Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Lütfi Akça, “Marmara Denizi'nin kirli olduğu ve denize girilmemesi gerektiği” yönünde iddiaların ortaya atıldığını söyledi. Türkiye'de 2006 yılında Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliğinin yayımlandığını ifade eden Akça, “Yönetmelik, AB Yüzme Suyu Kalitesi direktifinin Türkiye mevzuatıyla uyumlaştırılmış halidir. Türkiye, plajlardaki yüzme suyu kalitesini AB direktiflerine uyumlu olarak denetlemektedir” dedi. Akça, Marmara Denizi'ndeki “kirlilik izleme” çalışmaları ile yönetmelik çerçevesinde Sağlık Bakanlığınca yapılan “yüzme suyu izleme” çalışmalarındaki izleme noktaları, parametreleri ve sıklıklarının birbirinden farklı olduğunu vurguladı. Kirlilik izleme çalışmalarında kimyasal parametrelerin analiz sonuçlarına bakılarak bir yüzme suyu alanının bu amaçla kullanılıp kullanılamayacağına karar verilemeyeceğini belirten Akça, yüzme amacıyla kullanılan alanlarda yapılan izleme çalışmalarında “mikrobiyolojik parametrelerin” esas alındığını bildirdi.
“TEHLİKE GÖSTEREN YERLER, YÜZMEYE KAPATILIYOR”
Yönetmelik çerçevesinde Sağlık Bakanlığının belirlenen noktalardan numune alarak analizlerini yaptırdığını ifade eden Akça, bu kapsamda Türkiye genelinde 2009'da toplam 1083 noktadan 15'er günlük periyotlarla numune alınıp, analizlerinin yapıldığını söyledi. Analizde mikrobiyolojik parametrelere bakıldığını anlatan Akça, “Mikrobiyolojik sıkıntı yoksa orada yüzülebilir demektir. Zaten başka türlü kirliliklerin olması beraberinde mikrobiyolojik kirliliği de getirir. Yani kimyasal açıdan su kirliyse, organik madde kirliliği varsa zaten orada mikrop da oluşur” diye konuştu.
Analizlerin ardından girilmesinde sakınca bulunan denizler, tehlike gösteren yerlerin plaj yönetimi, belediyelerle yapılan girişimler sonucu gerekirse geçici olarak yüzmeye kapatıldığını bildiren Akça, ayrıca Sağlık Bakanlığının numune sonuçlarını, sonraki yıl şubat ayı başlarında değerlendirmesi için Çevre ve Orman Bakanlığına ilettiğini kaydetti.
Çevre ve Orman Bakanlığının da kalite açısından kötü durumdaki yerleri mercek altına alıp analiz ettiğini anlatan Akça, “Neden buralarda bir kalite sorunu var, bunun kirletici kaynağı nedir? Kaynağı araştırır, tespit eder. Kaynağın ilgilisi kimse, belediye midir, sanayi tesisi midir, başka bir yer midir, onunla ilgili tedbirleri alır ya da aldırır” dedi.
2 BÜYÜK ARITMA TESİSİ
En büyük kirletici kaynağın evsel atık sular olduğuna dikkati çeken Akça, bunların içinde çok yüksek oranda patojen olabileceğini, mikroorganizma ihtiva ettiklerini ve yüzme suyu ortamlarını yüzme açısından sakıncalı yerler hale getirdiklerini söyledi.
İstanbul'da 3, Kocaeli ve Yalova'da 2'şer olmak üzere 7 büyük arıtma tesisinin inşa halinde olduğunu bildiren Akça, “İstanbul'daki özellikle Ambarlı ve Ataköy arıtma tesisleri, toplam 5-6 milyonluk nüfusun atık suyunu ileri arıtma yapacak. Bunlar da tamamlandığında Marmara Denizi'nde evsel kirlilik açısından büyük bir sorun kalmayacak” diye konuştu.
İZMİT KÖRFEZİ HALA ÇOK RİSKLİ
Marmara Bölgesi'nde deniz suyu kalitesi açısından 2009 yılında 296 noktanın izlendiğini belirten Akça, bunlardan 270'inin mikrobiyolojik açıdan yönetmelikte belirtilen değerlere uygun, yani yüzülebilir olduğunu bildirdi. Bu noktalardan sadece 26'sının yüzülemez durumda olduğunun belirlendiğini anlatan Akça, şunları kaydetti: “Bunlar İzmit Körfezi civarında. İzmit Körfezi, 20-30 yıl öncesinde Türkiye'nin en kirli noktasıydı. Birçok tedbir alındı, sanayi atık suları arıtma tesisleri yapıldı. Ama buralarda halen önemli sanayi tesisleri var. Dolayısıyla İzmit Körfezi'nde birkaç sıkıntı var, diğerlerinde önemli ölçüde sıkıntı yok. Marmara'da plajların yüzde 90'ında denize girilmesi açısından hiçbir sıkıntı bulunmuyor.”