
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile İSU’da çalışan;
Baskı, tehdit ve şantajla Hizmet-İş’e geçmeye zorlanan;
Geçmedikleri taktirde kapı önüne konulacaklarını bilen;
Belediyesi-İş Sendikası’na üye 3 bin 500’e yakın işçi haklarını helal etmeyecek.
Ne İbrahim Karaosmanoğlu’na;
Ne Münir Karaloğlu’na;
Ne Mustafa Çöpoğlu’na;
Ne de Ömer Polat’a...
İş yeri baştemsilcisi ve üst kurul delegesi Sedat Küçük söylüyor bunları.
Ve diyor ki;
'Baskı yapan herkesin bu işçilerden helallik alması lazım.'
Ben de diyorum ki;
Yüce yaradan 'Bana kul hakkıyla gelmeyin' demiş.
Eeee, şimdi ne olacak?
İslam dinini hakkıyla yaşadığını iddia eden Büyükşehir’in yöneticileri ne yapacak?
Bu kadar insan hakkını helal etmezken...
Ne yapacak biliyor musunuz?
İşçileri serbest bırakacak.
Yani, en başta yapmaları gerekeni yapacak.
Bununla ilgili bir öneri de getiriyor başkan yardımcısı Veli Göl ve iş yeri baştemsilcisi Sedat Küçük.
Bakalım nasıl bir öneri?
Karaosmanoğlu’ndan bir yazı yazıp, altını imzalayıp, bütün iş yerlerini asmasını istiyorlar.
Üzerinde 'Bu iş yerinde baskı yoktur, herkes istediği sendikaya üye olabilir' yazacak.
Zaten Karaosmanoğlu da çıkıp 'işçilere baskı yapmıyoruz' dememiş miydi?
O halde ne sakıncası olabilir?
Öneri pekala yerine getirilebilir.
*******
Karaosmanoğlu bunu yaparsa ne olur biliyor musunuz?
Bütün gazetelere yaptığı 'baskı yok’ açıklaması inandırıcı olur.
İşçi 'Vay be. Başkanımız gerçekten samimiymiş' der.
Yapılanları Hizmet-İş yöneticilerinin işgüzarlığına verir.
İşçi;
Belediye-İş’i bırakıp, Hizmet-İş’e geçmesi için kendisini zorlayan müdürüne ya da şefine;
Bu yazıyı göstererek gereken cevabı verebilir.
'Bana baskı yapamazsınız' diyebilir.
'Benim arkamda kapı gibi başkanım var' diye gururla dolaşabilir.
Kendisini daha rahat ve güvende hissedebilir.
Bu ne demektir biliyor musunuz?
'Kocaeli’nin başkanı' sloganıyla yola çıkan Karaosmanoğlu’nun;
Gerçekten herkesin, aynı zamanda işçinin de başkanı olması demektir.
Belediye başkanı olduktan sonra parti rozetini çıkarmış olmasına bir örnektir.
Herkese, bu vatandaş olsun, belediyede çalışan işçi olsun;
Herkese, ama herkese eşit davranması demektir.
İşçinin sevgisini ve saygısını bir kez daha kazanması demektir.
İş barışının sağlanması, huzurlu bir çalışma ortamının yaratılması demektir.
Daha ne olsun?
*******
Sendikacılar 'baskı var’, siz 'yok’ diyorsunuz ya...
Baskı olup olmadığını nasıl anlarsınız biliyor musunuz?
Ortaya bir sandık koyarsınız.
Bakın bakalım işçiler hangi sendikayı tercih edecek?
İşte demokrasi budur.
Sendikacıların iddiasına göre;
Baskı kalktığı gün geri dönüşler olacak.
İşçiler, daha önce 'Belediye işçileri zam istemedi' şeklinde açıklamalar yapıp büyük bir skandala imza atan Hizmet-İş yerine;
Kendi dillerinden anlayan Belediye-İş’e koşacak.
Kısa bir ayrılıktan sonra.
Tabii bu arada AKP İzmit İlçe Başkanlığı’na da aday olan İSU kanal koordinatörü Nedim Arsal ile Su İşleri Müdürü İrfan Gün, 5. Noter’de oturmaktan vazgeçerse...
Tahmin edeceğiniz üzere bu ikili notere çay-kahve içmeye gitmiyor, orada vakit öldürmek için bulunmuyor.
Tam üzerine bastınız;
Belediye-İş’e geri dönmek için notere gelen işçileri tehdit etmek üzere oradalar.
Ama sendikacılar buna da bir çare bulmuş.
5. Noter’den yetkili birini sendika binasına getirmiş.
Artık geri dönmek isteyenlerin sendika binasına gitmesi yeterli.
İşlemlerini burada yaptırabilirler.
Eee, demokraside çareler tükenmez.
*****
Ne düşünüyorum biliyor musunuz?
Keşke ne İbrahim Karaosmanoğlu ne de Büyükşehir’in diğer yöneticileri bu işin içine hiç girmeseydi.
İşçilerin sendikasına hiç karışmasaydı.
Kim hangi sendikayı istiyorsa, ona üye olsaydı.
Rekabet eşit şartlarda yapılsaydı?
Ama iş işten geçmiş değil.
Zararın neresinden dönülürse kardır.
Buradan Sayın Karaosmanoğlu’na bir tavsiyem olacak.
İşçinin çalıştığı kurumu benimsemesi;
O kurumun başındaki kişiye güvenmesi;
Ona saygı duyması;
Gerektiğinde ona sırtını yaslayabileceğini bilmesi;
Kendini güvende hissetmesi;
Ve en önemlisi de huzur içinde çalışması gerekir.
Eğer verim istiyorsanız.
Eğer başarılı olmayı hedeflediyseniz.
Yoksa her kata güvenlik görevlileri yerleştirmekle olmaz bu işler.
Bir başkan, kendi işçisinden korkuyorsa hiç olmaz.
Aksine onu sevgiyle kucaklamalı.
Her şey sevgiyle başlar.
Öyle değil mi?