AYAKLI GEBZE TARİHİ... İBRAHİM BAŞARAN

Ayaklı Gebze tarihi... İbrahim Başaran

Gebze’nin sevilen ve saygı duyulan ismi, Gebze Ticaret Odası’nın efsane başkanı, usta sanayici İbrahim Başaran, hayat öyküsünü anlattı. Adeta ayaklı bir Gebze tarihi olan Başaran, eski günleri özlediğini ifade etti

Eskiler iyi bilir. Kentlerde şimdi olduğu gibi büyük aileler mevcuttu. Bu aileler herkesçe tanınır, saygı görürdü. Hem ticari hayatlarıyla hem de ailevi yaşamlarıyla övgüye layık olan bu ailelerden biri de Gebzeli Ayvacıoğlu ailesiydi. Milli Mücadele yıllarında Ayvacıoğlu ailesinin önde gelen isimlerinden İbrahim Ağa, Mustafa Kemal Atatürk’ü kayıtsız, şartsız desteklemiş ve bağımsızlık için mücadele etmişti. İbrahim Ağa’nın 1937 yılında kendi adını verdiği bir torunu dünyaya geldi; yaklaşık 80 yıldır bir çınar olarak Gebze’de yaşayan, Gebze’nin ayaklı tarihi İbrahim Başaran...

 

GEBZE’NİN YOĞURDU MEŞHURDU

Başaran’ın ticari hayatı dedesiyle birlikte başlamış. 1850’lili yıllardan bu yana aile, ticaretle uğraşıyor. Kökü Selçuklu boylarına dayanan ve Gebze’ye ilk gelen ailelerden biri olan Ayvacıoğlu ailesi, Akviran Köyü’ne geliyor, peynir üretimi yapıyor, sonra Gebze’ye geçiyorlar. O yıllarda Türkiye’de sanayi üretimi yoğurt yapan kimse bulunmuyor. Ayvacıoğlu İbrahim Ağa, Bulgarlar’dan ve Yunanlılar’dan destek alarak Türkiye’deki ilk sanayi şekliyle yoğurt üreten isim oluyor. İbrahim Başaran o dönemleri duyduklarıyla anlatıyor; “Dedem ölünce babam Ayvacıoğlu İsmail Ağa 1926’da yoğurta dönüyor. O tarihlerde herkes ziraatle iştigal ediyor. Anne tarafım Gebzeli Hacıoğlu ailesinden. Bizim yoğurdumuz İstanbul’un en meşhur yoğurduydu. O zaman Silivri gelmezdi. Gebze Eskihisar yoğurdu diye geçerdi.

 

SANAYİ TİPİ YOĞURT ÜRETİMİ

O zaman sanayi tipi yoğurtlar çok büyük kazanlarda, tavalarda yapılıyor, derecesini bilmen gerekiyor, yanlış olursa yoğurt kesilir lor olur. Benim kayınpederim de babamla çalışan bir ustaydı. Babamın işinde, zira işlerde, yoğurt işinde benden ziyade ağabeylerim çalıştı. 1960’a kadar yoğurdumuz devam etti, sonra durdu. İki deniz motorumuz vardı. Gebze’nin bakkaliyesini getirir erzakını tarım ürününü İstanbul’a taşırdı. Eskiihisar’da kayınpederim yoğurt imalatı yapıyor. Teneke yok, Milli Koruma Kanunu var. Ereğli’ye sipariş edeceksin, belki onda birini verecek. Ya siyasete yaklaşacaksın ya da başka bir şey. Alamazdık. 7 kiloluk tenekeler vardı. Sırtçılar satardı. Yoğurtta 7-8 kiloluk kap dikine yatırılır, tekerlek gibi çevrilip nakledilir, dökülmezdi. Yoğurthanede zeminde yuvarlar öyle motora taşınırdı. Tenekenin üstü açık..

 

YOĞURT KAPTAN DÖKÜLMEZDİ

Demek ki yağ sarmış, sütler o kadar yağlıydı ki yoğurt dökülmezdi Yoğurt karavanaları İstanbul’dan geri gelir , derede yıkanırdı. Dere o kadar temizdi.” Yoğurt işi gayet güzelken İstiklal Harbi başlıyor. Ayvacıoğlu ailesi, Mustafa Kemal’e destek olmak için Anadolu’ya geçiyor. Başaran o yıllarla gurur duyarak anlatıyor; “İşgalden sonra babam Gebze’de 7 kişilik arananlar listesinde. İstiklal Harbi’nde dedemle birlikte 5 bin hayvanla Anadolu’ya gidiyor. Eskişehir Çifteler’de Çerkes Sami Bey var, o yardımcı oluyor. Askeri besliyorlar. 5 bin hayvanla gidip birkaç sene sonra 700-800 hayvanla geri dönüyorlar. Refet Bele Paşa, İnönü Savaşı zamanında Porsuk’un geçilmesi için yol vermese, yardımcı olmasa hepsi orada kalacak, öleceklerdi.”

 

TİCARETTE HER İŞİ YAPTI

İbrahim Başaran yoğurt işiyle çok az uğraşmış. Askerlikten dönünce 1965 yılında inşaat malzemeleri satmaya başlamış. İnşaat sektörünün hızla büyüdüğü yıllarda Başaran da kendi işini büyütmüş. İnşaat sektöründe ve yaptığı diğer işlerde hızla büyüyen ve başarılı olan İbrahim Başaran, halasının oğluyla ortak olarak inşaat işine girdi. Kamyon otomobil satışı yaptı. Ev eşyası satışı yaptı. O zamanlar her şey yeni çıkmıştı. Yeni olan ne varsa satışını üstlendi. Lastik satışında Marmara Bölge Birinciliği aldı. Uniroyal lastiklerini Bedford ve Austin, BMC, Leyland kamyonlarını sattı. Tofaş bayiliği yaptı... Başaran’ın hayatı o yıllarda Türkiye’de büyük bir kesimin ismini dahi bilmediği kondansatörle değişti.

 

TÜRKİYE’DE BİLEN YOKTU

Türkiye’de sadece birkaç kişinin haberdar olduğu kondansatör işine 4 arkadaş giren İbrahim Başaran o yılları şu ifadelerle anlattı: “O arada 4 arkadaş bu işe kondansatör işine girmeye karar verdik. Siemens’te elektrik mühendisi bir arkadaşımız var, fikir ondan çıktı. Ancak o dönemde elektrik mühendisleri dahil, kondansatörün ne işe yaradığını bilen yoktu. Elektrik santralde üretilirken iki cins  bir arada üretiliyor. Aktif ve reaktif enerji olarak. Ürettikten sonra aktif elektrik yanan ışık haline geliyor. Reaktif ise motorların dönüşünü sağlayan güç. Bunun ayrılması imkansız. Teori olarak kitapta meksefe kondansatör geçer ama tatbikatta yok. Yatırım yapacağız ya yurt dışına gidelim dedik. 1972-73 arasında. Kalktık gittik. Almanya’da üreteni bulduk. Bana soba borusu gibi bir şey olarak geldi, şaşırdım.

 

LİSANS İÇİN UÇUK PARA

Lisans almak istiyoruz. Bizden acayip bir para istediler. Lisans için tüm sermayemizi istiyor, makine için de aynı şekilde. Bize hem lisans, hem makine satmak istiyorlar. Ama neredeyse bizi içeri almıyorlar. Yani fabrikayı göremiyoruz, ne yapıyorlar, ne üretiyorlar? İki arkadaştık. Arkadaşım elektrik mühendisi. Onu içeri almıyorlar. Mesleğime bakıp anlamadığımı düşünerek benim fabrikayı gezmemi kabul ettiler. Gezip hangi markayı kullanıyor onu anlayacağız. Arkadaş “Aman İbrahim makineye dikkat et, mutlaka, tanımla” diyor. Fabrikayı dolaşırken baktım üzerinde ‘MAG’ yazıyor, altında adresi, hatta telefonu var. Başladım içimden tekrar etmeye, sürekli tekrar ediyorum. Resim çeker gibi kafaya yazdım. Başka hiçbir şeye bakamaz haldeyim.

 

KAPILARINI AÇTI, İYİ DAVRANDI

Sanayi casusluğu yapacağız ya! İş biter bitmez hemen tuvalaete gitmek istedim , gittim. Bir yere not aldım. Böyle bulduk üreticiyi. Üretici tabi ki makinasını satmak istiyor. Fiyatı daha da ucuz. Makinaların bağlantısını oradan yaptık. Tabii daha lisans işini çözmedik. Sonra İtalya’ya gittik, orada Varko şirketi vardı. Batallia diye bir adam. Varko ismi ‘Vat-amper-reaktif’ten geliyor. İsmi de hoşumuza gitti. İtalyan bu işin üstadı. Dünyada tanınmış bir isim. Mühendisliği de iyi. Bize kapılarını açtı, çok iyi davrandı., ‘Size lisans veririm’ dedi. Biz de şaşırdık tabi.

 

ÇOK ŞÜKÜR KOMÜNİST OLMADIK

İtalyan bize her şeyi anlatıyor. ‘Benim mesleğim bu. Dünyanın her yerine mal satabilirim’ diyor. Meğer bir endişesi varmış. İtalya’da komünistler yüzde 33 ile iktidara gelmiş. ‘Benim ikinci bir ülkede ayağım olsun istiyorum. Onun için lisans şeyini aramadan vereceğim’ dedi.  Almandan makinayı, İtalya’ndan çalışma sistemini ve lisansını aldık. Bizim mühendislerimizi eğitecek. O günün şartlarıyla pazarlık yaptık, anlaştık. Varko şirketinin lisansını aldık, 5 yıl kullandık. Sonra biz Pakistan’a lisans verdik. Yıllar geçti bir gün İtalyan, Türkiye’ye geldiğinde Maltepe’nin oradan geliyoruz. Neler görmüşse ‘Ben, Türkiye’nin bizden önce komünist olacağına inanıyorum’ dedi. Çok şükür ne onlar komünist oldu, ne biz. Ancak sanayicilerin endişesini de anlamak lazım.

 

İŞÇİLİK İÇİN TERZİ ARADI

İtalya’dan geldiğimizde Oriana Cordilli ile mühendisler geldi. İşçiler alınacak. Yengem evdeki kadının kızını tavsiye ediyor. Kimi köydeki delikanlıyı tavsiye ediyor. Bizim aile Gebze’de tanınıyor. Herkes işçi olarak bir yakınını göndermek istiyor. O zamanlar terzi arardık, el melekesi gelişmiştir diye. Oriana işçilerle mülakat yapacak. Bir oda istedi. Soba kurmamızı istedi. Kalorifer zaten çalışıyor. İçerisi sıcak. ‘Sıcak’ dedik ama ısrar etti. Sac soba bulduk, odun bulduk. Kadın yaktırdı da yaktırdı. Sırayla gelen işçiyi içine alıyor. Kimi için ‘Alırım’ diyor kimi için ‘Almam’ diyor.  Görüşme sırasında alıyor elini sıkıyor, çocuk sever gibi elini başvuranın saçında gezdiriyor.

 

AMELİYAT ODASI HASSASİYETİNDE

Meğer saçının yağına, elinin terine bakar, yağ ve ter varsa devre dışı bırakırmış. Çünkü kondansatör yapımında kullandığı sargı kağıdının üzeri yağ olursa kondansatör patlıyor. O günkü şartlarda öyleydi, o kağıtlar çoktan kalktı. Teknolojinin zor kısmını seçmişim. Bilmeyerek içindeki molekül dağılımından, telinin özelliğinden, nemden rutubetten yağdan bu kadar etkilenen bir şey. Şimdi ameliyat yapılacak bir odanın hassasiyetine sahip odalarımız var. Kondansatörün doğum yeri orası, üretim oradan başlıyor.  Bu süreçte hammadde yapıcıları bizi teşvik etti. Kondansatörün o zamanlar çok özel bir kağıdı var. Molekül birleşimi çok enteresan. Kağıdın içinde dizayn edilmiş. Bunu Finlandiya, Almanya imal ediyor. Ham malzeme satıcıları tarafından kartel kapsamında olan birkaç ülkede üretiliyor. O zamanlar aliminyum folyoyu bile alamazdık. Şimdi Türkiye’de şakır şakır üretiliyor. Şartları kıyaslaman mümkün değil . Geldiğimiz noktayı anlatman mümkün değil. Zaten o kağıdın kullanımı da çoktan terk edildi.

 

ELEKTRİK KAYBINA KARŞI ADIM

Biz de burada Varkon şirketini kurduk. Yavaş yavaş işe başladık. Ancak biz satacağız da kime satacağız? O zaman başıma dank etti. Ürettik satacak kimse yok. Çünkü o zamanlar elektriği bilen yok, mühendisler bilmiyor. Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Haşim İşcan 1958’de ilk kondansatörü alarak elektrik idaresinde kullanmış. O biliyordu. Hatta biz o zaman ‘Dün ve Bugün’ diye bir afiş basmıştık. Onu da kullanmıştık. Fabrikalar tek tük kuruluyor.. Onlara satacaksın. Fabrikalara reaktif akımı neredeyse bedava veriyor devlet ya da çok ucuza. Üretilen elektriğin bir bölümünü hiç kullanamadan kaybediyoruz. Elektrik kaybı deniyor ya; bugün bile gündemde yüzde 10-12 dolayında elektriği tekrardan aktife tahvil ediyor kondansatör. Reaktif akımı barajda üretildi, tellerle nakledilirken teller ısınıyor, zati kayıp deniyor. İletim hattından motorun çalışmasından her yerde kayıp var.

 

EROL KÖSE, BAYKAL’IN DANIŞMANI

Bugün kullandığımız her elektrikli üründe bu kaybı önlemek için kondansatör bulunuyor... Elektrik süpürgesinin içinde tüp kondansatör var. Bilgisayarın içinde de ‘leblebi’ diye tarif edebileceğim kondansatör tipi var. O sarfiyatı önleyici. Bugün buzdolapları mesela sarfiyatı düşük deniyor. Neden elektriğin üretildiği noktadan nihai kullanım yerine kadar bir dizi kondansatör kullanılıyor da onun için. Tüp kondansatör kullanılacak, güç kondansatörü kullanılacak, orta gerilim kondansatörü kullanılacak… Bu durumda kondansatörü siyasilere anlatmalıydık, çünkü en büyük müşteri devletti. Rahmetli Erbakan’ a gittik. Abdülkerim Doğru Bakan. Önce ona gittik. Şevket Kazan çok yardımcı oldu. Erol Köse çok yardımcı oldu. Enerji Bakanı Baykal’ın Başdanışmanı’ydı. Bütün tesisler devletin, sizden malı alacak olan devlet.  Ve devletin özendirmesi lazım. Çünkü o günkü elektrik dairesine satmak zorundayız.

 

ERBAKAN BİLİNMEYENİ BİLİYORDU

Rahmetli Erbakan’a anlatmaya çalışıyordum. Oysa rahmetli Erbakan kondansatör konusunu biliyordu, makine mühendisi olarak konusuna hakimdi. En sonunda o dönemdeki teşvik kararnamesine ‘Devlet kondansatör kullanıcısının alımını özendirir’ diye bir tabir koydular. Biz ‘kullanma mecburiyeti’ istiyoruz. Devletin ‘Sen bunu kullanacaksın’ demesi lazım. Çünkü devletin elektriği boşa sarfediliyor. Bir düşünün o günlerde 35 milyar kilovatsaat üretim var, yüzde 10’u gitse, 3.5 milyar kilovatsaat boşa gidiyor. Ambarlı gibi birkaç santralin üretimi boşa gidiyor. Mecburiyet olmadı ilerleyen yıllarda herkes önemini anladı. Türkiye’de kondansatör üretimi ilk bizde başladı. Hemen akabinde EDE firması başladı. Ondan sonrası Emek Elektrik firması vardı Ankara’da o da başladı. Tabi ister istemez rekabet de başladı.”

 

BELEDİYE BAŞKANLARI GÜÇLÜ DEĞİL

Hayatı başarı hikayeleriyle dolu olan İbrahim Başara’nın ticari yeteneği babasından geliyor. Ayvacıoğlu olan soy isimleri babası nedeniyle Başaran olmuş. O yılları gözlerinin içi dolarak anlatıyor İbrahim Başaran, “Bizim soyadımız aslında Ayvacıoğlu. Başaran olması babamdan geliyor. Hatırlanmayacak bir adam değildi. Nasıl Başaran olmuş. Babam il genel meclisi azası. Hamit Oskay Kocaeli Valisi. İzmit’te devlet hastanesi yapılacak. Vali Oskay’a gidiyor, ‘Bir hastane yapalım’ diyor. O zaman belediye başkanları güçlü değil, bütçesi yok. İl Özel İdaresi de yok. Valiliğin durumu belli. Hastane yapılması isteniyor.

 

BABASI HASTANE YAPTIRDI

Babam valiye ‘Bütçeye 1 lira koyalım, gerisini bir şekilde millet, devlet hallederiz. Hele başlayalım’ diyor. 2 yıl içinde millet devlet derken hastane yapılıyor. Adapazarı yolu yapılacak, yol şose, parke taş yapılacak. Babam öneriyor, çözüm üretiliyor, yol yapılıyor.

Babamı 1946’da vekil yapmak istiyorlar. 1950’lerde ‘Baba’ dedim. Milletvekili olsaydın bize de vekil çocuğu derlerdi. Ne güzel olurdu! ‘Oğlum’ diye cevap verdi. ‘Ben milletvekili olursam Meclis’te bir İsmail olurdu. Bir Erim, bir İsmail Rüşdü Aksal giderse 30 tane olur’ dedi. Tevazusu böyleydi. Herkesin zekasına gıpta ettiği bir insan kendisini bu noktada tevazu sahibi görürdü.

 

SOYİSMİNİ VALİ VERDİ

Soyadı Kanunu’ndan sonra gidiyor nüfus kağıdı alacak. Almaya gittiği zaman vali , kaymakam koltuğuna oturmuş. Nüfus müdürünü çağırttırıyor. ‘Yaz soyadı Başaran diyor. Babam karşı çıkıyor.; Aman Vali bey benim soyadım Ayvacıoğlu olsun. Aile lakabını kaybetmek istemem. Valinin Başaran soyadını vermeye çalışmasının nedeni hastane olsun, diğer işler olsun, başarması. .. O nedenle soy ismi Başaran diyor. Babam çok üzülüyor ama belli etmiyor. Vali tayin olunca mahkemeye gidiyor, soyadını değiştirecek. Mübaşir dosyayı en üste koyuyor. Hakim şöyle bir bakınca dosyaları ters çevirip sonra bırakıyor.  Hakim çağırıyor ‘Senin davan bitti’ diyor. Babam; ‘Ama girmedim, kendimi savunacaktım’ diyor. ‘Davayı kaybettin’ diyor. ‘Niye kaybedeyim’ diyor. Bu soyadı vali koymuş hakim tasdiklemiş. Hadi sana güle güle diyor. Böylelikle bizim soyadımız Başaran kalıyor...”

 

MESUT YILMAZ’IN ADAYLIK RİCASI

İbrahim Başaran Gebze’nin yaşayan en eski 3-5 Gebzeliden biri. Vakti zamanında politikaya da girmiş. Mesut Yılmaz’ın özel ricasını anlatıyor; “1965 yılında siyasetle uğraşmayı bıraktım ve ticari hayatıma ağırlık verdim. 1994 yılında Mesut Yılmaz hususi olarak aradı ve Gebze Belediye Başkan Adayı olmamı istedi. Biraz düşüneceğimi söyledim. Gerçekten siyasete girmek istemiyordum. Yılmaz’ın zorlamasıyla aday oldum ancak o dönem esen Milli Görüş rüzgarı karşısında belediye başkanı seçilemedim. Bir daha da o oldu, siyasete girmedim. Ticari hayatıma ve Gebze’ye odaklandım. Gebze Ticaret Odası’nın 21 yıl başkanlığını yaptım. Oda başkanlığım döneminde 1999 depremi oldu, Düzce depremi oldu. Hepsine yardım etmek için çabaladık. Bölgemizdeki sanayi tesisleriyle iletişime geçtik. Yüzlerce TIR dolusu yardımı ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırdık.”

5083 defa okundu.

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER