İNSAN İHALE EDECEKLER!

 İnsan ihale edecekler!

Kiralık işçi yasası için, “İnsan ihale ediyorlar” diyen ESM Şube Başkanı Yener Çalışkan, Türk toplumunun örgütlü bir toplum olamadığını söyleyerek, “Sistem bizi bölmüş, parçalamış” ifadelerini kullandı

Kamu Emekçiler Sendikası Konfederasyonu (KESK)’na bağlı olan Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM)’nın şube başkanı Yener Çalışkan ile çalışma yaşamını, kiralık işçi yasasını ve kıdem tazminatını konuştuk. Türk toplumunun örgütlü bir toplum olamadığını söyleyen Çalışkan, “Sistem bizi bölmüş, parçalamış. Bir yasa çıkarıyorlar, onunla mücadele ederken bir yasa daha çıkarıyorlar. Her şeyimiz yarım kalıyor” dedi.
Çalışma yaşamının zorluklarına karşı tüm sendikaların birlikte hareket etmesi gerektiğini söyleyen Çalışkan, “İnsanların dünya görüşü olsun ama bu sendika siyaset ilişkisine de mesafe koysun. Oturup konuşacağız, başka şansımız yok. Ben bu yasadan dolayı kaybediyorsam Memur-Sen’li de MHP’li de AKP’li de kaybedecek” ifadelerini kullandı.

 

Öncelikle Enerji Sanayi ve Maden Sendikası'nın kapsadığı iş kolları hangileri?

-Üçünü bir araya koyduğunuz dünyanın ortak sayabileceği rantın daha çok döndüğü bir iş kolu. Hepsi sermayeyi kabartan iş kolları, o yüzden hepsi özelleştirildi. Bizim iş kolumuz özelleşmenin yoğun olarak yaşandığı bir iş kolu. Bu yüzden sıkıntılar da oluyor. KESK olarak kendimiz özelleştirmelere karşı bu iş kollarındaki yerlerin kamu tarafından yönetilmesinden tarafız. SEDAŞ da mesela bizim iş kolumuzdaydı. Özelleştirilmemesi için mücadele verdik. Bunu niye diyorduk, enerji iş kolu ikinci bir alternatif yaratacağın bir alan değil. Enerji bir yerden üretilip öyle dağıtılıyor. Kocaeli'de enerjide tekel durumu vardı.
Sadece KESK değil tüm sendikalar giderek güç kaybediyor. Hormonlu bir büyüme var, bunu da net söylüyorum bu Memur-Sen'den kaynaklanıyor. Memur-Sen sırtını iktidara yaslamış oradan örgütlenen bir yapı.
Hiçbir zaman örgütten para alarak bu işi yapmadık. Biz  hiçbir zaman siyaset işi yapmadık. Yeniden sendikal formatı düzenlemek gerekir. Diğer sendikaların da bu formata getirilmeleri lazım. 1980'den sonra çıkan yasaların çoğu kamu emekçileri ve işçilerin aleyhine çıkan yasalardır. Giderek geriye giden bir süreç var. Türk-İş'in bu süreçte duyarlı davranması burada etkili. Şu anda mesela kıdem tazminatı 30 gün üzerinden prim yatması gerekirken bunun 15 gün olası sağlanacak. AKP'li çalışanlar da tedirgin. Bu yüzden dediler, 'bu yasa şimdi çalışanları etkilemeyecek' diye. Rüşvet gibi. Bizim çocuklarımızın geleceğini alıyorlar resmen.
Türk-İş başkanı çıktı; 'kırmızı çizgimizdir' dedi. Ne çizgisi, delik deşik olmuş. Bundan iki ay önce de kiralık işçi yasasını söylüyorlardı. Bu sistem de taşerondan daha kötü bir sistem. Örgütlülüğü, güvenceyi ortadan kaldırıyor. Kiralık işçi yasasında gideceksiniz, mesela ben DSİ'de çalışıyorum. Kiralık işçi, yeni yeni başladı, giderek yaygınlaşacak. Tamamen sermayenin emperyalizmin doğrultusunda yasalar çıkartılıyor.

 

BİZ ÜYELERİMİZİ SATMAYIZ

Bunu sunarken çok güzel bir şeymiş gibi sundular...

-Günübirlik yaşayan bir toplumuz, okumuyoruz. Benim gibi insanların kafası patlıyor okumaktan. Diyoruz ki, bir siyasi iktidarı destekleyebilirsiniz ama o iktidar sizin haklarınızı alıyorsa oraya karşı bir cephe oluşturmalısınız. İktidar elinizden oluyor kimse ses çıkarmıyor, be sosyalist bir insanım. Siyasi partim benim haklarımı elimden aldığında ben onun karşısına çıkmalıyım, ben öyle düşünüyorum. Burada Kemal Derviş döneminde, sol bir iktidar vardı. Bizi en çok eylem yaptığımız dönem o dönemdi. 15 günde 15 yasa çıkardılar. Ben o anda sol bir parti olsa bile kendi haklarımı savunmalıyım. Çalışma hayatı zor bir döneme devriliyor. Ama bir yerde durmak zorunda bu. Mesela Ali Koç demişti, 'kapitalizmi yeniden tarif etmek lazım' Şunu söylüyor yani 'biz ülkede sermaye grupları olarak çalıştırdığımız insanları sömürüyoruz. Yaşam hayatlarını ellerinden alıyoruz. Bunu bir noktadan sonra götüremeyeceğiz, gelin tedbirlerini alalım' Düşünseniz Ali Koç'un yerinde bir kişi 12 saat ve ayakta çalışıyor. 8 saati uykuda geçiyor, 2 saat yol geriye kalan saatte eşinle mi çocuğunla mı beraber olsun? Sermayenin standartları belli, ama bize gelince her ley esnek hale geliyor. Bunları aslında kapitalistlerin kendileri yaptı, daha çok para kazanmak için. 8 saati aşan bir çalışma hayatı doğru bir şey değil. En kötüsü de şu 1999 yılında sosyal güvenlik yasasını değiştirdiler, 2007’de revize ettiler. Şimdi, tam zamanlı çalışsanız da 25 yılda emekli olamıyorsunuz, primin her gün yatması gerekiyor. Mesela sizin hiç emekli olma şansınız yok. Bunlar 65 yaşı getirdiler, ne demek bu? 18 yaşında işe başlamanız gerekiyor ki emekli olmanız lazım. Bu getirdikleri yasalar insan onuruna aykırı şeyler. Dünyanın neresinde görülmüş bu? İnsan ihale ediyorlar resmen.

 

Bu kadar olumsuzluk var, toplum neden gerekli tepkiyi gösteremiyor?

-Karşı çıkılıyor aslında. İşbirlikçi sendikalar var. Aslında bunlara tüm sendikaların karşı çıkması lazım. Ama çıkmıyorlar. Çıkanlar kim? KESK, DİSK, TMMOB ve TTB. Bunlar da bu ülkenin aykırı çocukları, yaramaz çocukları. Her çıktığımızda cumhurbaşkanı laf atar. Memur-Sen’dekilerin çocukları hiç mi bu yasadan zarar görmeyecek? Düşünmüyorlar, böbürleniyorlar ya 1 milyon üyemiz var diyorlar. Nitelik anlamında yoksunuz. Onlar da biliyor ama ‘bizim örgütlediğimiz insanlar bize inanmıyorlar. Biz AKP iktidarında olduğumuz ve AKP bizi örgütlediği için insanlar burada’ diyorlar. AKP iktidardan gittiği zaman Memur-Sen diye bir şey kalmayacak. Ama şudur, KESK az da olsa vardır, devam edecektir. Nitelikli bir özelliği var. Kamu çalışanlarına sorun en güvendiğiniz sendika kimdir diye sorun, ‘KESK’ derler. Biz üyelerimizi satmayız. Üyelerimizin aleyhine çıkan yasalara müsaade etmeyiz. Sendikacılık yapamıyorlar. Dünya görüşlerine de aykırı.

 

KÖTÜ BİR DÜNYA BIRAKACAKLAR

Dediğiniz gibi nitelik ve nicelik meselesi var. Ama insanlar artık daha çok niceliğe bakar hale geldi. Bu durumun sebebi nedir sizce?

-Bize de soruyorlar, siz bunları anlatmıyor musunuz diye. Anlatıyoruz, onlar da çok iyi biliyor. Bir sendika düşünün yılda bir afiş çıkarır mı? Bizim ayda yüzlerce afişimiz gelir. Aslında biliyorlar dediğim gibi. Sistem bizi bölmüş, parçalamış. Bir yasa çıkarıyorlar, onunla mücadele ederken bir yasa daha çıkarıyorlar. Her şeyimiz yarım kalıyor. Bir de zaten Türk toplumu örgütlü toplum değil. Memur-Sen’deki insanların çoğu kayıtlı insan, örgütlü değil. Örgütlü insan başka bir şeydir. Örgütlü insan dediğin, bu yasalar çıktığında sokağa çıkar gücünün yettiği kadar mücadele eder. Çocuklarına kötü bir dünya bırakıyorlar.

 

Örgütlü lafından da biraz korkuyor gibiler diyebilir miyiz?

-Tabii. Örgütlülük dediğinde sol ve komünistlik geliyor. SEDAŞ özelleştirilirken bu Sanat Sokağı’nda imza kampanyası için stant açtık. Karşıda bir tane çocuk duruyor. Gel imza at, dedim. Yok siz komünist işler yapıyorsunuz, dedi. Ama daha komünizmin ne olduğunu bilmiyor. Artık ailesi ona nasıl anlatmışsa. Aslında mutlu oldum. Biz toplumun kanayan yaralarına parmak basmışız. Az da olsa mücadele ediyoruz. Bizi tutan nokta da orası. Dediğimizin bir tanesi de bir kere yalan çıksın. Seviniyoruz buna. AKP’ye MHP’ye oy veren arkadaşlarla bu yasalar hakkında görüşüyoruz, sonra bu yasalar geçince bize diyorlar ki ‘siz bunları söylüyorsunuz biz kulak ardı ettik’ Memur-Sen’in yöneticisi bile diyor ki ‘bakmayın biz ordayız ama onlara inandığımızdan değil, çıkarımızdan duruyoruz.’ İnan bunu bize söylüyor, şube yöneticisi ‘Memur-Sen’e inandığımız için değil, orada işlerimizi hallettiğimiz için duruyoruz’ diyor.

 

GEZİ’DEN BÜYÜK ŞEYLER YAŞANACAK

Herkes böyle düşünürse kötü. Peki nereye kadar böyle gidecek?

-Aynen. Şimdi vatanseverlik böyle ama. Bak mesela solcular dünyanın en iyi vatanseverleridir. Neden? Milliyetçilik diyerek kuru sıkı atıyorlar. Niye atıyorlar? Güneydoğu’dan bir şehit gelecek, bunlar da çıkacak ‘Ya Allah Bismillah’ diyecek. Bunun dışında bir şey yok. Mesela TÜPRAŞ satılırken bu vatanseverleri göremezsin. Milliyetçilik kavramının içini boşalttılar. Bu kavram Fransız ihtilalinden gelen bir şeydir. Aslında milliyetçilik hastalıktır. Bunun tedavisi de yoktur. Bence milliyetçilik vatanseverlik, yurtseverliktir. Milliyetçilik biz de farklıdır. İçi dogmatik şeylerle doludur. Din de dogmatik, tarihi de dogmatiktir bizim. Birisi araştırmıyor ya bu milliyetçilik nedir diye. Mesela MHP’ye sorabilirim; Güneydoğu’daki sorunlar olmasa siz topluma ne söyleyeceksiniz? İşçi sınıfına ne vaat edeceksiniz? Yok adamların öyle bir dünyası. Biz bunların yanında TÜPRAŞ satılırken solcuyduk. TÜPRAŞ’ın yanındaydık. Çünkü TÜPRAŞ, bu ülkenin fakir halkının vergileriyle yapılan bir kurum ve kar ediyordu. İyi yönetilmediği için böyle oldu, bilerek yaptılar bunu da. Mesela milliyetçileri orada görmedik. Ya bu ülkede okullar özelleştiriliyor görmüyorsun. Sağlık alanı özelleştiriliyor görmüyorsunuz. Dereler HES’ler oluyor yoklar. Sizin milliyetçilik, vatanseverlik kavramınız nedir? Bunları yapan kim? Barajın ömrü 40 yıllık, sonra işlevini kaybediyor. Oradaki tabiata tahribatını göreceksiniz. Karadeniz’e gidin kanallardan suları almışlar suyu boşaltıyorlar, oradan basınçla elektrik üretiyorlar. Bu konuları bizimle tartışamazlar mesela, çünkü dünyaları yetmez. Onlar sabitlenmişler. Biri çıksın bir şeyler anlatsın, sorgulamazlar. Mesela cumhurbaşkanı çıkıyor her gün çıkıyor, başbakan da her gün konuşuyor. Ya öyle şeyler söylüyorlar ki bir saat sonra söylediklerini inkar ediyorlar. Söyleyince de alkışlıyor, inkar edince de alkışlıyor toplum. Bu çelişki onların çelişkisi. Biz de gericileşen bir eğitim sistemi var. Herkes kendi dünyasında dinini yaşasın ama kimseye de empoze etmesin. Bırakın yasaları şunu da konuşmak gerekir. Toplum geriliyor. Kutuplaştırma üzerinden iktidarlarını devam ettiriyorlar. İleriki dönemler için, bu toplum yeterince gerildi ve kopacak. Kopmak da zorunda. Gezi sürecinden çok korkarlar mesela. Çünkü toplumu gerdiniz gerdiniz, bir yerde tepki gösterdi. Hala devam ediyor, bakın bu ülkede Gezi’den daha büyük şeyler yaşanacak. Bu ülke giderek daha gerici bir noktaya doğru gidiyor. Bu ülke laikler ile anti laikler arasındaki bir çatışmaya gidiyor. Zaten Ortadoğu toplumları da bunun üzerinden bölündüler. Suriye, Irak, Libya’ya bakın aynı. Ekonomik yapı üzerinden değil dinsel olarak dağıldılar. Gitgide oraya çekiliyor toplum. Çekmeyin iyi olmayacak. Dostane söylüyoruz, siz bu germeyle iktidarda kalabilirsiniz ama bu iyi bir şey değil. Dinlemiyorlar. Hitleri de Kaddafi’yi de Mussolini’yi de gördük. Sonucunda nereye geldiği belli.

Geçen 17-25 Aralık döneminde söylediğim bir söz yüzünden dava açılmış cumhurbaşkanına hakaretten. Ama bana şimdi kağıt geliyor. Koyuyorlar kenara bekliyorlar. Ne demişim ‘hırsızlık oğuldan babaya değil, babadan oğula’ diye. Altına da Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yazıyor. Kendisi söylemiş. İfade ettiği cümleyi kurmamıza bile tahammülleri yok. Kısaca, biz işimizi kaybederiz ama onurumuzu kaybetmeyiz. İşimi kaybetmem umurumda değil, onursuz gezeceğime işimi kaybederim.

 

Birçok soruna değindik aslında ama sendikaların örgütlenme yolundaki engeller nelerdir sizce?

-Bir sürü sorun var. Başlıca olarak, insanların dünya görüşü olsun ama bu sendika siyaset ilişkisini de mesafe koysun. Oturup konuşacağız, başka şansımız yok. Ben bu yasadan dolayı kaybediyorsam Memur-Sen’li de MHP’li de AKP’li de kaybedecek. Kazanan emperyalistler, kapitalistler olacak. O yüzden orada birleştirmek lazım. İnançlarımız, siyasi görüşlerimiz olsun ama başta bunu yapmak gerekiyor, barışı sağlamamız lazım. Çocuklarımızın geleceğini öne çıkaracağız. Çünkü bu ülkeden başka gidecek bir ülkemiz yok. Her şey rant değil, bir noktaya gelecek her bitecek. Para mı yaşam mı denilecek, herkes yaşamı tercih edecek.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

-Ben ülkemi çok seviyorum ve gidecek başka yerim de yok. Farklı etnik, dinsel yapılara ve düşüncelere hoşgörülü yaşam diliyorum. Basın özgürlüğünün adaletin olduğu, herkesin ülkesine sahip çıktığı yaşam diliyorum.

 

BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ

Önce kiralık işçi yasası, şimdi de kıdem tazminatı. Peki bundan sonra nasıl bir mücadele geliştirilmeli?

-Çalışma hayatının da sorunları var. Esnafın, öğrencilerin, kadınların gençlerin kendi sorunları var. Bunları oturup konuşmalı. Biz daha cumhuriyetten bu yana eğitim sistemini çözememişiz. Almanlar bir eğitim müfredatı koymuş halen onu görüyoruz. AKP iktidarın da biz 5 tane MEB bakanı değiştirdik ve başarı diyorlar. Birlikte mücadele edeceğiz, yasa ve kanunlar geldiği zaman çıkarlarımızı koruyacağız, ortak hareket edeceğiz. Öğrencimize, esnafımıza, mühendisimize, gazetecimize sahip çıkacağız. Var mı basın özgürlüğü? Yok. Ben 14 yıldır AKP iktidarı ile muhalefetin aynı kanalda oturup tartıştığını göremiyorum. Bu aslında mevcut iktidarın acizliğidir. Demek ki senin bunların karşısına çıkacak yüzün de gücün de yoktur. Ben öyle algılıyorum. Çünkü yalanlar ortaya çıkacak. Cumhuriyet ilerici bir harekettir ama devamı gelmemiştir. Topal gidiyor. Hukuku, eğitimi geliştirmemişsin. Herkes bireysel önceliğini bırakıp toplumsa önceliğini düşündüğü zaman biz uzlaşırız. Bir de herkes kavga etmesin otursun konuşsun ya. En aykırı şeyleri tartışsın bu ülkede. ‘Ülke bölünecek’ diyenle, dincilerle oturup konuşulsun. Onlar tehlikeli değil. En tehlikeli olanlar kafasının arkasındakini belli etmeyenlerdir. Ülkenin bölüneceği de yok hem. Ama bizim birbirimize tahammülümüz yok.

1120 defa okundu.

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER