DARBEYİ TETİKLEYEN KAZA!

Darbeyi tetikleyen kaza!

Çocukken yaşadığım 1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi dışında 12 Mart 1971 muhtırasını, 1980 darbesini ve 1997'deki 28 Şubat'ı gördüm. Darbeler gelmeden şifrelerini de veriyor

YAZI DİZİSİ

Çıraklık dönemlerimizi saymazsak, gazetecilik mesleğine 212 sayılı yasa kapsamına da girerek başlamamızın ardından 42 yıl geçmiş. Bu süre içinde haberci olarak neler yaşadık, neler gördük, nelere tanık olduk... Hafızamıza neler kazınmış, geçmişe tanıklık etmek için arşivimize 'Yarın lazım olur' diye ne belgeler, fotoğraflar, kupürler atmışız.

Birçok meslektaşımızın, dost ve tanıdıklarımızın bildiği gibi, 40 yıla yakın süre çatısı altında bulunduğum medya grubundan anlaşarak ilişiğimi kestim. Birkaç ay dinlendim.

Ayrıldığımın daha ilk günü, bana telefon açıp "Üstad, sana kapımız ardına kadar açık" diyen ilk meslektaşım Güngör Arslan oldu. Hem Kocaeli'den, hem İstanbul'dan gazete ve TV'lerin yetkili kişileri de sağ olsunlar aradılar. Kimi merakla ayrılış nedenimi sordu, birşeyler çıkarmaya çalıştı. Birçoğu da bilgi birikimimden, mesleki tecrübelerimden yararlanmak istediklerini söyledi.

Medya dünyasında artık çok şey değişti. Günümüzde yerel bir internet gazetesinde yeralan bir haber, yayına girdikten bir saatlik süre içinde 20 bin 30 bin tıklanıp okunuyorsa eğer, habercilikte yerellik-ulusallık kavramı ortadan kalkmış demektir.

Bundan böyle ‘Bizim Kocaeli’deyim. Herkesin işine baktığı, bir arı kovanı çalışkanlığı içinde gördüğüm Bizim Kocaeli'de keyifli çalışmalar yapacağımıza inanıyorum.

 

    Çocukken yaşadığım 1960 yılındaki 27 Mayıs darbesi dışında 12 Mart 1971 muhtırasını, 1980 darbesini ve 1997'deki 28 Şubat'ı görmüş, o anlarda bu mesleği yapmakta olan biri olarak, 15 Temmuz Cuma gecesi bu darbe girişimini de aktif gazeteci olarak yaşamak oldukça ilginç bir rastlantı oldu.

      Bu mesleği yaptığım süre içinde hafızama öyle şeyler kazınmış, öyle bilgi ve kupürleri biriktirmişim ki; işte bugün günün önemine de değinerek ilkini paylaşıyorum.

     Ne Türkiye'de, ne de darbelere alışık diğer ülkelerde, asker öyle bir gecede plan proje yapıp “pat" diye gelmiyor. Yaşanan her darbenin daha önceden mutlaka ve mutlaka gizli ve uzun bir yol haritası, şifreleri var. Bunları iyi okumak lazım. Geçmişte yaşanan gelişmeleri bilmezsek, bugünü ve yarını hiç bilemeyiz.

      Aslında 12 Mart muhtırasına da kısaca değinmek lazım. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edildiği o dönemde de kafamda biriktirdiğim birçok anım var. Ama önce yakın geçmişte, yani 12 Eylül 1980'de yaşanan o askeri darbe ve öncesinde yaşananlara dikkat çekmek istiyorum.

 

CİNAYET VE SUİKASTLER YILI

      Darbenin gerçekleştirildiği 1980 yılının 12 Eylül'üne gelinene kadar, 1977-1980 arası hükümet bunalımları, özellikle Demirel-Ecevit çekişmesi ile birlikte cinayet ve suikastlerle geçti.

    TBMM'deki en büyük iki partinin lideri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit öyle bir çekişme içine girdiler ki, hükümet kurabilmek için iş bir oya, bir bakanlık önerilmeye kadar gitti. Milliyetçi Cephe Hükümetleri, azınlık hükümetleri, Milli Selamet ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin dışardan desteklerinin de işe yaramaması, bununla birlikte partilerin Cumhurbaşkanı konusunda anlaşamaması ülkeyi iyice gerdi.

 

 

     Tüm bunlarla birlikte gizli bir merkezden talimat verilmişçesine, sokak olaylarının dışında suikastler başladı. 1 Şubat 1979'da gazeteci-yazar Abdi İpekçi öldürüldü. Suikasti daha sonra Mehmet Ali Ağca'nın gerçekleştirdiği ortaya çıktı.

     Çok uzun olacağından tarih ve yer belirtmiyorum. Bu dönem içinde Ankara'da akademisyen Bedrettin Cömert, TİP eski Adana İl Başkanı Ceyhun Can, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal, Malatya Ülkü Ocakları eski Başkanı Mürsel Karataş, Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, Adalet Partisi İstanbul Milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu, İstanbul Üniversitesi'nden Ümit Doğançay, Fedai Dergisi sahibi Kemal Fedai Coşkuner, İstanbul Üniversitesi'nden Cavit Orhan Tütengil, TRT İstanbul Radyosu'ndan Ümit Kaftancıoğlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok (evinde eşi ve kızıyla birlikte), CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu, eski başbakanlardan Nihat Erim, DİSK Başkanı Kemal Türkler suikast ve cinayete kurban gitti.

     Tüm bunlara rağmen, hala birbirleriyle anlaşamayan 4 siyasi parti lideri, kurulamayan ve çok kısa ömürlü olan hükümetler, seçilemeyen Cumhurbaşkanı. Mecliste bugünkü akıl ve mantıkla izah edilemeyen, gazetelerin mizah sayfalarını aratmayacak inceliklerle verdiği  kadayıflı siyaset muhabbetleri.  

 

 

    Darbe ve muhtıralarda birçok kez şapkasını alıp tekrar geri dönen rahmetli Süleyman Demirel'in'Dün dündür, bugün bugündür' sözü hala hafızamızda. Geçmişte yaşanan darbeler, darbe öncesi neler olduğu, ne gibi olaylar yaşandığının bilinmesinde yarar var.

    Yakın geçmişimizde yaşanan 12 Eylül 1980 darbesinin 14 ay  öncesine götürmek istiyorum sizi. Şimdiki genç kuşak 12 Eylül darbesi ile onun öncesinde yaşananları ayrıntılı bilmiyor.

 

 Bu satırların yazarı olarak benim de  canlı tanığı olduğum, o günlerde muhabirliğini yaptığım TRT'ye telefonla bağlantı yapıp ayrıntısıyla anlattığım 20 Temmuz 1979'daki bir uçak kazası, belki de ilerde yaşanacakların bir habercisi, tetikleyicisiydi.

     Aslında o tarihte bugünkü medya olsa, olayı didik didik eder, incelenmedik yerini bırakmazdı. Ama o günün imkanlarıyla olay birkaç kez yazıldı, 'kaza dendi' üstü kapandı. Bir yıl sonra, o uçakta bulunanlar 12 Eylül darbesini yaptı. Benim ise, olaydan yaklaşık 14 ay sonra darbe olunca, yıllar yılı “Kaza mıydı, sabotaj mıydı?" sorusu kafamı kurcaladı. İşte bu olayla ilgili bazı bilgi ve kupürleri, yarınlarda lazım olur diye bir kenarda tuttum.

 

TSK'NIN GÖZBEBEĞİ GÖLCÜK

     Gölcük her zaman olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nin ve Deniz Kuvvetleri'nin gözbebeği. Donanma Komutanlığı'nın ana üssü. Aynı zamanda teknolojiyi başka ülkelerden satın almış olsak da; tamamen Türk işçi ve mühendislerinin emeğiyle denizaltı ve en modern savaş gemisi yapabildiğimiz askeri tersane de burada.

      Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gemi, tank, uçak dahil birçok açıdan ABD ve gelişmiş ülkelere bağımlı olduğundan, Gölcük Tersanesi'nde bırakın denizaltı yapmayı, bir çıkarma gemisi yapmak bile büyük olaydı. Burada yapılan her geminin omurgasının kızağa konulması, denize indirilmesi büyük olaydı. Bu törenlere, cumhurbaşkanları, başbakan, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ve bakanlar mutlaka katılırdı. Bu da, yıllar yılı Türkiye’de çürüğe çıkan gemilerini bize kaptıran, Türkiye’yi hurda savaş gemisi mezarlığına çeviren ABD başta olmak üzere tüm ülkelerin dikkatini çekmeye başlamıştı.

     Tarih 20 Temmuz 1979. Yani 12 Eylül darbesinden yaklaşık 14 ay önce. Alman teknolojisini kullanarak, tamamen Türk mühendis ve işçisinin emeğiyle inşa ettiğimiz A sınıfı denizaltılardan ilki olan ‘Yıldıray’ tamamlanmış, kızaktan denize indirileceği anı bekliyor.

     Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile eşleri, 3 bakan, o dönem üst düzey görevlerde bulunan 20 civarında bürokratı taşıyan uçak İzmit'teki Cengiz Topel Askeri Havaalanı'na inişe geçti. Hemen ardından da bir başka uçakla Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk geliyor. 

 

ÖLÜMDEN DÖNDÜLER

     Evren, kuvvet komutanları, bakanlar ve üst düzey bürokratların bulunduğu uçağın ön tekerleği pistle temas ettikten kısa süre sonra, sonradan yapılan tespitlere göre iniş takımı pimi kırıldı. Uçak pistten çıktı ve yaklaşık 200 metre toprak pistte gövde üzerinde sürüklendi. Herkesin yüreğini ağzına getiren olayda çok hafif sıyrıkların dışında kimseye bir şey olmadı.

      Aynı piste inişe hazırlanan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün uçağı ise hemen geri döndü, İstanbul Atatürk Havalanı'na indi. Oradan karayoluyla Gölcük'e geldi.

 

 

“KAZA" DENİLDİ ÜSTÜ KAPATILDI

      Olayı duyduğumda, törenin yapıldığı denizaltının inşa edildiği kızağın altında bulunan askeri telefondan tersane santralını arayıp TRT'ye kazayı bildirdim. O gün dakikalarca telefonla yayın yapıp olayı anlattım. Daha sonra gecikmeli olarak Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Kenan Evren, kuvvet komutanları ve bakanlar önce Tersane girişindeki konukların ağırlandığı bölümde durum değerlendirmesi yaptı, daha sonra tören devam etti.

     O günlerde yapılan değerlendirmelerde, bu mucize kurtuluş pilotun ustalığına ve mucizelere bağlandı. ABD'den gelen uzmanlar, iniş takımındaki kırılan pimi inceledi. Bir dizi raporlar hazırlandı ve olay “kaza” denilerek kapatıldı.

 

Gölcük'te yapılan bir törenden fotoğraf. Kenan Evren, Bülent Ecevit ve darbeden sonra başBakan olacak olan Bülent Ulusu. Darbe olduğunda başbakan Süleyman Demirel’di ve hükümet güvenoyu almıştı.

 

14 AY SONRA GELEN DARBE

      Ancak bu olaydan 14 ay sonra ise günümüzde hala hem o dönemki uygulamalar, işkenceler ve yapılan anayasasıyla tartışılan 12 Eylül 1980 darbesi geldi.

      Yıllar yılı, mesleğim gereği Deniz Kuvvetleri ile iç içe olduğumdan ve hemen hemen tüm Deniz Kuvvetleri Komutanları, diğer amiral ve yüksek rütbeli subaylarla tatbikatlarda, törenlerde birebir görüşme fırsatı bulduğundan her fırsatta bu olayı hatırlattım. “Kaza mıydı, sabotaj mıydı?” sorusuna cevap aradım. Kimse tatmin edici cevap vermedi. Ben de hala bulamadım.

      Belki bugünkü teknoloji ve iletişim imkanları olsaydı kısa sürede planlama yapılabilirdi ama, o dönemde bir darbenin planlaması için muhtemelen bir yıldan fazla süreye ihtiyaç vardı.

     Bazı stratejistlerin en kötümser senaryosuna göre, “Kendi ihtiyaçlarını kendi karşılayıp, kendi kararlarını kendi veren bir Türkiye” yerine her zaman “Kendisine bağımlı bir Türkiye” isteyen ABD haber aldı ve darbeyi önlemek için böyle bir sabotaj oyununa girdi. Çünkü uçaktakiler ölseydi, darbe de olmayacaktı.

      Onun için gelişen ve kendi kendine yeter hale gelmeye başlayan Türkiye, yabancıların her türlü strateji oyunları ve sabotajlarına açık bir ülke... Tıpkı cemaat liderinin yıllardır ABD'de Türkiye'ye karşı bir silah gibi kullanılması gibi..

 

 

UÇAK KAZASININ CANLI TANIĞI ANLATTI

Uçak olayının bugün yaşayan tanıklarından biri olan ve adının yazılmasını istemeyen emekli TRT kameramanı arkadaşımla hafızasını tazeletip yeniden konuştum. O gün uçakta dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, iki kuvvet komutanı ve adlarını şimdi hatırlayamadığı 3 bakan ile birçok general ve amiralle birlikte eşlerinin, bürokratların bulunduğunu hatırlattı.

 

İşte o kameramanın anlattığı:

“Uçak pisti karşıladıktan sonra sağ kanada doğru yattı. Sonra toparladı. Fakat 50 metre kadar ilerledikten sonra uçağın burnu öne doğru bastı. Sonra yelpaze gibi sallanmaya başladı. Uçak burun üstünde sürüklenerek pisti kazıya kazıya pist dışına çıktı ve bir süre de pist dışında ilerledi. Uçağın içinde büyük bir panik vardı. Ben kamerada, kullanmadığım günlerde şarjı bitmesin diye ters taktığım aküyü düzelttim ve kayda başladım. Eşyalar çantalar yerlerdeydi. Uçak tamamen durduktan sonra önce ben inip dışarıdan da çekim yaptım. Ön tekerlek yerinde yoktu. Sonradan öğrendiğimize göre parmak kalınlığındaki pim kırılmış veya yerinden çıkmıştı. O gün çektiğim ve teslim ettiğim görüntülerin büyük bir kısmı yayınlanmadı. Pimin metal yorgunluğu sonucu kırılmış olabileceği söylendi ve sonra unutuldu.”

 

DARBE BAŞARILI OLSAYDI NELER OLURDU?

    Aslında olaya biraz da “15 Temmuz Darbe Girişimi başarılı olsaydı neler olurdu?” sorusuna cevap vermeden önce, o günleri yaşayanlar olarak hafızaları tazeleyip 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında neler olduğuna bakmak lazım:

-12 Eylül 1980 darbesinin nedeni olarak, birincisi siyasi istikrarsızlık, liderlerin birbirleriyle anlaşamaması, hatta biraraya gelmemesi en önemli etkenlerden biri olarak gösterildi.

-Buna ekonomik sorunlar, dış güçlerin körüklemesiyle oluşan sağ-sol çatışmaları, ardı arkası kesilmeyen suikastler, toplumsal olaylar eklendi ve darbe geldi.

 

 

KORKUNÇ OLAYLAR YAŞANDI 

-Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi. Siyasi parti liderleri dahil binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Siyasi partiler, STK'lar kapatıldı.

-Medya susturuldu. Yüzlerce gazeteci gözaltına alındı ve yargılandı.

-30 binin üzerinde insan 'Sakıncalı’ olduğu gerekçesiyle işini kaybetti.

-4 bin civarında öğretmen, 50 civarında hakim de yine sakıncalı olduğu gerekçesiyle görevinden alındı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. Binlerce insan fişlendi. Cezaevleri doldu.

-Sıkıyönetim mahkemelerinde 517 kişi idam cezasına çarptırıldı. Benim bildiğim bunlardan 4'ü İzmit'e olmak üzere 50'sinin idam cezası infaz edildi.

-Cezaevlerinde işkence iddialarının ardı arkası kesilmedi. 200'e yakın insanın işkence ile öldüğü tespit edildi. 300'ün üzerinde kişi 'şüpheli' şekilde hayatını kaybetti.

-O günlerde Kenan Evren, “Eşkıyayı asmayıp da besleyelim mi?” şeklindeki sözleriyle infazları savundu. 

-Olayın ilginç yanı, 1982'de darbe yönetiminin hazırlattığı ve bugün hala 'Türkiye darbe anayasasıyla yönetiliyor” denilerek değiştirilmek istenen o Anayasa yüzde 92 oyla kabul edildi.

 

"Darbe 11 Temmuz'da yapılacaktı" 26 Temmuz Salı günü Bizim Kocaeli'de

 

DARBENİN ŞİFRELERİ - 1 - Darbeyi tetikleyen kaza!

DARBENİN ŞİFRELERİ - 2 - Darbe 11 Temmuz'da yapılacaktı, bakın neden ertelendi?

18782 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 2 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER