AVRUPA’DA BİLE BÖYLE BİR BESİ ÇİFTLİĞİ YOKTUR

Avrupa’da bile böyle bir besi çiftliği yoktur

Vadi Besicilik’in sahibi ve ilimizin tanınmış iş adamlarından Cezmi Çiçek, Avrupa’da bile böylesine modern bir besi çiftliği olmadığını söyledi, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde etin saklanmasıyla ilgili tüyolar da verdi

İlimizin tanınmış işadamlarındansınız biz sizi Gürpınarsu ile tanıdık, besicilik işi aklınıza nasıl geldi ve nasıl başladınız?

-Yüzme havuzu olan, güzel bir bahçe şeklinde sebze ekeceğim, meyve yetiştireceğim ufak bir çiftlik hayalim vardı. 2007 yılının sonlarına doğru bu hayalim üzerine 10 dönüm bir yer aldım. Yere ilk önce bir ev yaptım. Sonra oraya 300 çeşit kadar meyve ağacı ve sebze de ektim ama zamanla bakımı zorlaşmaya başladı. Sonuçta benim işlerim de yoğun. Baktım benim yapabileceğim bir iş değil bu sefer tuttum bu evin yanına da bakıcı için bir ev, altına da ufak bir ahır yaptım. Dedim ki bir tane bakıcı oturturum buraya, bir tane de inek alırım, adam burada ineğe bakar, bahçeye bakar maaşını veririz. Ahırı biraz büyük tuttum mesela, 5 hayvanlık bir ahır yapacakken 10 hayvanlık bir ahır yaptım. Ondan sonra yanıma bir eleman, ineğin de en iyisinden aldım. Mantıken bakınca ben haftada 10 kilo süt ancak tüketiyorum. Bir gün eleman dedi ki; “Abi bu 20 kilo süt veriyor, ben zaten burada çalışıyorum, ineğimiz 10 tane olsun, bunu yoğurt yapıp, satarız.” Ya olur mu, olmaz mı bu sefer düşündük dedik bu adam doğru söylüyor, ha 1 ineği sağmış, ha 10 ineği sağmış, sonra 10 tane inek aldık.

 

PEYNİRLER BEDAVAYA GİTTİ

Bu sefer dedi ki peynir yapalım. Tamam dedim, ben de arkadaşlarımı aradım, elemanımın peynir yaptığını söyledim, 50 kilo peynir istediler, bir ay sonra arayıp “hiç böyle peynir yememiştik” dediler. Bir 50 kilo daha istediler ama kimse bana para lafı etmedi, ben de isteyemem ki yapım değil. Baktım ki yaptığımız peynir bedava gidiyor, baktık bu iş bize göre değil, ne yapalım diye düşünürken çocuk sütleri bu sefer Çayırova’ya satmayı önerdi. Aradık, sahibi geldi, sağ olsun bizim çiftliğe. Dedi ki ‘Sizin günde 200 kilo sütünüz var, ben 200 kilo süt için buraya araba gönderemem’, bir de ‘Soğutucu tankların olması lazım’ dedi. Sonra gittim bir tane 1 tonluk süt soğutma tankı aldım Adapazarı’ndan. Getirdik bunu kurduk. Bu sefer 200 kilo süte gelemeyecek ya adam, dedik ki 20 tane daha inek alalım. 20 tane inek aldık, sütümüz oldu 600 kilo, Çayırova gelmeye başladı. Ama inek gebe oldukça sütün kilosu düşmeye başladı. Bir 20 inek daha alalım derken oldu inekler 50 tane. Ondan sonra çocuk dedi ki; “Abi bunun sağım sistemi zor, bizim ahıra bir sağım sistemi kurmamız lazım.”

 

ÇOBAN PATRON, PATRON ÇOBAN OLUYOR

O arada adam sayısını 2’ye 3’ e çıkardım. Sağım sistemini kuralım dediler, İzmir’den bir firmayla anlaştık, onlar da dediler ki “Sağım sistemini ne kadar uzun yaparsan o kadar ineğin olur, o kadar sütün artar.” Bu sefer yeni bir ahır yaptık 150 ineklik. Sonra bir baktım ki bu süt işinde çoban patron, patron çoban oluyor. Çünkü çobana en ufak bir laf söyleme şansın yok, adam seni bırakıp giderse eğer sabah inekleri sen sağmak zorundasın. İnekleri sağmazsan da ineklerin hepsi gider, memeleri körleşir, hayvanlar rahatsızlanır. Sütü Ülker’e veriyorum, sütü alıyor 1 liraya, yem bakıyorum yem 1 lira, iş zarar ediyor, “Benim bu inekçilikten kurtulmam lazım” dedim. Bu sefer ineklerin tamamını bir şekilde zararına sattım. Bu sefer iki tane büyük ahır var, yem depoları şunlar bunlar ne yapalım derken, 2010 yılında besicilik yapmaya karar verdim.

 

 

GDO’SUZ YEM TESİSİ KURDUM

Besi çiftliğini kurarken nelerle karşılaştınız ve nasıl uygulamalarda bulundunuz?

-Bu sefer besicilikte de karşıma hormon olayı çıktı. Bir çiftliğe gittim, adamlar hayvanlara kulak arkası diye hap var, iğne yapıyorlar yani bu hormon oluyor, hayvan yemden başka bir şey düşünmüyor. “Bunların yaptığı besiciliği yaparsam bu benim için helal olmaz, ben helali haram yapacağım, işin ahlaki, vebal tarafı da var, bu yemi benim kendim üretmem lazım” diyerek bir GDO’suz yem tesisi kurdum. Bu GDO‘lu GDO’suz olayı da şuradan çıktı. Ben bir inek beslerken ona  süt yemi getirttim, şansa yemin üzerindeki etiketi okudum, etikette yazıyor ki; “Ürünlerimizde GDO’lu soya ve mısır yağı” kullanılmıştır. Sonra bana gelen faturaların arkasında da aynı kaşeler olmaya başladı. Ben bu GDO’ya da şu yüzden karşıyım. Şimdi benim çok yakın samimi bir arkadaşımın 9 yaşında kız çocuğunda tüylenme olmuştu, onu doktorlara  götürmüş demişler ki; “Yediği GDO’lu ürünlerden” kaynaklanıyor. Sonra bizim bir profesör veteriner vardı ona sordum, dedi ki; “GDO’lu ürünler hormon dengesizliği yapıyor. Şimdi siz ineğe GDO’lu yemi yediriyorsunuz, sütü de GDO’lu oluyor, ineğin gübresini alsan domatesi ektiğin toprağa koysan, o da GDO’lu oluyor” dedi. Sonra dedim ki ben bu işi yaparsam adam gibi yapacağım, hakkıyla ve sağlıklı. Daha önemli bir şey; Benim ahırımda hayvan rahatsızlandığı zaman ben ona iğne yaptırmadan direk kesime gönderiyorum. Öbür çiftlikler yapıyorlar hayvana iğneyi, basıyor basıyor basıyor hayvan iyileşti iyileşti, iyileşmezse veriyor kasaba, etin tamamı antibiyotik, bir de hayvanlarda kullanılanlar çok üst düzey antibiyotikler. Ben hiçbir hayvanıma hiç iğne yapmadan direk kasaba gönderirim. Onun iyileşip iyileşmeyeceğini düşünmem. Normalde onların aşıları vardır, şap aşısı, çiçek aşısı onları normal bir şekilde yaparım. Ama ben hayvana antibiyotik vurup kasaba satmam. Antibiyotik vurduğum hayvanı da kurbana satmam.

 

EN MODERN MEZBAHANEYİ YAPTIM

Çok modern mezbahanız var, kurban kesiminde neler önemlidir ve nasıl bir hizmet veriyorsunuz?

-Bir çiftliğe kurban kesmeye gitmiştim, hayvanın çektiği ıstırap, azap, o etin oralarda telef oluşu, çamura bulaşması beni çok rahatsız etti. Bunun kesim kuralları var. Birincisi hayvana fazla eziyet çektirmeden, ikincisi hayvanın kanını tam akıtmak lazım, hayvanı kestikten sonra tam tersinden kaldırman lazım ki onun içerisindeki bütün kan boşalsın. Şimdi hayvanı yerde kesiyorlar ya onu yerde tuttukları zaman onun içerisindeki bütün kanlar pıhtılaşıyor, bu pıhtı kandaki bütün mikrobu olduğu gibi ete ve o hayvana bir iğne yapılmışsa kanında gezen bir antibiyotik varsa bu direkman insan vücuduna geçiyor. Bütün dünyada bu Afrika mezbahalarında da Avrupa mezbahalarında da böyledir. Hayvan kesilmeden önce ayaklarından yukarıya kaldırılır, ondan sonra bıçak vurulur, çünkü sebep bütün kanın bir anda boşalması içindir. Yerde temizlemek o hayvanın bakterisini hayvanın vücudunda muhafaza etmektir. Ama ayağa kaldırdığın zaman bütün kan vücuttan boşalıyor. Ben orada ona dikkat ettim, ikincisi hijyen çok kötüydü. Hayvanın eti yerlerde sürünüyor işte çok ilkel şartlarda kesim yapılıyordu. Sonra kendi kendime dedim ki benim yerim var, imkanım da var, bu işin en iyisini en modernini yapayım. Bunun bir örneğini de Hollanda’ da gördüm.

 

EN SAĞLIKLISI, EN HİJYENİ

Kurbanın amacı yoksullara, fakir, fukaraya, garibana et vermektir ama şimdi ben adama diyorum ki ette % 58 randıman garantisi veriyorum. Diyor ki; “Önemli değil ben keseceğim.” Adama diyorum ki; “Amacın şu olsun, birincisi Allah rızası olsun, ikincisi nasıl daha çok insana ulaştırırım olsun, üçüncüsü de daha fazla nasıl veririm olsun.” Ben bu işe başladıktan sonra millet bana şunu söylemeye başladı “Abi daha fazla nasıl et alırız?” Şimdi birincisi bende her şey tartı. Hayvan canlı da tartılıyor, kesildikten sonra da. Yani burada ne sen aldatabilirsin, ne de ben aldatabilirim. Belli bir piyasası vardır bunun. Ben diyorum ki işte hayvanın canlı şekilde fiyatı söz gelimi 20 liradır, et aldığın zaman fiyatı 35 liraya gelir, bunu da insanlara açıklıyoruz. Ondan sonra insanlar Kurban Bayramı’nda buraya geldiği zaman kavurmasını da yiyor, hayvanının kesimini görüyor, hayvanı önünde parçalanıyor, arabaya kadar da biz teslim ediyoruz ve adamı yolcu ediyoruz. İnsanlar senede bir sefer de olsa etin en iyisini yiyebilmeli. Yani bir sene bekleyecek, bir sene sonra kurban kesiyorsa dağıttığı da en sağlıklısını, en hijyenini, en lezzetlisini yiyecek. Hijyen adına daha farklı şeyler yaptık. Mesela hayvanın asıldığı kanca yere düşüyordu alıp bir daha asıyorlardı. O kancanın bile yere düşmesine müsaade etmedik, onun için yeni bir sistem oluşturduk. Kancaları sabitledik, raylardan gidip geliyor, çıkmıyor.

 

 

TURNİKE GEÇİŞ KARTLARI YAPTIRDIK

Yani sırf bir kancanın bile yere düşmesi, eti etkiler diye o kancayı bile değiştirdim. İkincisi geçen sene et geldiği zaman, eti kasaplar kucaklayıp kancaya asıyorlardı, şimdi o da kalktı, et direk otomatik olarak masalara geliyor. El değmeden direk geliyor, masada parçalanıyor. Etin de muhafaza şartları vardır. Bu sene kart yaptırdık bizim tribünlere turnike sistemi kurduk. İnsanlara kurbandan önce kart vereceğiz, adama diyeceğiz ki; Senin kurban kesim saatin sabah 8 ile 9 arası. Adam 8’de geldiği zaman o kartını okutup içeri geçebilecek. Çıktıktan sonra bir daha o kartı kullanamıyor. Mesela diyelim adamın kesim sırası saat 10’da, saat 8 de geldi, içeriye giremiyor çünkü kart saat 10 ila 11 arasında açık. O yoğunluğu o şekilde ortadan kaldırdık, saati gelen kartını okutup geçecek. İnsan trafiğini yok ettik. Otopark yaptık, geçen sene insanlar çok memnun kaldılar. Geçen sene kurban kesenlerin çoğu şimdiden aramaya başladılar, tabi biz kayıt almıyoruz, kayıtlar yedinci ayın 15’inde başlıyor.

 

Hedefiniz nedir Cezmi Bey?

-Benim Türkiye’de hedefim bu işte en iyisi olmak, en büyüğü olmak. Yeni modern bir çiftlik yaptım, öyle bir çiftliğin Türkiye’de olduğunu zannetmiyorum. O da Vadi Besiciliğin bir kilometre üstünde. Orada bin hayvana, bir insan bakıyor. Her şey otomatik. Oradaki gübreleme sistemi de çok farklı. O gübreyi seperatörlerden geçirip, kurutup, paketleyip buradaki, Yalova’daki çiçekçilere gönderiyoruz. Çok isteyenler var, tabi aşırı bir talep var ona. Şimdi onun geri dönüşümü de var o çiftlikte. Oradaki alan 20 bin metrekare. Ama ben Avrupa’da böyle bir çiftlik olduğunu sanmıyorum. Çünkü orada hiçbir şeyden kaçınmadık, yani işin son noktasını yaptık orada. Şu anda orada 750-800 tane hayvan var ama kapasitesi bin. Bir de bizim en büyük özelliğimiz kurbana 1 ay kala hayvanları almıyorum, kurbana 4-5 ay kala hayvanları alıyorum. Çünkü hayvanın bir problemi bir rahatsızlığı varsa zaten 45 gün 2 ay arasında ortaya çıkıyor.

 

Peki fiyatlarda bir değişiklik olacak mı ?

-Fiyatlar geçen seneye göre bu sene daha yüksek. Bunu kasaplardan da bilirsiniz, geçen sene etin kilosu 30 liraydı, bu sene 40 lira. Geçen seneki fiyatlara göre % 25 – 30 artış var ama bizim bir özelliğimiz ise biz hayvanı Kars’tan, Erzurum’dan, Ağrı’dan alıyoruz. Hem de büyük bir firmayız  yine piyasaya göre en ucuzu biz olacağız. Biz hayvanı alıyoruz, parasını veriyoruz o yüzden hayvanı aldığımız adam bizi 1. sıradan tercih ediyor. Canlı kilo geçen sene 18 lira olan fiyat, bu sene tahminim 19 – 20 lira oluyor. Biz de %10’u geçmeyecek fiyat farkı.

 

2 YAŞINI DOLMURMAMIŞ HAYVAN KURBAN OLMAZ

 

İnsanların kurban alırken nelere dikkat etmeleri gerekiyor?

-Şimdi Ben Kars hayvan pazarına gittiğim bir gün İzmitli bir tüccarın orada hayvan aldığını gördüm. Baktım ki kapak açmamış yaşını doldurmamış hayvanlar. Bu adamın da kurban işi yaptığını biliyorum. Dedim ki "Kardeşim bunlar kapak açmamış", "O zamana kadar açar" dedi. Hayvan 2 yaşını doldurmadan kurban olmaz. Ben piyasada şunu gördüm, kurban pahalı olduğu zaman kapak açmamış hayvanla açmış hayvan arasında fiyat farkı oluyor. Şimdi 2 yaşını doldurmuş bir hayvan 8 bin liraysa yaşını doldurmamış bir hayvanın fiyatı 5  bin lira. Çünkü onun kurban olmasını beklemek için bir yıl daha beklemek yani onu bir yıl daha yedirmek lazım, adam da bunun maliyetine girmek istemeyeceği için o 5 bin liralık hayvanı kurban yapabiliyor. Bizim orada dinini yırttı derler. Allah korkusunu bir kenara koydu demektir. Dinen de bu böyledir, 2 yaşını doldurmamış hayvan kurban olmaz. Bu tabi vicdan muhasebesidir. O kurban zaten kurban yerine geçmiyor. Kasaptan et almış oluyorsun. İkincisi hayvanın bütün aşılarının yapılıp yapılmadığı çok önemli. Şap mikrobu hayvana girdiği zaman 1 hafta 10 gün içinde belli etmeye başlıyor kendini. Diyelim ki kurbana 4 gün var, hayvana şap hastalığı girdi, zaten anlayamazsın bu sürede onun dile vurması, ayağa vurması 1 hafta on gün sürer ama hastalık direk ete geçer. Biz bunları yok edebilmek adına çiçek aşısıdır şap aşısıdır, tüberküloz aşısıdır, burusella aşısı hepsini yaptırıyoruz.

 

HASTALIKLI HAYVAN SİZİ DE HASTA EDER

Yani bu aşılar yapılmamışsa bu hastalıkların insanlara da geçme oranı çok yüksek, öyle mi?

-Evet çok yüksek. Bu nedenle hayvanları 4 ay önceden getiriyorum, 4 ay boyunca biz o hayvanları izliyoruz. Şimdi Vadi Besicilik’in hem yüksek bir müşteri potansiyeli var, hem de firma olarak büyük bir ismimiz var. Mesela geçen sene benim bir komşum bir koç kesmiş, koçun etine elini bulaştırmış parmağında yara çıkmış, sonra gitmiş doktora demişler ki şarbon yani ette hastalık varmış ete de adam çıplak elle dokununca hastalık ona bulaşmış. İzmit'in şöyle bir dezavantajı var; İzmit'te besicilik yok, İzmitliler bu konuda çok yanılıyor. Kurbana 10 gün kala 20 gün kala dışarıdan hep hayvan geliyor. Hastalığı olup olmadığını anlamanın imkanı yok mümkün değil anlayamazsın. Ve nereden geldiği belli değil.  Şimdi son zamanlarda Suriye'den özellikle çok kaçak hayvan geliyor. Orası Türkiye gibi kontrollü bir bölge değil. Türkiye’de aşılar yapılıyor. Devlet hayvana şap aşısı yapmamışsa sevke izin vermiyor. Mavi dil hastalığı var şu anda piyasada sivri sineklerle bulaşan. Hastalığın hayvanda çıkma süresi 20-25 gün. Adam kurbana 10 gün kala hayvanı getirdi, hastalık sana da bulaşacak. Tüberküloz hastalığı gibi devlete bildirilmesi gereken hastalıklar var. Devlet onu kesiyor, parasını sana ödüyor. Ama mavi dil hastalığında ödemiyor. Ödemeyince ne oluyor, hastalıklı hayvanı adam satıyor.

 

Etin saklama koşulları nasıldır?

-Et dinlenmediği zaman o ilk gün bakterinin en yoğun  olduğu gündür. Et soğudukça, kendine geldikçe bakteri düşmeye başlar ve yavaş yavaş yok olur tabi saklama koşullarının da iyi olması lazım. Mesela etin yanına kavunu koymuş diyor ki ette kavun kokusu var, sorguluyor böyle enteresan şeyler de oluyor. Etin saklama koşullarını söyleyelim. Eti kestin aldın götürdün evine, evin güneş görmeyen odasına bir tepsinin üzerine eti dizeceksin. İki saat sonra o eti ters çevireceksiniz. Eğer eti iyi muhafaza etmek istiyorsanız ve sağlıklı et yemek istiyorsanız, iki saat de öyle bekletin. Oda sıcaklığına ulaştıktan sonra o eti dolaba koyacaksınız. Bir gün et dolapta kalacak. Eti üst üste koymayacaksınız tek sıra halinde olacak. Yani bayram sabahı dolabınız boş olacak sadece et dizeceksiniz o gün. Bir gün dinlendirdiniz, sabah kıyma yapacağınız et ile kuşbaşı yapacağınız eti ayıracaksınız. Kasaba gittiğiniz zaman kıymada şuna dikkat edeceksiniz. En yağlı kısmını çektireceksiniz onu çektirip çöpe atacaksınız. Yeşillenmiş etleri o makinada çekiyorlar, makinenin içinde o et parçaları kalıyor. Sonra senin etini çekince onunla beraber çıkıyor. Kıymayı çektiniz, eve götürdünüz, bu sefer kullanacağınız yemeklere göre ayıracaksınız. 250 – 300 gram top halinde poşete doldurup dolaba atacaksınız. Kuşbaşı da aynı şekilde tek tek poşetleyip dolaba atacaksınız. Kullanacağınız miktarlarda muhafaza edeceksiniz. Mesela eti aldın götürdün, direk tepside dolaba koydun, bu sefer de et kasılması var, et kaya gibi olur direk soğuğa girince.

 

DERE SUYUNU ANALİZ ETTİRDİM

Et ikiye ayrılır; biri lezzetli et, diğeri lezzetsiz et. Hayvana küspe yedirmiştir, hayvanı şişirmiştir, etini yersin saman gibidir. Ben geçen sene kavurma yaptım, o kavurma için beni aramayan insan kalmadı. Eti alıp da evine götürüp kokutmadan yiyen insanlar çok memnun kaldılar, teşekkür ettiler. Biz hayvanlara yonca, arpa, mısır yedirdik. Hayvana artezyen veya dere suyu içirmedik. Köylerde genelde kanalizasyon yoktur, kanalizasyonlar genelde dereye verilir. İlk çiftliği kurduğum zaman derenin suyunu analiz ettirdim, insan pisliği, çamaşır suyu var çünkü bütün kanalizasyon dereye akıyor. Hayvanın bir kanalizasyon suyunu içirmek var bir de dağdan gelen tertemiz suyu içirmek, ikisinin arasında çok fark var. Şimdi salça fabrikasında domatesin o ekşi kabuğu hayvana yediriliyor, bira fabrikasının arpası ya zaten bunlar bitmiş şeyler onu hayvana yediriyorlar. Şimdi gidin bir bira fabrikasına sorun hiç arpa atığı bulamazsınız, onları besiciler kapış kapış alıyor. Portakal kabuğunu hayvana yediriyorlar, bu et sana ne lezzet verir ki. Hayvan doğal yiyor, hayvanın dengesini bozmamak lazım, bu sefer bizim de dengemizi bozuyor, bakıyorsun hastalıklar hızla artıyor kimi arasan hasta.

 

KAYITLAR TEMMUZ’UN 15’ŞİNDE BAŞLIYOR

Son olarak ne söylemek istersiniz?

-Biz sağlık ve hijyen adına hiçbir şeyden taviz vermeden yola çıktık, çok da başarılı olduk. İyi bir müşteri potansiyelimiz var şu anda, tahminim bu sene yetiştiremeyeceğiz gibi bir düşüncem de var. Geçen sene 550 – 600 tane hayvan kestik ama tahminim bu sene 1500 keseriz, şu anda bile çok yoğun bir dönem yaşıyoruz, 15 Temmuz'da kayıtlara başlıyoruz.

11621 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 2 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER