Yazar: Serpil ÇOLAK

Köpek kavgasında ‘evet’ oyu istedi
2 Eylül 2010, Perşembe

Köpek yüzünden başlayan kavgada konu nasıl olup da siyasete geldi;
Taraflardan biri hem kavgaya karışanlardan hem de izleyenlerden nasıl ‘evet’ oyu istedi;
Hepsi bu yazıda...
Okurken ağzınız bir karış açık kalacak, şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacaksınız.
Hazırsanız, başlıyoruz.
İzmit’in merkezinde, Atatürk Bulvarı mevkiinde ‘Anıl Cafe’ adında bir kafeterya var.
Bu kafeteryanın etrafında her zaman üç-beş sokak köpeği olur.
Siz benim ‘sokak köpeği’ dediğime bakmayın, hepsi sanki eğitim almış, insanlarla bir arada yaşamaya alışmış;
Kimseye en ufak bir zararları yok, sevimli mi sevimli hayvanlar.
İşte bu kafeteryanın önünde önceki akşam büyük bir ‘kavga’ çıktı.
Kavganın nedeni köpekler.
Kafeteryanın üzerindeki apartmanda oturan bir bayanın ‘bu köpekler bana saldırdı’ diye bağırması;
Kafeteryada oturan müşterilerin buna itiraz etmesi.
Evet, o esnada kafeteryada oturan ve atılan ‘çığlık’ üzerine yerinden kalkıp bakmaya giden bir bayan ile;
Kızının çığlıklarını duyar duymaz don gömlek aşağıya inen bir ‘eğitimci’nin tartışmasına şahit olacaksınız şimdi.
*******
Kendisi de köpek sahibi olan bu bayanı gören eğitimcimiz başlar bağırmaya;
‘Niye bunlara su ve ekmek veriyorsunuz. Bunların hepsini toplatacağım, zehirleteceğim.’
Duydukları karşısında tüyleri diken diken olan hayvan sahibi bayan;
Bu köpeklerin kimseye bir zararının olmadığını söylese de;
“Siz onlara zarar vermeye kalkmazsanız, onlar da size bir şey yapmaz” dese de;
Kafe sahibi araya girip ‘Onlar da canlı. Bir kap su koyacağız tabii ki. Artan yemekleri veriyoruz, çöpe mi atalım’ diye çıkışsa da;
Eğitimcimiz susmaz.
Kafenin üzerindeki evine doğru bakan eğitimcimiz balkondaki eşine;
“At ulan silahımı, hepsini teker teker vurayım” der.
Bunun üzerine daha da dehşete düşen hayvan sahibi bayan;
“Siz ne biçim eğitimcisiniz. Böyle mi eğiteceksiniz çocukları” diye çıkışır.
Sen misin bunu söyleyen.
Eğitimcimiz başlar;
“Seni süründürürüm, seni vururum. Yahya Kaptan’da da var zaten sizin gibi köpek sever manyaklar.”
*******
“Pes” diyorsunuz değil mi?
Durun daha bitmedi.
Eğitimcimizin hışmından kafenin sahibi de nasibini alır.
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben Rizeliyim. Başbakan’ın adamıyım. Kapattırırım bu kafeyi.”
“Hoppala” değil mi?
Bu çok saygıdeğer eğitimcimize kafe müşterileri ne dese boş.
“Gazeteler, televizyonlar ‘bir kap su, bir kap yemek’ diye bağırırken siz eğitimci olarak neredeydiniz?” diye soran bayan bu kez de;
“Bir daha buraya gelmeyin, ayaklarını kırdırırım senin” tehdidiyle karşılaşır.
Bu tehdit karşısında “Sizin amacınız ne?” diye sorarken;
Konu birden bu hayvansever bayanın kızına gelir.
O esnada yanında duran kıza bakan eğitimcimiz;
“Sen önce kızına bak, açık seçik geziyor” demez mi?
Bakın konu nereden nereye geldi.
Kavga “Benim kızımdan size ne...” diye başlar ve “Biz, sizin okulunuzda, emrinizde çalışan insanlar değiliz” diye devam eder...
İyice coşan eğitimcimiz bu kez de topluluğa döner;
“Hepiniz ‘evet’ diyeceksiniz” diye bağırmaya başlar.
*********
Bu esnada polisler de gelir, zabıtalar da...
“Ben .... okulun yöneticisiyim” diye kendisini tanıtan eğitimcimiz;
Zabıtalardan köpekleri toplayıp atmasını talep eder.
Bunun üzerine kafedeki müşteriler yalvar yakar duruma gelir;
Hayvanların kimseye bir zararı olmadığını anlatmaya çalışır.
Polis ortalığı sakinleştirir, herkes evine gider;
Ancak hayvan dostları uyuyamaz bütün gece.
Ya uyandıklarında köpekler götürülmüşse.
Dün sabah kalktıklarında korktuklarının başına geldiğini anlarlar.
Köpekler ortada yoktur.
Nereye götürüldüğünü bilen de yok.
Hayvanlara geçmeden önce sormak istiyorum size...
Bu nasıl bir eğitimci?
Bu mantıktaki insanlar mı bizim çocuklarımızı eğitiyor?

O halde vay bizim halimize...
*****
Gelelim köpeklere...
Şimdi onları yuvalarından ettiniz-orasını evleri biliyorlardı çünkü- başka bir yere attınız?
Onların yaşam alanlarının üzerine binalar dikerek, onları sürekli evlerinden kovduğumuzu bilmem hatırlatmama gerek var mı?
Nerede yaşayacak bu köpekler?
Uzaya mı gitsinler?
Hem yuvalarına el koy, hem de hiçbir şey olmamış gibi onları kov.
Böyle bir mantık var mı ya...
Yapmayın Allah aşkına.
Daha önce de yazdım, yine yazıyorum.
Bu dünya sadece bizim için yaratılmadı.
Hayvanlarla birlikte yaşamak zorundayız.
Onları sevmesek de onların yaşam hakkına saygı göstermek zorundayız.
Siz onlara bir şey yapmadığınız sürece;
Biliniz ki onlar da size bir şey yapmaz.
Siz onlara yemek de vermeseniz, su da vermeseniz fark etmez.
Biliniz ki onlar sizi sevmeye devam edecek.
Çünkü tek istedikleri sevgi.
Lütfen biraz saygı!

Bu yazi toplam 2032 defa okundu
YAZDIR