BU KENTE OLAN BORCUMU ÖDEDİM!

Bu kente olan borcumu ödedim!

Perküsyon ustası Murat Bizel ile perküsyon üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bizel, “İnsanlar önceden ‘darbuka mı çalacaksın’ diyordu, şimdi çocuklarını bana gönderiyor, Sanırım  bu kente borcumu ödedim” dedi

Tülay Duran

6 yaşındayken onun perküsyonu keman kutusu olmuş. Tencere ve tavalardan ses çıkarma arzusu onun hayatının dönüm noktası Okay Temiz’le yollarını kesiştirmiş. Özgür ruhun sembolü perküsyonla bir çok festivale katılmış ve bir çok önemli müzisyenle çalışma imkanı bulmuş. O bir perküsyon eğitmeni. Bir çok çalıştırdığı gruplar var ama Nefes Grubu’nun onda bir ayrıcalığı ve özelliği var. En büyük hayalinin eşiyle pencere önünde salep içip, yaşlanmak olduğunu söyleyen eğitmen Murat Bizel ile perküsyon üstüne keyifli sobet sizlerle.

 

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

-Kocaeli Üniversitesi Spor Akademisi Beden Eğitimi bölümü öğretmenlik mezunuyum. Fakat çok küçük yaşlardan beri müzikle iştigalim. 6-7 yaşlarındaydım, ailem çok istedi kemana başlattılar, ama ben keman derslerinde keman kutusunun arkasıyla perküsyon çalıyordum. Sonra hocam babama “bu çocuktan kemancı olmaz ama iyi bir perküsyonist olur” demiş ve bu şekilde başladım. Tabi akademi yıllarında da Kocaeli Üniversitesi vurmalı çalgılar topluluğunu kurdum. Şimdi perküsyon eğitmeniyim. Daha sonra İstanbul’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde perküsyonla birlikte performanslarda yer aldım. Bu anlamda; müzisyenim.

 

Niye konservatuar okumadınız?

-Eğer vurmalı çalgılarla ilgileniyorsanız, perküsyon biraz interaktif bir enstrüman ailesi. Yani daha vahşi bir enstrüman ailesi. Bu anlamda konservatuarlarda perküsyonun özgürlüğüne yönelik çok çalışmalar yok açıkçası. Kurduğum Kocaeli Üniversitesi Vurmalı Çalgılar Topluluğu ile beraber birçok ulusal ve uluslararası festivallere katıldık. Çok başarılı bir topluluktu, rahmetli Baki hoca destekledi topluluğumuzu. Keman, üflemeli çalgılar yani bu nota sistemleri melodik ve armonik enstrümanlar için kesinlikle konservatuar eğitimi çok çok gerekli. Perküsyonun özgür ruhu biraz daha yani çok konservatifleştirilemiyor. Yani çok kapalı alan içerisinde çalışılamıyor benim istediğim şey o değildi. Ben tencerelerden, tavalardan sesler çıkartmak istiyordum. Benim en büyük hayranı olduğum isim Okay Temiz’di. Sonra kendisiyle de çok uzun yıllar çalışma şansım oldu. Benim perküsyondan anladığım Afrika’ydı. Bugün hiçbir konservatuarda Afrika eğitimi yok perküsyon üzerine. Orda batı müziği senfonisi eğitimleri veriliyor. Ama benim açıkçası hayalimdeki o değildi. Yani daha özgür bir ruhtu. Onun için kendimi en iyi bulabileceğim yer kesinlikle beden eğitimiydi çünkü spor gerçekten içinde sanatı barındırır, ikisi de özel yeteneklerdir. Mesela müzik dinleme teknikleri, halk oyunları, ritim uygulama bunlar bizim müfredatımızda olan derslerdi.

 

OKAY TEMİZ HAYATIMI DEĞİTİRDİ

Bizim zamanımızda ritim uygulama dersi vardı. İTÜ uygulama bölümünden hocamız geliyordu. Müzik dinleme teknikleri vardır. Ondan sonra modern dans vardı. Birçok sanatsal aktivite var çünkü sporla sanat aslında bir çok yerde kesişiyor. Özellikle müzikte. Daha sonraları 99’da Okay Temiz’le tanışma fırsatı buldum. O benim tamamen dünyamı değiştirdi. Çünkü 99’a kadar sadece profesyonel müzik yapıyordum yani müziğin formasyon boyutuyla çok ilgilenmiyordum açıkçası. Daha sonra Okay Temiz bana müzikte yeni bir pencere açtı. Onunla beraber aslında müziğe başladım diyebilirim. Çok şanslıydım o anlamda Okay abi böyle Türk filmi gibi elimden tuttu. Bu anlamda dünyanın en önemli müzisyenleriyle çalışma şansı buldum.

 

Ne kadar süre Okay hocayla çalıştınız ve süreç nasıl devam etti?

-Aşağı yukarı 9 sene asistanlığını yaptım Okay hocanın ve bu anlamda birçok konser, bir tane de albüm yaptık. O albümde de benim bir parçam var. Daha sonra Okay abi benim artık öğretmenliğe başlamam gerektiğini söyledi ve beni Koç Üniversitesi’ne gönderdi. Koç Üniversitesi’nde vurmalı çalgılar topluluğunu kurdum ve 3 sene boyunca onların eğitmenliğini yaptım. Bu sırada Kocaeli Üniversitesi’nde okuyordum ve Kocaeli Üniversitesi vurmalı çalgılar topluluğunu çalıştırıyordum. Bunlar tabi benim için çok büyük tecrübeler oldu. Daha sonra otizmli bir arkadaşımız Okay abiye ulaştı ve Okay abi yine beni gönderdi. Otizm eğitimler alanında eğitim aldım, özel eğitim üzerine. Daha sonra özel eğitimlilerle başladım ki benim için hala çok çok değerlidir. Hala çalışmalarım sürüyor. Daha sonra özel eğitime gerek duymayan bireyler de gelmeye başladı perküsyon eğitimi almak istediler. Zaten üniversitelerde de hep böyle kişilere eğitim vermek istedim. Daha sonra ben Kocaeli’de bu Kordsa fabrikasında perküsyon kulübü kuruldu orda devam ettim. Aşağı yukarı altı sene falan oldu aynı dönemlerde kurumsal olarak Tüpraş’la da çalıştık, çalışanların ailelerine perküsyon eğitimi verdim bu da aşağı yukarı bir 7 sene kadar devam etti. Hali hazırda hala konserler yapıyoruz. Sonra burada tabi gruplarım var burada arkadaşlarım var öğrencilerim var hepsi de çok çok önemli insanlar. Mesela benim öğrencim olan şimdi de çok yakın kadim dostum Prof. Dr. Ertan Ural yine Dr. Nezahat Coşkun yine Dr. Akif bey yine diş hekimi Hülya hanım, Berna hanım ve Ahmet Oruç baktığınız zaman öğrencilerim arasında. Yani ben bu kente geldiğim zaman insanlar darbukayı perküsyonu vurmalı çalgıları bilmiyorlardı. Şöyle söyleyeyim perküsyon üzerine çok fazla fikirleri yoktu. İzmit ne kadar modern olursa olsun sonuçta İstanbul’a göre daha izole bir toplum. Mesela şimdi bakıyorum doktor, mühendis, avukat öğrencilerim de var, mimarlık fakültesinin derslerinde konuk oldum, onların sene sonu gösterilerinde yer aldım, onlarla da bir vurmalı çalgılar topluluğu kurdum. Şimdi şunu söylemek istiyorum; gerçekten sosyal statüsü tırnak içinde söylüyorum maddi olarak değil kültür olarak yaşam kalitesi olarak ve iyi niyetli insanlarla çok güzel meslekleri olan mesleklerinde kariyer yapmış insanların ellerinde sırtlarında artık darbukalar var. Sanırım bu kente olan borcumun, bunun bir kısmını ödeyebildim diye düşünüyorum çünkü insanlar önceden darbuka mı çalacaksın derken şimdi çocuklarını bana gönderiyorlar.

 

NEFES GRUBU ÇOK ÖNEMLİ

Anaokullarıyla çalışıyorum. Çok ciddi kurumlarla şimdi mesela anaokulu bazında Çocuk Kasabası, Sevgi Tomurcukları çok ünlü okullardır. TED Koleji öyle orda anaokul, ilkokul, ortaokul kısımlarında çalışıyorum. Benim en çok zevk aldığım proje İzmit Büyükşehir Belediyesi’yle beraber kurduğumuz zihinsel engellilerden oluşan ‘Nefes’ grubu. Orası gerçekten benim kendimi en mutlu en rahat hissettiğim yer. Her şey alınsın benden hiç umurumda olmaz ama o grup benim için çok önemli. Aile gibiyiz biz orada. Acıyı da gördüm mutluluğu da gördüm. Normal mental düzeydeki bir insan perküsyon çalmadan da hayatına devam edebilir. Onun en fazla katkısı rahatlamaktır. Ve kültürel bir katkısı vardır kültürdür perküsyon. Müzik bir kültürdür. Maalesef bizim ülkemizde müzik denince akla başka şeyler geliyor. Ama ritim bir aşktır. İnsanların evinde, bir avukatın, bir doktorun, bir mimarın hiç önemli değil bir ayakkabı boyacısının ama kültür düzeyi yüksek, sanatsal bakış açısı yüksek insanların önünde bu enstrümanları görmek beni çok mutlu ediyor. Çünkü müzik iyi insanların yapabileceği bir şey. Kötü insanların müzikleri olmaz zaten. Ama benim çalışmış olduğum özel durumlu çocuklar ki bunun içerisinde özel rehabilitasyon merkezindeki insanlar var onlar da çok değerli dünya tatlısı insanlar Gölcük’te onlar. Bu insanlarla çalıştığım zaman evet ben gerçekten hayata dokunabiliyorum. Mental durumu bedensel engele nüksetmiş çocuklarda gerçekten bu kas koordinasyonunu çalışmak çok çok önemli.

 

Peki bu çocuklarla ilgili bir anınız var mı?

-Çok fazla var. Şöyle söyleyeyim hiç konuşmayan çocuklar dertlerini anlatabilmeye başladılar yani kendilerini ifade edebiliyorlar, çok fazla hırçın olan çocukların bırakın hırçınlığı yanındaki arkadaşlarını ikaz ettiği de oluyor. Çünkü bu deşarj oluyor, kesinlikle perküsyon sayesinde oluyor. Çünkü fonksiyonel bir enstrüman.

 

HERKES ENGELLİ ADAYIDIR

Peki o çocuklarla ne yapmak istersiniz yani tamamen size bıraksalar?

-Çalıştığım kurumlar ve belediyemiz gerçekten o konuda bana güveniyorlar. Ben de onlara çok güveniyorum, biz yapmak istediğimiz bir çok şeyi yapıyoruz. Benim yapmak istediğim tek şey keşke bu çocukların velileri bu çocuklar gibi düşünebilseler. Tek istediğim o, ben velilerine ulaşmak istiyorum. Çünkü çocuklarda hiçbir sorun yok. Ama inanın velilerimiz hep travmatik veliler. Yani siz bir yol gidiyorsunuz sonra veli alıyor çocuğunu hadi başka bir kursa götürüyor veya başka sebeple getirmiyor çocuğu. Yani benim en çok istediğim şey bilinçlenmeleri ama benim şu anki velilerim gerçekten hiç haklarını yemeyeyim her biri en az benim kadar bilgilidir ben genel anlamda bir şey söyledim. Çünkü 6 - 7 senedir bir gönül birlikteliğimiz var, bir emek birlikteliğimiz var ve bu insanlarla beraber hepsiyle çok çok iyi anlaşıyoruz. Bu anlamda çok teşekkür ederim minnettarım. Umarım her şey daha iyi olur ama yapmak istediğim şeylerin içerisinde toplumun onlara daha çok duyarlı olması gerekiyor çünkü herkes engelli adayıdır neyin ne olacağı hiç belli olmuyor. O anlamda sahip çıkılması lazım ve siyasi görüşünüz ne olursa olsun önemli değil ama şunu söylemek istiyorum İzmit Belediyesi bu anlamda çok fazla şey yapıyor ve bunun çok farkındalar. Ben bunu çok takdir ediyorum sadece perküsyon yok bir yığın faaliyetleri var bu konuda hakkını yiyemeyiz hangi siyasi ideolojiye sahip olursak olalım kim yaparsa yapsın ama birileri yapsın bunu.

 

AİLEMLE YAŞLANMAK İSTİYORUM

Eşinizden ve çocuklarınızdan biraz bahseder misiniz?

-İki çocuğum var eşim Seval Bizel, eşim benim en büyük destekçim aynı zamanda anaokullarında o da eğitmenlik yapıyor. O da perküsyon eğitmeni. İyiyiz, mutlu bir aile tablosu. Tipik Türk ailesi.

 

 

Hayalinizde neler var?

-Valla çok klişe olacak ama çocuklarımın büyüdüğünü, iyi bir yerlerde olduklarını görmek ve karımla yaşlanmak  istiyorum. Bu çok önemli. Hep karımın bir hayali vardı pencerenin önünde salep içeceğiz. Ben eşimle çok genç yaşta tanıştım. 19 yaşında. Çok uzun bir beraberliğimiz var Allah da daim etsin. Biraz daha fazla hayatta kalmak istiyorum çünkü içkim yok, sigaram yok, uyuşturucum yok ama hayat ne olacağı belli değil şeker hastasıyım bazen çok dikkat edemiyorum yoğunluktan. Ben sanırım eşimle ailemle yaşlanmak istiyorum en büyük hayalim o. Başka ne olabilir ki hayalim. Yani isteyip de çalışmadığım kimse kalmadı. O zaman müzisyen Murat’tım, ama şimdi hoca Murat oldum. O zaman çınar ağacıydım sadece gölgemde gölgelenebiliyorlardı. Ama şimdi bir meyve ağacı olduğumu hissedebiliyorum. Her dönem ürün verebiliyorum ve çoğalabiliyorum.

 

4773 defa okundu.

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER