
Yazıma nasıl, nerden başlayacağımı bilemiyorum.
Yoğun bir haftaya girdik yine…
Yarın yapacağımız BİZİM KOCAELİ ÇOCUK ŞÖLENİ hazırlıklarım son aşamasına geldi.
12 ilçeden ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin katıldığı coşku dolu şölenimizin heyecanını yaşamak varken, bu güzel etkinliğin arefesinde bu tür bir köşe yazısı yazmak beni de rahatsız ediyor, ancak yazdıklarımı okuduğunuzda, eminim ki sizler de kulaklarınıza inanamayacaksınız!...
Şölen dedik…çocuklarımız dedik…
Geleceğimizin teminatı olan bu sevgili yavrularımız, ilköğretim, lise derken, yarın öbürgün üniversiyete başlayacak.
İlimizin de bu anlamda çok güzel bir üniversiteye sahip olduğumuzu hepimiz biliyoruz.
Kocaeli Üniversitesi sadece ilimizin değil, ülkemizin de sayılı üniversitelerinden birisi…
Bu durumdan elbette hepimiz memnunuz…
***
Ancak konu eğitim olunca ilk ve ortaöğretim kurumları gibi üniversiteler de hepimizi çok ilgilendiriyor.
Üniversitemizin birçok fakültesinin yanında, kuruma bağlı hizmet veren birçok meslek yüksek okulu da bulunuyor.
2 ve 4 yıllık eğitimleri olan bu kurumlarımızın sayısının her geçen gün artması bizleri mutlu ediyor.
Bunlardan biri de Kocaeli Meslek Yüksekokulu…
1976 yılında açılan okul, 1981 yılında İşletme, Muhasebe ve Elektronik Programları da dahil edildi.
Daha sonra Kocaeli Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi ve Kocaeli Meslek Yüksekokulu'nun ilgili fakülte ve bölümleri, Yıldız Üniversitesi’ne bağlanmış, 3 Temmuz 1992 tarihinde de Kocaeli Mühendislik Fakültesi ile Kocaeli Meslek Yüksekokulu ayrılarak Kocaeli Üniversitesi adı altında örgütlendi.
1992 yılında Kullar'daki yeni binalarına taşınan meslek okulu, 1988 yılında YÖK Dünya Bankası Endüstriyel Eğitim Projesi kapsamına alınmış olup yönetici ve öğretim elemanı yetiştirme programları yanında atölye ve laboratuarların çağdaş imkanlar ile donanımı konusunda birçok avantajıyla hizmete devam etmiş.
Yani ilimizde ilk açılan meslek yüksek okullarımızdan biri…
***
Kocaeli Meslek Yüksekokulu Kartonsan Yerleşkesi’nde öğrencileri çok rahatsız eden şeyler yaşanıyormuş!
İddialara göre öğrenciler yaşadıkları bu olayları korku ve baskıdan ortaya çıkıp anlatamıyormuş!
Çünkü öğrenciler aynı zamanda tehdit ediliyorlarmış!
Öğrencilerimizden bazıları dertlerini benimle paylaştılar.
Anlatılanlar dehçet verici…skandal…kulaklarıma inanamadım!...
Kullar MYO’da neler oluyor?...
Okulda özellikle üç erkek öğretmenin kız öğrencilere yaptığı tavırlar hiç de hoş değil, hatta mide bulandırıcı!...
Ben de bir anneyim ve büyük emeklerle büyüttüğümüz, üniversite gönderdiğimiz çocuklarımızın bu moral ve baskıyla eğitim almalarını elbette istemeyiz, hele bu moralle başarı beklemek çok zor!
***
Sözü geçen öğretmenlerin isimleri bende mevcut!
Gerçi bu tür insanlara “eğitimci” demek bile içimden gelmiyor ama neyse!...
Peki ne yapıyormuş bu hocalar?
Bu hocalar maalesef öğrencilerine sözlü, dokunarak veya psikolojik tacizler yapıyormuş!…
Evet evet yanlış duymadınız, sözlü ve fiziki tacizler!…
Örneğin; bahsedilen isimlerden biri “Seni bir kere öpebilir miyim, ne zaman diskoya gideceğiz, hadi içmeye gidiyoruz, teknelerde içelim, sen niye gelmedin, niye kaçtın, sen satıcısın…” gibi abuk subuk sohbetler!
Bir diğeri, “Neden siz eğlenmeye gittiniz, neden bizi götürmediniz…” gibi gençleri şaşırtan laflar!
Bir diğeri ise hem de odasına çağırdığı kız öğrencilere “Sen parayla gidiyorsun, ama benimle birlikte olmuyorsun, benimle de ol, yoksa dersimden geçemezsin!...” gibi tüylerimizi diken diken eden sözler!
Ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi kız öğrencilerin saçını okşamalar, yanağından makas almalar…hatta sınav anında bile eğilerek dikkatini dağıtan tavırlar…gibi birçok iddialar!
***
Bu nedir ya!…
Bu nasıl eğitimciliktir!
Biz çocuklarımızı kimlere temsil ediyoruz!
İnanın sinirlerim oynadı bunları dinlerken!…
Resmen duyduklarıma inanamadım, inanmak istemedim!
Gençler bu yaşadıklarını korkudan ne çevrelerine ne de ailelerine söyleyebilmişler!
“Hocam siz bir eğitimcisiniz ve çevrenizde bu konularda etkin olan kişiliğinizi duyduk, onun için size söyledik. Lütfen bize yardımcı olun!...” demeleri bile bir anne olarak yüreğimi acıttı!
Umarım kurumda derhal önlemler alınır.
Çünkü bu konudan sadece öğrencilerveya ben değil, sanırım şu dakikadan itibaren sizler de rahatsız oldunuz!…
Konu çok önemli…yetkilileri acil bir şekilde göreve davet ediyorum!...
Gelişmeleri burdan sizlerle paylaşacağımı da bildirmek isterim!
30 Mart günü okulunda fenalaşan ve kaldırıldığı hastanede “aort damarı patlaması” teşhisiyle 7 saat süren ağır bir kalp ameliyatı geçirmişti.
Durumu çok ciddiydi…hatta hastaneye getirildiğinde daha önceki köşe yazılarımda da bahsettiğim gibi doktorlar kendisi için “iptal” ifadesini kullanmıştı.
Bizler öğretmenimizin sadece kalp krizi geçirdiğini düşünüyorduk, meğerse öğretmenimiz o anda beyin kanaması da geçirmiş!
Yani aort patlaması, kalp kapakçı zedelenmesi ve beyin kanaması…
İnsan hayatını tehdit eden üç önemli teşhis, aynı anda bir arada!...
Müthiş bir olay…yani ölümlerden döndü sevgili arkadaşım!...
***
Neyse 3-4 gün yoğun bakımdaki kritik saatlerden sonra servise alınan arkadaşımızın bu tedavisi de bitti ve hastaneden taburcu oldu.
Aslında Akmeşe’de oturan öğretmenimiz, şu anda Köseköy’de oturan aile dostu ve can arkadaşı olan bir yakınının yanında dinleniyor.
Şu anda doktorları kendisine ziyaret yasağı koymuş.
Kendisiyle telefonla konuştum, sağlığı çok iyi, kendini çok iyi hissediyor, ancak uzun bir süre sonra yeniden sağlıklı bir şeklide aramıza dönen sevgili arkadaşım bana bir yerde buluşup, kahve içme sözü verdi.
Ben de kendisiyle görüştüğüm ilk anı fotoğraflarıp sizlerle paylaşma sözü veriyor ve “Aramıza tekrar hoş geldin Sevgili Tülay” diyorum!...
Eğitimsiz kalmayın, öğretmenlerinizi unutmayın!...