli eşi Hüsniye hanım, şirin mi şirin cici kızları Aslı, Eylülcan ve Eylemcan kapıda karşıladı.
Güler yüzlü, doğal, rahat ve huzur dolu bir aile. Güzel bir sohbetten sonra çaylarımızı ve bizim için özel olarak hazırlanmış, börek, çörekler eşliğinde sohbet ettik. Kentten, siyaseten, sanattan konuştuk.
Burhan Akçin ve ailesini bu kadar yakında tanımaktan müthiş keyif aldım.
Söyleşimizle birlikte Akçin ailesini gelin yakından tanıyalım…
Sayın Akçin biraz kendinizden söz eder misiniz ?
Burhan Akçin, bu şehirde hayatını sürdüren, tiyatrodan başkada hiç bir işi olmayan bir tiyatrocu, oyuncusu, yönetmeni. Küçük çocukların tiyatro yönetmeni ve dedeleri, gençlerin tiyatro öğretmeni, yetişkinlerinde tiyatrocu abisiyim bu şehirde. Dolayısıyla bu kariyerlerin hepsini çok seviyorum. 3 tane kızım var. Aslı, Eylülcan ve Eylemcan… Hüsniye Hanım'da Kafkas göçmeni. Dolayısıyla çok uzaktan ailelerimiz arasında akrabalık ilişkileri var. 1974'e rastlar. O tarihlerde tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra askere gittim.
Kocaeli Bölge Tiyatrosu fikri nasıl doğdu, ne zaman kuruldu ?
Kocaeli Bölge tiyatrosu 1979 yılında (?) Addan Karaadam`ın öncülüğünde bir dernek olarak kuruldu. O dönemin en elit, nezih ve aydın öğretmeni. O zamanın Valisi Ertuğrul Ünlüer ile kurmuştur.
Tiyatronun harcında vali Ünlüer de mi var?
Evet. O dönemde Süzerlerden, Kolaylılarla yan yana gelerek Kocaeli de sürekli bir tiyatro nasıl işletebiliriz diye kafa yormuşlar. O zamanlar vardı fakat ara ara vardı. Tekrar kuruluyor.
Tiyatro salonu sorunu nasıl çözüldü o zaman ?
O zaman Şahabettin Bilgisu'nun Sabancı ile diyalogları ile iyiydi. Sürekli olması için o zaman Kültür merkezi gerekirdi. Sabancı Kültür Sitesi o zaman kurulmuştur. Orayı yapan Sabancı'dır fakat orasının yapılması için rica eden, Sabancı ile arkadaşlığından dolayı bu binayı yaptıran Şahabettin Bilgisu`dur. Yani Burhan Akçin dediğiniz zaman tiyatro ile ilgili her taşın altından çıkan birisidir.
Tiyatrodan önce Donanma`da işçiydiniz değil mi?
Ben donanmada tershane işçisiydim. Donanma Komutanlığı`nda İzzet Çetin, Bekir Yurdagül, ben, Yaşar Sirmen isimlerini sayabileceğim çok önemli arkadaşlarımızla birlikte bir bir ekiptik. Muhalif ekiptik. Bu muhalif ekip orada 70'li yılların her türlü riskinden kaçan bir ekipti. Bunu okuduklarında bana biraz sitem edebilirler.
Çünkü ortalık kötü. Sizi ayı kovalıyorsa ağaca çıkarsınız. Kendinizi rahat ve emniyette hissetmiyorsanız, resmi bir dairede resmi bir görev hüviyetinizin olması sizi rahat ettirir.
.jpg)
Ne zaman Donanma`dan ayrıldınız?
Donanma işçiliğim 1986 yılına kadar sürdü. Ondan sonra kendimi tamamen Tiyatroya ayırdım…
Tersane işçiliğinden tiyatroculuğa terfi eden Türkiye`de tek insan benim herhalde…
Kocaeli Bölge Tiyatrosu`nda şimdiye kadar kaç öğrenci yetiştirdiniz?
Bu sorunun yanıtını yakında çıkaracak olduğumuz kitapta hesaplayacağız. Sanal ortamda yazı yazmasını bilmiyorum. Ama zannediyorum ki ortalama olarak her yıl aktif 250 kişi olduğunu hesaplarsak. 30 yıl ile çarparsak sonuç çıkar. Bu sonuç aktif olarak 8 ay süre ile tiyatro dersi verdiğimiz çocuk ve yetişkinlerin sayısı bu kadardır.
Tiyatro yoğun bir uğraş alanıdır kendinize hiç boş zaman yaratıyor musunuz?
Boş zamanımız yok. 7 gün çalışıyoruz. Evde geçirdiğimiz süre son 5 yıl içinde çoğaldı
Neden?
Çünkü son 5 yıldır Anadolu turneleri yapmıyoruz. Turneye çıktığımız zaman nerede bir pencere görsek arkasında insanların ne yaptığını düşündük, ne zaman bir çocuğun elinden tutan anne baba görsek, hep içim cız etmiştir. Çünkü biz bunların hiç birisini yaşamadık.
Neden yaşamadınız ?
Çünkü biz bir şey söylemiştik bunu yapmak zorundaydık. Keşke söylemeseydik. O zaman yapılmazdı derseniz, hayır başkaları yapardı. O yüzden turneyi bıraktıktan sonra düzenli olarak aile hayatı yaşamaya başladım. Tabi bunda Aslının hastalığı da var.
Turneye çıkmadığınız dönemlerde Kocaeli Fuarı`nda gösteri yapıyordunuz ?
Tatil olarak sadece yaz etkinlikleri projelerinde tatile çıkıyoruz. Kocaeli`de fuar varken biz başka şehre gitmiyorduk. Kocaeli`de artık fuar yok, bende yokum.
Başka şehirlerdeki festivallere katılıyor musunuz?
Evet. Başka şehirlerde festivaller var, bende ailemle birlikte gidiyoruz. Hem tatil yapıyoruz, hem de çalışıyoruz.
30 yıldır KBT`nin başındasınız binlerce sanatçı yetiştirdiniz var mı ünlü olan sanatçı?
Olmaz mı. En son Mehmet Çevik var. O da KBT'nin yetiştirdiği 1980 yılı öğrencilerimizden. 79-80 dönemindeki öğrencilerinden çok var. Kurtlar Vadisi gibi birçok dizide oynayan isimler var. Ama ben takip edemiyorum, öğrencilerim söylüyorlar. Ama bunlarla övündüğümü sanmayın.
.jpg)
Yetiştirip ünlü yaptığınız sanatçılarla neden övünmüyorsunuz?
Yetiştirip İzmit`e dönenlerle övünüyorum. İlimizi terk etmiş yüzlerce arkadaşımla övünmüyorum. Canları cehenneme. Çünkü onlar bu şehri unuttular. Beni yalnız bıraktıkları için değil Kocaeli`yi unuttukları için üzülüyorum.
Burhan bey Şehir Tiyatromuz var. Yıllardır şehir dışından Genel Sanat Yönetmenleri ithal etik. Neden sizi tercih etmiyorlar..?
Bu göreve getirilmeyişimin ya da kabul etmeyişimin öyküsünü hiç anlatmıyorum. Çünkü bizim derdimiz buraya Hasan`ın Ayşe`nin getirilmesi derdi değil. Bizim derdimiz burada sürekli perde açan tiyatro kuruluşu yaratmaktı. Biz bunu yarattık. Ama olanakları zayıflatan, didikleyen, tiyatro başımıza bela oldu diyerek gizli gizli onu çalışmaz hale getiren bir yönetimle kaldığımda yine basınla konuşmuyorum, kapısına dayanıyorum, içeri giriyorum yakasından tutuyorum. Diyorum ki hop arkadaş bunun ödeneğini kısamazsın. O yüzden bu işleri gözden uzak yapıyorum.
Sefa Sirmen 3 dönem belediye başkanıydı hiç tiyatro konuştunuz mu?
Bu çalışmada dönemin belediye başkanı Sefa Sirmen döneminde beraber bulunduk. 8 yıl sürdü. Bu 8 yılda Sirmen`e ne desem “Peki Burhancığım” lafını duydum. 8 yıla bu lafı duysanız, her yıl bir harf ediyorum. İlk yıl “P”, ikinci yıl “E” gibi.
Siz olsaydınız Şehir Tiyatrosu bugünkü durumundan daha ilerde olur muydu?
Kendime güveniyordum. Ama şu var ki şuan ki durumunun 5 kat ötesinde olabilirdim. Eğer ben bu görevi almak istemediğimi beyan etmeseydim.
Sanatçıların çok okuduğunu biliyoruz, gerçekten öyle misiniz?
Sanatçıların çok okuduğu düşüncenize katılmıyorum. Sanatçıların hiç okumadığını ben söyleyeyim. Sanatçılar çok okuyormuş gibi görünen kişilerdir. Sanatçılar “benleri” çok gelişmiş kendi içine dönük, kendilerini çok sevdikleri için okşandıkları sürece alkışlanacak şeyler yapan zavallılardır. Dolayısıyla onları okşamak, iltifata tabidir.
Okumuyorlar mı yani?
Ne kadar iltifat ediliyorsa onlara, onlarda o kadar hünerlerini ortaya koyuyorlar. Bu hünerler onlara münhasır hüner değildir. Biraz uğraşıldığında onları alkışlatan hünerlere çok çabuk ulaşılabilir. O yüzden sanatçıların çok okuduğunu, farklı kişiler olduğu düşüncesine kesinlikle katılmıyorum. Tabii kendilerini sevdiği için vardır.
Kendinizi okumayan tiyatroculardan farklı görüyorsunuz değil mi?
Ben bunların farkına çok erken vardığım için benim hocam yoktur. Cüneyt Gökçe ve büyüdüğüm kasabadaki tiyatro yönetmenimin dışında, handan hocanın dışında benim hiç bir tiyatroda çalışmışlığımda yoktur.
Tiyatrolarda hiç oyunculuk yapmadınız mı?
Hacettepe Üniversitesinde ne öğrendiysem odur. Ne kadar oyun seyrettiysem odur. Kimsenin çırağı da bu yüzden maalesef olamadım. Onların yaptığı işi yapmak istedim, ama onlar gibi olmak istemedim.
Bir Tiyatrocu olarak kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz kibirli misiniz ?
Ben halk sanatçısı olmaya özen gösterdim. O yüzden çok okuyan, tiyatronun A'dan Z'ye her şeyini takip etmeye çalışan, yaldızsız ve püskülsüz, kibirli biri olmamak için çok çaba harcadım. Çünkü başka türlü tiyatro kültürünü tiyatro geleneği olmayan bir şehire kabul ettirmek mümkün değildir.
Sanatçıların beslenme alışkanlıkları farklı mı, siz düzenli beslenir misiniz mesela?
Geleneksel yemekleri severiz. Kahvaltısız evden çıkmayız. Sabah kahvaltı ve akşam yemeklerinde özellikle Anadolu turnelerini bıraktıktan sonra hep beraber ailece yeriz.
Yemeklerle aranız nasıl, pişirir misiniz?
Hüsniye hanım klasik yemekler yapar. Ben de alır kitabı ona bakarak değişik yemekler yaparım. Çoğunlukla bir kaşık alınır ardından çöpe gider. Fakat bazen çok güzel yaptığım yemekler olur, hadi bir daha yap derlerse de ne yazık ki bir daha o tadı da tutturamam.
En çok tercih ettiğiniz yemek hangisi?
Hamur işleri. Çerkezlerin yöresel yemeklerini bırakamıyoruz. Etebur bir aileyiz. Her hangi bir şeyi yememezlik etmeyiz. Sebzeleri Kocaeli'ye taşındığımızda öğrendik. Bizim büyüdüğümüz şehirde bir karnıbahar'ın nasıl pişirildiğini, onun nasıl bir şey olduğunu görmemiz olanaksızdır. Tadına baktığımız sebzeler memleketidir Kocaeli. Hayatımızı verdiğimiz karşılığında sebzeleri ve balığı öğrendiğimiz tuhaf bir şehirdir. Bir hayata karşılık, 1 lahana, 1 karnı bahar, 2 tane patlıcan, 4 tane brokoli, 3-4 parça istravitir Kocaeli.
Tiyatroda eşiniz Hüsniye hanımın katkısı var mı ?
Hüsiye hanım mükemmel bir yöneticidir. Ziraat bankasında yöneticilik yapmış, birinci sınıf kamu yöneticisidir. Hüsniye hanıma herhangi bir işletmeyi verseniz geliştirir. Beni niye geliştiremedi bilemiyorum. İşletme olarak. Hüsniye hanımda benim gibidir. Sert görünümlü ama çok duygusal, anaç, sahiplenme duygusu çok gelişmiştir.
Burhan bey sizinde çok üzüldüğünüz bir dönem geçirdiniz kızınız Aslı?
O günler tarif edilemez. Bazı hastalıklar işaret verir. Ancak derecelere giren, okullarda ikinci dili tercih edecek kadar çabuk öğreniyor, okulun göz bebeği, koşuyor, eğleniyor. O dönemin gazetesinde köşe yazarlığı bile yapıyordu. Aslı dans'ta her şeyde mükemmeldi. Ama bir sabah baktınız Aslı konuşamıyor.
Ne yaptınız o sabah?
Ne yaparsınız. Sinir krizidir, gençlik şeysidir dersiniz. Çünkü 17 yaşında hastalandı. O ara okul tatil oldu, Aslı lise birincisi olduğu için ödül töreni yapılacak, yurt dışından bir kaç yabancı üniversite için tam burslu olarak aday gösterilmiş, ama bir sabah bakıyorsunuz ki kız yok. Konuşamıyor, yutamıyor, sürekli sıvı kaybediyor.
Teşhis koydular mı?
Bir kaç arkadaşımıza götürdük, sinir krizidir diyorlar. Gençlik hikayaleri deyip 3 gün zaman kaybettik. 3 günde kızımın 300'den fazla yeteneğini kaybetmesine neden oldu. Kocaeli'de olmuyor dedik, İstanbula götürdüğümüzde hayat fonksiyonlarının bir çoğunu kaybetmiş bir şekilde yoğun bakıma alındı.
Bu durum çok acayip bir şey. Bizim yerimizde başka bir kişi olsa, televizyonlar çıkıp, Aslı programı yapardı. O kadar enteresan şeyler yaşadık ki.
Şimdi durumu nasıl ?
Şuan Aslı iyi bizimde yavaş yavaş hayatımız düzene giriyor. Aslı şuan doktorlarını şaşırtan şeyler yapıyor. Beyin enfeksiyonu geçirip dünyada bu şekilde yaşayan tek kişi Aslı'dır. Aslı üniversitede araştırma konusudur. Tabi bizim iznimizle. Aslı hastalıktan sonra üniversite bitirdi. Bu imkansızdır. Aslı matematik hiç okumadı, fakat şimdi matematik okuyor.
Sanatçılar biraz şık giyinirler sizin giyim stiliniz nedir, hangi tarz hoşunuza gidiyor?
İzmit`ten alışveriş yapıyoruz. Umumiyetle pazardan alışveriş yapıyoruz. İstiklal caddesi ve İnönü caddesindeki ucuzluk mağazalarından giyiniyoruz. Aklı başında insanların özel etkinliklerinde “yahu bu tiyatrocular hep böyle giyiniyorlar” demesinler diye 1-2 tane takım elbisemiz de var. Örtünmenin ve örten eşyaların uluslararası dönemde birer ideolojik eşya olduğu bu dönemde örtünmenin bu kadar ciddiye alınabileceğini kınıyorum. Eşyalarımın bir adı vardır. Annemin kaşığı, Sabrı Yalımın verdiği daktilo gibi.
Dağınık mısınız yoksa derli toplu mu?
Çok derli topluyum. Sıkıysa, derli toplu olma. Hüsniye hanım, hemen tepemizde bir jandarma komutanı gibi bekliyor. Hüsniye hanım ancak 30 yıl sonra masama dokunmamasını öğrendi, buna karşılık bende onun evine dokunmuyorum. Dolayısıyla bana sorarsanız, ahlaka karşı dağınıklık koşulu ile eşyaların kendi kullanım alanında serbest kalmasından yanayım. Onları ikide bir toplayım, yerine koymak, yaratıcılığı etkiler.
Sigara ve Alkolle aranız nasıl kullanıyor musunuz?
Sigarayı 2012 yılında bir tane içicem. Kimse onun bunun palavrasına inanmasın. Sigara dünyanın en güzel şeyidir. İçmesini bilmek zordur.
Sanatçılar genelde içki kullanır siz kullanıyor musunuz?
İçki, o da en güzel keyiflerinden bir tanesidir. Fakat içmesini bilmek delikanlılık ve kültür ister. Ben ikisini de içmesini beceremediğim için, bu iki güzel şeyi feda ettik. Çünkü ben onları bozuyorum. o güzel şeyleri çok ucuzlatıyorum. Adi hale getiriyorum. Alçaltıyorum. Düşünsenize bir şiir yazarsınız, bir kadeh rakı koymuşsunuz bir sigara ne kadar güzel. İkisini de ne diye içiyorsun be kardeşim. İşte o sigara onun yanında güzel. Mesela o rakıyı içtin, neden sekizincisini içiyorsun, bir tanede bırak. Bunu becermek gerekiyor. Bu röportajı okuyan arkadaşlarımızın da içki ve sigaranın onlara zarar yerine akort ettiğini, toplumun içerisinde birer enstürman olarak akort olabileceklerini hoş uyumlu bir hayat yaşayabileceklerini iddia edebilirim ve savunabilirim.
Hiç, “gelin bu akşam birlikte içelim” dediğiniz bir arkadaş grubunuz var mı?
Aslında yok. Ailece oturup içelim kültürü bizde yok. Sadece bazı gecelerde etkinliklerde arkadaşla buluşuyoruz. O da bir kadeh içki içmekle sınırlı kalıyor. Şimdi bardağı çeşmenin altına sokuyorsun, düğmesine basıyorsun, içine bira doluyor.
Sanatçılar biraz efkarlı olur hiç mi kullanmadınız içki?
Çok içtik tabi. Çünkü tekel birasında geçmiş bizim gençliğimiz. Tekel birasını koli ile alırdık. Bir kolinin içinde 10 tane bira varsa, 10 tanesinin de tadı değişikti. Oralardan gelipte, sinema gibi koltuklarda ve çeşme biralarını saymazsak öyle bir alışkanlığımız yok. Ama tabi biz donanmadan ayrıldıktan sonra o iş ekibiyle bir süre o çeşmesinden bira akan yerlere giderdik.
Siz Tiyatrocuların gıdası alkış mı, genelde böyle denir?
Tiyatrocular yalanlarını alkışlatan kişilerdir. Çıkarlar oynarlar ve bütün salonu alkışlarlar. Oysa onlar yalan bir dünyayı göstermişlerdir, gerçeği taklit etmişlerdir. Alkışlana alkışlana ikna etme yetenekleri çok üst düzeye çıkmıştır. İşte tehlike budur. Bunun farkına vardığınız zaman Burhan Akçin gibi olursunuz. Ama bunun farkına varmadan nasılsa bana inanırlar diyenleri, sanatı kullananları biliyorum. Bu oyuncularında neye zarar verdiklerini bilmelerini istediğim için beni çok sevmezler…
Hüsniye hanım siz biraz kendinizden söz eder misiniz?
Ziraat bankasından emekliyim. 17 yıl Gölcük`te çalıştım. Oradan Baç şubesine geçtim. Daha sonra emekliye ayrıldım.
KBT`nin idare işleriyle uğraşıyorsunuz galiba?
Evet. Burhan bey sanat kısmı ben ise idare ve personel ve kursiyerlerle ilgiliyim. Burada her şeyi ben idare ediyorum. Evlendiğimizden beri hafta sonları ve akşamları geliyordum, emekli olduktan sonra haftanın 7 günü çalışıyorum. Evde ve işte idare genelde benden sorulur…
Siz çalışıyorsunuz peki çocuklara kimler baktı?
Evdeki çocuklara kız kardeşlerim yardım ediyor. Haftada 3 akşam geç çıkıyorum. Eve gittikten sonra bir gün sonranın yemeğini yapıyorum. Eve gittiğimden sonra televizyon izlemiyorum, oturmuyorum. Tüm gün evde olsun işte olsun çalışıyorum.
Bu söyleşinin son sözlerini evin cici kızları sizler söyleyin, böyle bir ailenin çocukları olmaktan mutlu musunuz?
Ben Aslı okuyorum, ben Eylemcan, ben Eylülcan bizler ikiziz ve üniversiteye hazırlanıyoruz. Bu ailenin çocukları olmaktan çok mutluyuz. Dünyanın en tatlı anne ve babasına sahibiz. Bizim için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyorlar. Bu emekleri boşa çıkartmamak için çok çalışıyoruz…
Akçin ailesine çok teşekkür ediyoruz…