Onurumuz ve gururumuz olan vatanımdan sonra en çok hoşlandığım ülke İtalya'dır. Çok genç yaşlardayken müziği, futbolu ve dili beni etkilemiş olabilir. Fakat 1956 yılında bir yaz öğrenim bursu kazanarak gittiğim ve lisan eğitimini sürdürdüğüm, sonraları da devam eden, 1965-1966 yıllarında Çocuk Mahkemeleri ihtisası ile sonuçlanan bu ilişki, eşimin de modacı olması ve geçmişte Milano ile olan iş bağlantılarının yarattığı sevgi bağı sonucu artık gönül birlikteliği ile sürüp gitmektedir. Arada sırada ziyaret ederek hasret gidermek, esnafı ve işportacısı ile konuşmak, dolaşmak, spagetti ile pizza yemek ve yeni birşeyler görmek bizde bir alışkanlığa dönüştü.
Bu kez Paskalya nedeniyle dört günlüğüne bir tura Floransa'nın yolunu tuttuk. İtalya yirmi bölgeye ayrılır. Bizim gittiğimiz Floransa, Toskana Bölgesi‘nin başkentidir. Sanatçılara büyük destek veren Medici Ailesi‘nin 300 yıl hüküm sürdüğü Rönesans'ın merkezi olan şehrin merkez nüfusu 400.000, il nüfusu ise bir milyon kadardır. İl içerisinde seksen üniversite ile yüzlerce müze bulunduğunu ve Mikelangelo, Leonardo da Vinci, Machiavelli ve Dante'yi zikretmenin yeterli olacağı kanısındayım.
Bir günümüzü Toskana Vadisi‘ni dolaşmaya ayırdık. Ara yollardan erguvan ağaçlarının bile çiçek açtığı erken gelmiş baharın güzellikleri içerisinden geçerek ünlü üzüm bağlarını ve zeytin bahçelerini gördük. Dikkatimi çeken nokta, artık tüm zeytin ağaçlarının doruktan budanıyor ve fındık ağaçları veya salkım söğüt şekline dönüştürülmüş olmasıydı. Diğer önemli görüntü tabiatın temiz tutulmasıydı. Belli noktalara üç ayrı renkte çöp konteynerleri koymuşlar, atıklar cinslerine göre buralara bırakılıyor. Hiçbir yerde atılmış bir tek naylon torba bile göremedik. Ayrıca hiçbir yerde sahipsiz bir köpek veya kedi göremezsiniz. Herkesin elinde köpeği gezip duruyorlar, ama etrafı kirletmek yok. Rastladığımız en kötü görüntü, tuvaletler. Taşrada da, kentlerde de klozetlerde kapak yok, onun için gidenlere çantalarında ıslak mendil buludurmalarını öğütlerim. Gün boyunca Pisa Siena ve San Gimignano şehirlerini gezdik. Pisa Kulesi biraz daha yana yatmış, yolu üzerinde yüzlerce satış dükkanı, tezgahtar ve seyyar satıcılar sıralanmış. Hemen hepsi Bengladeş, Senesal ve Somali'de iltica edenler. Türklerin geldiğini gören bu müslüman satıcılar hemen büyük Türk bayrakları astılar. Ben de bir tanesini öperek onlara cevap verdim. Bizden başka ülkelere bu davranışın yapılmadığını söylediler. Türk insanı her yerde farklı, kısa da olsa kalıcı iz bırakabiliyor. Gezdiğimiz bu kentler çok eski, tepe üstlerine kurulmuş kültür mirası tarihi yerler. Bizim Mardin gibi, ancak bir taşı bile değişmemiş. Her yerde hediyelik şarap (Chianti en ünlüsü), peynir, zeytinyağı, domuz salamı ve tabii makarna satılıyor. Zeytin yağları artık aromalı yapılmaya başlanmış. Mağazalara bakarken iki husus dikkatimi çekti. Hiçbir yerde telefon satan dükkan ile kadın kuaförü görmedim. Bu durum bizdeki nüfusun dinamikliğini, onlarda da yaşlığını gösteriyor. Siena'nın bankası 1452 yılında kurulmuş, kız voleybol takımı da son iki yıla kadar bize nefes aldırmıyordu. Etrafı seyrederken gözümüzü rahatsız eden binalar, cam giydirmeler, yüksek apartmanlar kesinlikle görmedik. Sadece duvarlarda yazılar ve resimler çok.
Otelin yanındaki küçük bir ara duraktan otobüse bindik. Beklerken panodan otobüsün nerede olduğunu ve geleceği dakikayı görebiliyorsunuz. Bayram olduğu için kalabalıktı. Bir genç eşime yer verdi. Bizim unuttuğumuz bu jest bana öğrencilik yıllarımı hatırlattı.
Son olarak da geçen pazar günü Floransa'dan trenle iki saat uzaklıktaki tarihi şehir Perugia'ya gittik. Hava kötüydü; yağmur, soğuk ve yükseklerde kar derken şehre geldik. Mini metro yapılmış, altışar kişilik vagonlar devamlı hareket halinde. Onunla tepedeki merkeze çıktık ve okuduğum üniversitenin kapısına dayandık. Bir iki resim çektirdik, ancak kısa süre önce zatürre geçiren eşim üşüdü, her yer kapalı, şansımıza bir taksi geçiyordu onu durdurduk ve doğru istasyona geri döndük. Halbuki ev sahibimin kızını arayacaktık, olmadı. Bir dahaki sefere kaldı, eşimin üşümesi ondan daha önemli tabii. İtalya'da sokakta taksi bulunmaz, belli yerlerde telefon var onunla çağırmak gerekiyor.
Görünen o ki, oto yollarımızla, hava alanlarımızla, konaklama tesislerimizle övünebiliriz. Süregelen inşaatlarımız, tatil beldelerimiz ve eğlence merkezlerimiz yabancıların aklının almadığı kalitede. İtalya'nın övündüğü kuzey-güney güneş otoyolu iki şeritli hali ile bizim bölünmüş yollarımızdan daha eski ve bakımsız ve halk mutsuz görünüyor.