
Bu kentin kimilerine göre çok, kimilerine göre az sorunu var. Ben bütün olumsuzluklara, eksiklere rağmen Kocaeli’nin en azından diğer kentlere göre daha iyi durumda olduğuna, daha yaşanılır bir kent olduğuna inanıyorum.
Sorunlarımız yok mu?
Kesinlikle var.
Hem de çok ama çok önemli, hayati sorunlarımız var.
Bunların çözülmesi, bu sorunlara öncelik verilmesi gerekiyor.
Sıkıntımız sorunlarımızın önceliklerini belirleyememekte.
Çok gereksiz işlere vakit ayırıyor, çok gereksiz işlere para harcayıp zaman tüketiyoruz.
Bırakalım kardan kapanan sokaklarımız bir gün geç açılsın, bırakalım konser yapmayalım. Bırakalım çim ekmeyi, çiçek ekmeyi ağaç ekmeyi bir süre.
Ölmeyiz bunları yapmazsak..!
Amma..!
Bu kente, hem de bir buçuk milyonluk kentte eğer yoğun bakım ünitesi işini çözmezsek ölürüz.
Evet, hiç abartmıyorum ölürüz.
İnsan hayatından daha önemli hiçbir şey yok.
Bu nedenle bu kentte yoğun bakım ünitesi işi çözülmeli.
Bu konuda epey yol alındığını biliyorum.
Ama yetmiyor. Önceki akşam ablam bir kaza geçirdi ve evinin balkonundan düştü. Ameliyat olacak ve sonrasında yoğun bakımda tedavisi sürecek.
Yok.
Yoğun bakım ünitesi yok.
Gazeteciliğe başladığım yıllarda tanıdığım beyin cerrahı doktor Levent Arca gece geç saatlerde de olsa ameliyatı yaptı ve görevini bitirdi.
Ondan sonrası ise tam bir facia.
Çünkü yoğun bakım yok.
Beyin ameliyatı olan hasta için başladık yoğun bakım aramaya. Biz öyle ya da böyle bulduk. Ameliyattan çıkan hastayı zar zor bulduğumuz hastaneye götürdük.
Peki, bulamayanlar ne yapacak?
Düşünmek ve yazmak bile istemiyorum.
Ölecekler.
Başka anlatımı yok bunun.
Her gün devam eden bir sıkıntı bu. Çevrenizde de mutlaka duymuşsunuzdur bu sıkıntıyı. Yoğun bakım ünitesinde yer bulamadığı için İstanbullarda hastane hastane dolaşanları, dolaşırken ölenleri mutlaka duymuş ya da şahit olmuşsunuzdur.
İşte bu nedenle ben diyorum ki bu kenti yönetenler ne yapıp edip mutlaka bu yoğun bakım ünitesi işini çözmelidirler.
Bunun için ne yapılır bilmiyorum. Kampanya mı yapılır, başka şeyler mi yapılır bilmem.
Bildiğim tek şey bu kentte insan sağlığını bire bir ilgilendiren bir YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ sorunu var.
Ben yaşadım.
Hem de çok acı bir şekilde. Başkaları hiç yaşamasın.
Maalesef bu memlekette uyarı yapmak, yaşanacakları önceden tahmin edip uyarı yapmak suçmuş. Günlerdir Köseköy’de kooperatifçilerin yaşadığı bir olayı gündeme getiriyorum. Ben ne kamyoncuları tanırım ne de Petroyağ Tesisi'nin sahibini. Kamyonumda yok, otobüsüm de yok. Bildiğim tek şey kamyoncular tesisin sahiplerinin kendileriyle görüşmediğini, adam yerine koyulmadığını, bütün görüşme taleplerini geri çevirdiğini söylediler. Bu kentte yaşayan bir gazeteci olarak bu sıkıntıları dile getirdim. Ne Petroyağ Tesisleri ile ilgili olumsuz bir yazı yazdım, ne de birilerini rencide ettim. Sadece uyardım.
Aman Allahım..!
O da ne..!
Petroyağ Tesisleri'nin vekili avukat Atakan Sonugelen’den iki sayfalık bir açıklama geldi. Yerim olsaydı eğer bu açıklamayı yayınlamak isterdim. Beni neredeyse kooperatif başkanı yapıp yerden yere vurmaya kalkmış. Bol bol edebiyat, bol bol geyik yapmış. Herhalde sayın Atakan Sonugelen kelime başına ücret alıyor Petroyağ Firması'ndan.
Neyse bunlar onun kendi bileceği iş. Ben sadece uyardım. Uyarmanın suç olduğunu bilmiyordum. Bundan sonra günah benden gitti.
Hani derler ya ‘ Ne haliniz varsa görün’ işte o hesap sayın Petroyağ ve onun sevgili vekili Atakan Sonugelen.