O bir marka: Akın Ziya Ünal
2010-08-27 - 17:53:38
Bazı insanlar, yaşadıkları şehir için şanstır...

Bana göre, Pasteur Veterinerlik`in sahibi Veteriner Hekim Akın Ziya Ünal da Kocaeli için böyle insanlardan birdir.
O; işine aşık, mesleğinden kazandığını son kuruşuna kadar yine mesleğine yatıran gerçek bir idealist,
Aydın, çağdaş, yenilikçi düşünce yapısıyla adını markalaştırmış örnek bir işadamı,
Ve Türkiye`de eşine az rastlanır donanımdaki bir hayvan hastanesini ilimize kazandıracak kadar büyük bir Kocaeli aşığıdır.
İlimizin yetiştirdiği değerlerden biri olan sevgili arkadaşım Akın Ziya Ünal`ın ilginç öyküsünü keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum.

Akın Bey, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1970, Kars doğumluyum. Öğretmen bir anne ve veteriner hekim olan bir babanın 3 çocuğundan biriyim. 
Demek babanız da veteriner hekim…
Evet, Kars doğumlu olmamın sebebi de bu; babam devlet memuruydu. Ben, babam Kars`ta görev yaparken dünyaya gelmişim. Daha sonra sırasıyla; Adana, Kilis, Niğde`nin Bor ilçesi ve en son Kocaeli`ye geldik.
Meslek seçiminizde babanızın etkisi olmuş galiba…
Kesinlikle. Her zaman hayvanlarla iç içe büyüdüm. Veteriner hekimliğe babamın yanında başladım diyebilirim; babam gittiği her yere beni de yanında götürür ve emeğimin karşılığı olarak bana harçlık verirdi.

BAŞKA BİR MESLEĞİ HİÇ DÜŞÜNMEDİM

Babanızla birlikte gittiğiniz yerlerde sizi en çok ne etkiledi?
Valla, çocuk aklımla bu iş bana hobi gibi gelirdi. Mesela babamla birlikte köylere aşı yapmaya giderdik. Her gittiğimiz yerde büyük bir ilgi ve sevgiyle karşılanırdık. Babamın gördüğü bu itibar beni çok etkiledi.
Başka bir meslek seçmeyi hiç mi düşünmediniz?
Hayvanları o kadar çok seviyordum ki, üniversite sınavına girerken veteriner hekimlikten başka hiçbir tercih yapmadım.
Babanızla birlikte köy köy gezerken edindiğiniz tecrübe okulda işinize yaradı mı peki?
Hem de nasıl. Sınavlarda kimsenin bilmediği soruların cevaplarını ben babamdan çocukluğumda öğrenmiştim.

ÇOK İYİ BİR ÖĞRENCİYDİM

Babanız derslerinize de yardımcı oldu mu?
Benim için sakladığı kitaplar bir yana; okulu kazanır kazanmaz, 2. sınıfta göreceğim anatomi dersi için kasaptan koyun kemikleri alıp toprağa gömmüş. Anatomi dersi başladığında kemikler o kadar iyi durumdaydı ki, hocalar bile şaşırdı.
İyi bir öğrenci miydiniz?
Bir kere, babamdan kaynaklanan bilgim hocaların sempatisini kazanmama yardım etti. Ayrıca futbol, masa tenisi, voleybol oynuyordum ve atletizmde birinciliklerim vardı. Geri kalan vaktimi de hocaların kliniklerinde geçirirdim. İdeal bir öğrenciydim diyebilirim.
Selçuk Üniversitesinden mezunsunuz değil mi?
Evet. Benim öğrencilik yıllarımda zaten beş üniversitede veterinerlik fakültesi vardı. Bugün yirmi iki tane fakülte var.

FAKÜLTELERDE KALİTE DÜŞTÜ

Kısa zamanda büyük bir artış değil mi?
Evet ama kalite de çok düştü. Henüz kendisini yetiştirememiş doçentler, öğrenci yetiştiriyor. Çocuklar bomboş mezun olup klinikler açıyor.
Siz de mezun olur olmaz mı açtınız kliniğinizi?
Hayır, ben 1993 yılında okuldan mezun olup, elimde valizimle İstanbul Hayvan Hastanesine gittim ve orada bir yıl ücret almadan çalıştım.
Neden?
Çünkü kedi-köpekler yani pet`ler üzerine çalışmak istiyordum ve bu konuda kendimi geliştirebileceğim en iyi yer orasıydı. Her gün sabah 08.00`den akşam 11.00`e kadar çalıştım ama okulda öğrendiğimin on katını orada öğrendim.

İLK HASTASI SOKAK KÖPEĞİ

Sonra ne yaptınız?
Sonra, 1993 yılında kendi kliniğimi kurmaya karar verdim. Babam bana işimi kurmam için 1000 Mark verdi fakat bu para klinik açmak için yeterli değildi. Bulvar`ın arka sokağında bir yer kiraladım. Ucuz olsun diye bütün malzemeleri Konya`da yaptırdım, İzmit`e trenle getirdim.
Ve kliniği açtınız…
Açmaya on gün kala annem iş yerimi görmeye geldi ve “Mahalle arasında klinik mi olurmuş, hemen ön tarafta bir yer buluyoruz. Gerekirse kirasını ben öderim” dedi. Kaporasını ödediğim, boyasını yaptırdığım kliniği boşaltıp, korka korka kirası üç kat daha yüksek olan, bulvardaki dükkanı kiraladım.
Gencecik bir veteriner olarak kirayı çıkartabildiniz mi bari?
Gerçekten o kadar gençtim ki, dükkan komşum bana “Senin patronun kim?” diye sormuştu. İlk gün öğleden sonra, ortaokul öğrencisi birkaç kız, ellerinde trafik kazası geçirmiş bir sokak köpeğiyle çıkageldiler ve “Buna bakar mısın?” diye sordular. İlk hastamı hemen içeriye aldım, bütün öğleden sonra onunla uğraştım, tedavisini gerçekleştirdim. Akşama doğru, tam ‘Kısmette ilk hastamdan para kazanamamak varmış` diye düşünürken, bir de baktım kızlar avuçları bozuk parayla dolu olarak geri geldi. Okulda, aralarında para toplamışlar.

BİRİNCİ GÜN KİRAMI ÇIKARDIM

Ne hoş bir hikaye… Demek ilk hastanız bir sokak köpeğiydi.
Evet. Kızlar ellerindeki bozuk paraları siftah olarak yere attılar ve ben o paranın bereketiyle, ilk günümde o kadar çok iş yaptım ki, dükkanımın bir aylık kirasını bir günde çıkardım.
O günlerde İzmit`te kaç klinik vardı. 
3 klinik vardı, bugün 55 klinik var.
Bu çok büyük bir artış değil mi?
Öyle tabii. Biraz önce de söylediğim gibi; fakülte sayısı arttıkça mezun sayısı da artıyor. Her yıl mezun olan 1000 veteriner, karnını doyurmak için klinik açmak zorunda.

İLK ARABAM ŞAHİN`Dİ

Sadece üç klinik varken epey yoğun çalışmış olmalısınız…
Yemek yemeğe bile vaktim yoktu. Evden sabahın köründe çıkıp, gece yarısı giriyordum. Özel hayat diye bir şey kalmamıştı ve 3-4 ay sonra artık çok yorulmuştum. Annemlerin Yahya Kaptan`da boş duran evine geçip hemen kendime bir köpek aldım. Böylece, hiç olmazsa gece eve gelince ailemi uyandırmamış olacaktım. Bu sefer de her gün köpeğimle birlikte Yahya Kaptan`dan bulvara kadar yürümek zorunda kaldım çünkü köpekle minibüse binemiyordum. Ve ilk arabamı aldım… Bir şahin.
Yüzünüzdeki ifadeden, o arabayı çok sevmiş olduğunuz anlaşılıyor…
Hem de nasıl. Kendi paramla araba almıştım. Hemen üzerine hayvan resimleri yapıştırıp, arkasına da ‘Pasteur Veteriner Kliniği` yazdırdım. Benden mutlusu yoktu.
O dönemde kliniğinizde kaç personel görev yapıyordu?
Bir tek sekreterim vardı. Sonra iş potansiyeli çok artınca yanıma bir veteriner hekim daha aldım.

HASTANEYİ AÇAMADAN DEPREM OLDU

Hayvan hastanesi fikri ne zaman doğdu peki?
1999 yılında. İşler artık iyice yoğunlaşmıştı ve bir hastane açmaya karar verdim.
Ciddi bir yatırım gerektirmiştir, değil mi?
Hem de çok ciddi. Hastaneyi dayadım döşedim ve o günün şartlarında en iyi cihazları aldım. Bütün birikimimi oraya harcadım. Cebimde beş kuruş kalmadığı gibi, 45 milyar Lira da borca girdim. 27 Ağustos`ta açılış yapacaktım…
Sonra ne oldu?
17 Ağustos Marmara depremi oldu ve klinikte, cihazların yani bütün yatırımın olduğu kısım yıkıldı.

HERŞEYİMİ KAYBETTİM

Korkunç bir şey bu! Ne yaptınız?
Hem de nasıl… Sabah hastaneye geldim, kapının önüne oturdum. Artık hiçbir şeyim yoktu ve 45 milyar borcum vardı. Bir müddet öyle kaldım. Sonra kalktım, hastanede ne kadar beşeri, yani insanların kullanabileceği cihaz ve ilaç varsa arabamın bagajına yükledim. Tam bir buçuk ay boyunca, İstanbul`daki arkadaşlarımın da gönderdiği malzemelerle bütün Kocaeli`yi dolaşıp, insanlara yardım ettim.
Hastane öyle kaldı mı?
Batmıştım ama çok huzurluydum. O dönem hastaneye hiç uğramadım ama sonra borçların vadesi gelmeye, alacaklılar aramaya başladı. Mersin`de bir dükkanımız vardı. Bir gün yine dükkanın kapısına oturmuş, buralardan gidip o dükkanda hayata baştan başlamayı düşünürken, hastanenin önüne kırmızı bir Dodge yanaştı. Araçtan inen kişi fabrikalarındaki köpekler için 30-40 paket mama almak istediğini söyledi ve bana bir tomar para verdi. Meğer, ben insanlara yardım etmek için gezerken, herkes mama için gelmiş, gitmiş.

KRİZİ BİR YILDA ATLATTIM

Bu olay umutlarınızı yeniden mi yeşertti?
Evet. Hemen sekreterimi aradım. “Gel çalışalım, sana iki kat maaş vereceğim” dedim. Masaları, sedyeyi kapının önüne çıkarıp hasta bakmaya başladık. Ameliyatlar için de, güvenli olsun diye bir arkadaşımın yerini kiraladım.
Kırkpınar`daki kliniği de o arada açtınız değil mi?
Evet. Depremden sonra, insanlar yazlıklarını kışlık olarak da kullanmaya ve güvenlikleri için sürekli köpek almaya başlamışlardı. Müşterilerimize yakın olabilmek için orada bir klinik kurup, başına da babamı oturttum.
Deprem krizini atlatmanız ne kadar sürdü?
Tam bir yılda atlattım. Allah bir aldı ama iki verdi. Herkes köpek almaya başladı. Onların satışı ve bakımından çok iyi kazançlar elde ettim.
DOKUZ NOKTADA HİZMET VERİYOR
Şu anda kaç noktada hizmet veriyorsunuz?
Real, Carrefour, N-City ve Kırkpınar`daki pet shop`lar; İzmit, Derbent, Kırkpınar, Adapazarı`ndaki klinikler ve köpek eğitim merkeziyle toplam 9 noktada, 7 aracımızla hizmet veriyoruz.

Bu noktalarda toplam kaç eleman çalışıyor?
Şu anda 37 kişi. Benimle birlikte çalışan elemanlarıma ‘eleman` demek bile ağırıma gidiyor. Onlar benim arkadaşlarım. Şu ana kadar 20 veteriner hekim arkadaşım, bizim kliniğimizden yetişerek kendi kliniğini açtı.
Bu epey ciddi bir rakam…
Ben işime sürekli yatırım yapıyorum. Pasteur`un her noktasından para kazanmasam bile, orada çalışan insanların karnının doyması benim için yeterli. Klinikten kazandığım para bana yeter.

9 BİN KAYITLI HASTA

Köpek eğitim merkezini ne zaman açtınız?
2003 yılında açtık. Burada hem eğitim hem de 80 köpek ağırlayabilecek kapasitemizle otel hizmeti veriyoruz. ISO 9001 belgesi olan bir tesistir. Kocaeli`nin böyle bir merkeze çok ihtiyacı vardı.
İlk kliniğinizi açtığınızda hedefiniz neydi Akın Bey?
Bir hayvanın doğumundan ölümüne kadar tüm ihtiyacını karşılayabileceğim bir sistem kurmaktı; bu hedefe ulaştım. Benim hedefim hiçbir zaman para olmadı. Her yaptığım işin en iyisini yaparak başarılı olmak istedim. Para başarının arkasından geliyor zaten.
Kayıtlı kaç hastanız var?
Toplam 9 bin kayıtlı hastam var.

TÜRKİYE`DE İLK 10`DAYIZ

İnanılmaz bir rakam…
Bu kadar çok hastamız var çünkü kliniğimiz Türkiye`deki klinikler içerisinde ilk 10`a girecek kapasitede, belki de birinci. Türkiye`deki tüm klinikler bizi tanır. Ayrıca, yaygın olan ‘Pasteur pahalıdır` kanısının aksine hayli uygun ücretler karşılığında hizmet veriyoruz. Ayda 11 ton mama satan bir klinik olarak, bir kere mamayı tüm kliniklerden daha uygun fiyata alıyor ve dolayısıyla daha ucuza satabiliyoruz. Tüm cihazlarımız, şu an mevcut olan en üst teknolojiye sahip cihazlardır ve bir hayvanın tedavisi için ne gerekiyorsa, kliniğimizde bu imkanlar mevcuttur.
Siz evlere ve işyerlerine de araçlarınızla hizmet götürüyorsunuz değil mi?
Evet, evde ve fabrikalarda bakılan hayvanlara yerlerinde müdahale edebiliyoruz. 7 aracımızla, Kocaeli`nin her noktasına hizmet götürüyoruz.
Krizden etkilendiniz mi Akın Bey?
Kendi sektörümde bir tek ben etkilenmedim çünkü riskleri paylaştırmıştım. Şöyle söyleyeyim; Pet shoplardan kazanamadıysam, klinikten kazandım.

PARAYI SEVEN VETERİNER HEKİM OLMASIN

Genel anlamda, en çok hangi alandan daha çok kazanç elde ediyorsunuz?
Aşağı yukarı hepsinden eşit miktarda kazanıyoruz.
Sizce kimler veteriner hekim olamaz?
Bir kere, bu iş tamamen gönül vermekle ilgili. Hayvanları çok sevmeniz lazım. Çok zor bir eğitim süreci var, bizim işimiz temiz bir iş değil ve sürekli risk altındasınız. Bir de, parayı çok seven insanlar veteriner hekim olmasın. Kimse veteriner hekim olup da, çok para kazanacağını zannetmesin.
Akın Bey evlisiniz değil mi?
Evet, 10 yıllık evliyim. Eşim Özlem Hanım İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunudur ve şu Kocaeli Üniversitesi`nde okutman olarak görev yapıyor. 8 yaşında Umut Artun adında bir oğlumuz var, ikinci bebeğimiz de yolda. Onun da ismi Barış Arda olacak...
Bu yoğunlukta kendinize ve ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?
Hayır, bu güne kadar ayıramadım. Oğlumla fazla vakit geçirip onun büyüdüğünü göremedim. Ben şu an bulunduğum noktaya çalışarak geldim. Çalışmaktan başka yolum yoktu ama şimdi bu konuyla ilgili yeni planarım var.

İŞİ ÇALIŞANLARIMA EMANET EDECEĞİM

Neymiş o planlar?
İnsanlar nasıl yüksek ücretlerle fabrikalara girmek istiyorlarsa, Pasteur`u da o düzeye getirmek istiyorum. Senelerini benimle birlikte klinikte geçirmiş arkadaşlarım var. Bu arkadaşlarıma alışılmışın çok üzerinde maaşlar verip hayat standartlarını yükselterek bütün işlerimi onlara emanet edeceğim. Bu sayede onlar kliniği kendi işleri gibi benimseyip sahip çıkacak ve ben de biraz daha rahat çalışıp, kendime ve aileme vakit ayırabileceğim.
Evinizde hayvan besliyor musunuz Akın Bey?
Evet, 10 yaşında chihuahua cinsi, Herkül adında, kendisini insan zanneden bir köpeğimiz var.
Hayvan sahibi olmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?
Öncelikle, bizim insanlarımızın bir çoğu hayvanı hava atmak için alıyor. Bu çok yanlış. Hayvanlar da en az bir çocuk kadar ilgi ve sorumluluk gerektirir. Sizin bir sosyal hayatınız, arkadaşlarınız vardır ama onun sizden başka kimsesi yoktur. Bu yüzden, hayvan sahibi olmak için çok iyi düşünmek ve bir kere karar vermek gerekir. Bir hayvana yapılabilecek en büyük kötülük, onu önce sahiplenip sonra terketmektir.
Akın Bey bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim...
Ben teşekkür ederim.
 

Babasından Akın Ziya Ünal`a hayat dersi...

Akın Ziya Ünal`ın, kendisi gibi veteriner hekim olan babasından aldığı hayat dersini kendi ağzından dinleyelim...
“Ben veterinerlik fakültesi 3.sınıf öğrencisiyken, bir gece yarısı eve telefon geldi ve babam zor doğum yapan bir inek için, bir köye çağırıldı. Ben de babamla birlikte gittim. Sabaha karşı 03.00 civarında köye vardığımızda, yıkılmak üzere olan bir ahırda, pislik içerisinde, bir türlü doğum yapamayan bir inekle karşılaştık.
Babam ineği muayene etti ve hayvanın rahminin içeride dönmüş olduğunu tesbit etti. Aslında durum ameliyatlıktı ama ineğin sahibinin ameliyat ücretini ödeyecek durumu olmadığı belliydi.
Babam yere bir çuval serdirdi ve hayvanı yatırdı. Elini hayvanın içine sokup rahmini tutarak kendisi de yere, hayvan pisliklerinin içine yattı ve köylülere ‘Çevirin beni` dedi.
Babam, eli hayvanın içerisindeyken kendisini döndürerek  rahmi içeride düzeltti ve doğum gerçekleşti.
İlk defa o zaman ne kadar zor bir işe soyunduğumu anladım.
Köylü çok mutlu olmuştu, borcunu sorduğunda babam kendisine ‘Zaten bir tane ineğin var. Paran olsa bu ahıra harcarsın, ben senden ne alayım? Bana vereceğin parayla ahırını düzelt` dedi.
Arabaya bindiğimizde, babama bu kadar çaba göstermesine rağmen neden para almadığını sordum ve hayatım boyunca kulağıma küpe olacak bir yanıt aldım:
‘Bak oğlum; parası alınacak adam var, alınmayacak adam var. Ben buraya para almaya gelseydim, o kadar uğraşmaz, ineği ameliyat ederdim. Ama o zaman hayvan ölebilir, bu köylü hayvansız kalırdı`
Bu işin para için yapılmayacağını o gün anladım.”
-----------------------------

Bu haber toplam 6909 defa okundu
YAZDIR