ÇIKARIN KEMERİNİ, ATIN NEZARETE

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

YAZI DİZİSİ

12 Eylül sürecinde bizim bildiğimiz ve kayıtlara geçen sayılara göre, 400 gazeteci hakkında dava açıldı. Bunlar hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. 31 gazeteci mahkemelere çıkarılarak hapis cezalarına çarptırıldı. İzinsiz olarak zam haberi yapanlar dahil çeşitli gazetelere 300 günün üzerinde yayın yasağı uygulandı.

Bu nedenle, bu rüşvet olayı ve yaptığım haberin ardından gelişmeleri bugün biraz daha açmakta yarar olduğunu düşündüm.

Belki biraz kişisel oldu ama, darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını ancak böyle anlayabiliriz.

***

MEDYA VE FISILTI GAZETESİ

Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde yaşanan ve bizzat konsey üyesi Oramiral Nejat Tümer'in talimatıyla iki askeri hakim yüzbaşıya suçüstü yapılması tam anlamıyla şok etkisi yaratmıştı. Hakim Yüzbaşılar hemen gözaltına alınmıştı.
Ne var ki, askeri çevrelerde olay duyulmasına rağmen kimse konuşamıyor, yorum yapamıyordu.
Benim dışımda Ankara ve İstanbul'daki gazetecilerin de haberi yoktu.

 

 

Aslında bu olayın ardından, binbir  ekleme yapan fısıltı gazetesi, yani söylentiler bire bin katılarak hızla yayılıyor, buna rağmen, komutanlık açıklamaktan kaçınıyordu. Bunun bir nedeni de, "İdam cezasını hafifleteceğiz" vaadiyle para aldığı ileri sürülen hakim yüzbaşılardan birinin, Kenan Evren'in talimatıyla kurulan emekli Oramiral Bülend Ulusu'nun Başbakanlığındaki geçiş hükümetinin en önemli bakanlarından birinin yakın akrabası olmasıydı.

 

 

AMAN HA SENİ KAYBEDERLER

O günlerde İzmit'teki bir gazeteci büyüğüme konuyu açtım. Söylediği ilk şey, "Aman ha. Aynı anda seni kaybederler" demek oldu. Ancak bana bu kez askeri ve sivil diğer hakim ve savcılardan baskı gelmeye başladı.

"Bu konuyu yazsanıza. Bu davaları bir tek sen takip ediyorsun, yapın haberi.  Bu işi iki kişi yaptı ama hepimiz lekelendik. Yakın çevremizin ve çocuklarımızın yüzüne bakamaz hale geldik" diyerek biran önce yayınlanmasını, aksi takdirde yargılamaların da basına kapalı yapılabileceğini söylüyorlardı.

Askeri mahkemelerdeki duruşmaları yakından takip ettiğimden, savunma avukatlarına nasıl sert davranıldığını da bildiğimden, sıkça kullandığımız biraz sokak ağzı olacak ama tırsıyordum.
Bu arada hakim ve savcılardan sonra bu kez Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin üst kademelerinden de aynı talepler gelmeye başladı.
Olayı, Hürriyet'in Ankara Bürosu'ndan bir arkadaşımız da duymuş, ayrıntıyı bilmemekle birlikte merkeze iletmiş, Hürriyet Haber Ajansı da benden ayrıntıyı öğrenmeye çalışıyordu.

 


Askeri darbe haberini Cumhuriyet Gazetesi böyle vermişti.

 

İDDİANAMEYİ OKUDUM

Haberin yayınlanmasını isteyenler bu kez, yargılanacak olan iki hakim yüzbaşı ile ilgili iddianamenin bir örneğini verdiler. Kimseye bundan söz etmememi, isimlerini vermememi , aksi halde  başımın o zaman büyük belaya gireceğini tembihlediler. İddianameyi okudum, bilmediğim ayrıntıları öğrendim. Haberi yazdım ve merkeze geçtim.

Hürriyet'in o dönemki Yazıişleri Müdürü Seçkin Türesay'ın bana sonradan anlattığına göre, haber önce 8 sütüna manşet olmuş, daha sonra küçültmüşler. Bana söylediğine göre, eğer 8 sütun kullanılsaydı gazeteye aylarca kapatma cezası veribilirmiş..
Haberin yayınlanması için de, duruşmanın yapılacağı günden bir gün önce Pazar gününü seçmişler. Geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz gazetenin sahibi rahmetli Erol Simavi'nin, "Bu haberi kullanacağız ve her türlü riski de göze alacağız" dediğini sonra öğrendim.

Haber yayınlandı, Türkiye bir anda karıştı. Ne mi oldu?

Birincisi, mahkemelerde kalemlerin kırıldığı, sıkıyönetim yasalarının geçtiği ortamda  gazete bu haberi izinsiz nasıl yayınlardı. İkincisi, haberde geçen bu kadar ayrıntı nereden elde edilmişti. Üçüncüsü de, Donanma Komutanı'nın emriyle bu haberde imzası olan ve askeri mahkemeleri takip eden muhabir derhal bulunacak ve getirilecekti.

 

 

KOMUTANLAR SENİ İSTİYOR HEMEN GÖTÜRECEĞİM

Derler ya; "Yandı gülüm keten helva." Sabah saat 10.00 sıralarında dışarıya çıktım, gazete aldım. Haberi gördüm, daha başlığını okumuştum ki; o dönemde askeri birliklerde oldukça yaygın kullanılan üstü ve kapıları haki renkli branda ile kaplı Askeri İnzibat cipi yanımda durdu. İçindeki İnzibat Astsubayı ile tanışıyordum. Sanırım adı Ahmet'ti.
Telaş ve endişeyle, "Yahu ne yaptın. Memleket karıştı. Donanma ayakta. Ankara ayakta. Türkiye ayakta. Komutanlar seni istiyor, hemen götüreceğim. Biz de eve seni almaya gidiyorduk" dedi.

Olay anlaşılmıştı. Ancak askeri cipe binmeden önce, eve telefon açmam gerektiğini söyleyip, oradaki kebapçı dükkanından manyetolu telefonun kolunu çevirip santralde görevli olan ve günde birkaç telefon görüşmesi yazdırdığımdan artık akraba gibi olduğumuz  bayan görevlilere, "Aman hemen Hürriyet İstanbul'u arayın. En yetkili kim varsa ulaşın. Beni gözaltına alıyorlar" deyip kapattım.

(Manyetolu telefon deyince sanırım biraz kafanız karıştı. Hadi onu da tarif edeyim. O dönemde bugünkü gibi 7 yaşındaki bebelerin elinde cep telefonu yok. Koskoca Gölcük'te ancak hatırlı kişi ve işyerlerinde telefon var. Koskoca ilçenin santralı ya bin ya da 2 bin kapasiteli. Telefon makinesinin kenarında bir kol var. Bunu çevirince santrale sinyal gidiyor. Santral size "Alo buyrun" diyor. Siz de, ilçe içinden mi, şehirlerarasından mı nereyle görüşmek istiyorsanız telefonu bağlıyor. Şehir içi tamam da, şehirler arası görüşmelerde bazen 3-4 saat sıra beklemek zorundaydınız.)


En güçlü gazeteler bile o günlerde aleyhte tek satır yazamıyordu.

 

TEK SUÇUMUZ, HABERİN NOKTASINA VİRGÜLÜNE DOĞRU OLMASIYDI

Aslında gözaltı demeyelim. Beni Donanma Komutanlığı binasına götürdüklerinde, şimdi hepsini tek tek hatırlayamıyorum bir grup amiral, yüksek rütbeli subay, hakim ve savcıların karşısına çıkardılar.

Sordukları şu oldu: "Haber doğru. Noktası virgülüne doğru. Bu kadar ayrıntıyı bilmene imkan yok. Sana bu ayrıntıyı kim verdiyse onları söyle ve çık git."

Aralarından biri de "Bak evladım, sana bunu veren, Yunan gavuruna da sırrımızı verir. bu nedenle çok önemli" diyerek hassas yerden çözmeye çalışıyordu.

Çok ilginç, bana bunlar sorulurken "Bu olayı niye yayınlamıyorsunuz. Akla kara ortaya çıksın, biz de şaibeden kurtulalım" diyenler de yanlarındaydı.

Ben, "Komutanım, bu olayı sağır sultan bile duymuştu. Her yerde anlatılıyordu. Zaten bu haberin yayınlanması konusunda binim bir etkim yok. Biz haberi yaparız, gazete yayınlar veya yayınlamaz. Bizim bir sorumluluğumuz yok. Biz haberciyiz" gibi söyler sarfettim.

 


Oramiral Nejat Tümer'in talimatıyla iki askeri hakim yüzbaşıya, suçüstü yapılması tam anlamıyla şok etkisi yaratmıştı.

 

DEMİR PARMAKLIKLI ODA

Aralarından en yüksek kıdemde olan, "Bak neler diyor, çıkarın şunun kemerini atın nezarete" diye bağırdı. Nezaret dedikleri, komutanlık binasında olağanüstü durumlarda kullanılan demir parmaklıklı bir oda. Ben oraya yönelirken, Donanma Komutanı Kurmay Başkanı Tuğamiral Atilla Erkan yanıma yaklaşarak, "Biz sana karşı saygımızı kaybettiysek de, sen kendine ve mesleğine saygını kaybetme" şeklinde motive edici ve hiç aklımdan çıkmayan cümle sarfetti. (Çok sonradan, Atilla Erkan'ın Süleyman Demirel ve diğer siyasilerin tutulduğu Zincirbozan'da komutanlık yaptığını, emekli olduktan sonra da siyasede atılıp DYP'nin Bakırköy İlçe Başkanı olduğunu öğrendim. Ama bir daha hiç görüşmedim.)

Tüm bunlar yaşanırken, Donanma Komutanlığı'ndan Hürriyet'in yasaklanması için mesajlar yazdırıldığını duyuyordum.

Ancak gazetenin tamamen kapatılması yetkisi Ankara'da olduğundan, sadece Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı sorumluluk bölgesindeki illere girmesi yasaklandı. Ama bu bile çok zarar verdi.

Çünkü o tarihte gazete İstanbul'da basılıp Ankara'ya karayoluyla gönderildiğinden, Araçlar Ankara'ya gitmek için komutanlık sorumluluk alanında kalan tüm yolları deniyordu.

***

11’ER YIL HAPİS VE BAKTIKLARI DAVALARA İNCELEME

Askeri hakimlerle ilgili dava ertesi gün başladı. Sanırım 11’er yıl hapis cezasına çarptırıldıkları gibi rütbeleri alındı, avukatlık da yapamadılar.

Onların baktıkları eski davaların dosyaları da tek tek incelendi. Birçoğuna yeniden bakıldı.
Gözaltı süreci içinde, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, rahmet ve şükranla andığım, en ücra yerdeki muhabire bile sahip çıkan  Hürriyet’in sahibi Erol Simavi’nin Donanma Komutanlığı’na “o haberle ilgili olarak muhabirin herhangi bir yayınlama yetkisi olmadığı ve tüm sorumluluğun gazeteye ait olduğunu” belirten 2,5 sayfalık bir mektup yazdığını da, şimdi emekli olan eski askerlerden yeni öğrendim.

 

Benim bir iki günlük sıkıntıdan sonra serbest bırakılmam, yasaklı günlerinde Hürriyet’e çuval çuval destek telgrafı gönderen okurların desteği, ilerleyen günlerde ise medyaya baskının sürmesi, küçüçük bir zam haberi nedeniyle gazetenin yazı işleri müdürlerinin 15 gün tutuklu kalmaları hep anlatılması gereken şeyler. 

 

EVREN: “MEMLEKETTE HER ŞEYİ ÖNLEDİK, RÜŞVETİ ÖNLEYEMEDİK”  29 Haziran Cuma günü Bizim Kocaeli'de

37139 defa okundu.

DİĞER HABERLER

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

SEPAŞ o banka konusunda uyardı

SEPAŞ o banka konusunda uyardı

Sepaş Enerji, otomatik ödeme talimatı Bank Asya’da olan müşterilerini uyardı

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER