DEĞİRMENDERE VE ERTUĞRUL AKALIN...

Değirmendere ve Ertuğrul Akalın...

Çoğu kimse bilmez, kent kadar eski bir tarihe sahiptir Değirmendere

Bugünlerde sadece sayfiye yeri olarak görülen Değirmendere’de bir dönem ticaret oldukça yoğundu. Roma ve Bizans dönemlerinde Kocaeli’nin önemli bölgelerinden biri olan Değirmendere’nin tarihi, Kocaeli’yle paralel… Yani toprak altında. Yani gün yüzüne çıkarılmıyor. Aslında böylesi daha iyi. Temel kazma çalışmalarında toprak altındaki ne tarihi eserlerin katledildiğini herkes biliyor… Yemyeşil doğasıyla Samanlı Dağları’nın eteklerinde bir gerdanlık gibi duran, Samanlı Dağları’nı İzmit Körfezi’yle birleştiren Değirmendere’de 1990’lı yıllarda yeni bir tarih yazıldı.

 

DEĞİRMENDERELİ OLMAN İÇİN…

Tarihin yazılmasına sebep 1952 yılında evlenerek Bursa’dan Değirmendere’ye taşınan Rasim Akalın’a dayanıyor. Rusya’dan Bursa Orhaneli ilçesine göç eden ve bölgede Tataroğlulları diye bilinen Akalın ailesi, Değirmendere’nin kaderinin değişmesine yol açacaklarını henüz bilmiyorlar o yıllarda. Ertuğrul Akalın, “Benim babam deniz subayıydı. Bursa’nın Orhaneli ilçesinin  dağ köylerinden. Babamların eski sicilleri Tataroğulları diye geçiyor. Rusya’dan gelme. Babam 1952’de deniz subayı çıkıyor ve evlenip buraya geliyor. Annem de Bulgaristan göçmeni benim.  Ben doğma büyüme Değirmendereliyim ama Değirmendereli kabul etmez. Hala Değirmendereliler bizi Değirmendereli kabul etmez. Değirmendereli olman için arsan, tarlan, çubuğun olacak. Bağın bahçen olacak. Biz de öyle bir şey yok. Bir tane evimiz var, hepsi o” ifadeleriyle anlatıyor Değirmendere macerasının başlangıcını ve devam ediyor;

 

OKUL HAYATI YOLLARDA GEÇTİ

“İlkokul, ortaokul, lise hepsini burada okudum.  Peder deniz subayı olunca çok gezdi. Ben ilkokula başlayacağım sene babam Amerika’da. Benim nüfus kağıdımda Bursa yazar.  O da neden? Annem hamile, beni doğuracak, ilk çocuğum ben de. Tek başına doğuramıyor, annesinin yanına gidiyor Bursa’ya… Ben de orada doğuyorum. Ben ilkokul ikiyi Değirmendere’de okudum.  Üçüncü sınıfa geçtiğimiz sene babam Bartın’a tayin oldu. Üçüncü sınıfı Bartın’da okudum. Dörtte Amasra’ya geçtim. Beşinci sınıfta tekrar buraya döndük.  Beşi burada okudum. Orta bire başlayacağım sene Kıbrıs Barış Harekatı… O zaman Başaran gemisi vardı, Kıbrıs’a asker götüren gemi. Babam orada fabrika müdürüydü. Babam o gemiyle Kıbrıs’a gitti. Beni de Bursa Erkek Lisesi’ne yatılı gönderdiler. Birinci sınıfı Bursa’da okudum. Orta ikide Kıbrıs Barış Harekatı bitmişti, döndü sonrasında orta ikiden lise sona kadar burada okudum.”

 

 

MÜZİKLE İLK TANIŞMA

Bütün eskiler gibi Değirmendere’nin de eski tadı bir başkaymış… Beton elini değmemiş, denizle doğa iç içeymiş… Ertuğrul Akalın o yılların Değirmenderesi’ni Yalova Koru’ya benzetiyor ve anlatıyor; “O yıllarda Değirmendere bin nüfuslu bir yerdi. Şu anda Yalova Çınarcık arasında bulunan Koru’ya çok benzetiyorum o zamanki halini. Eski püskü evler, sahilde apartmanlar yok. Yine o dönemlerde bile İzmit’in kalburüstü kesiminin yazlıkları vardı burada...” Akalın müzikle ilk defa o yıllarda, mahallenin bir abisinin gitarını kurcalayarak başlamış. “İlkokul birden beri mandolin çalıyordum orta ikide gitar almak imkansız, o yıllarda gitar yok. Orta ikide babam bana gitar aldı. Mahallede Atilla abi vardı, ilk ondan başladım öğrenmeye. Usta-çırak ilişkisiydi. O çalıyordu biz bakıyorduk, öyle öyle öğrendim. Lise bire geldiğimizde baya ilerletmiştim, liseler arası müzik yarışmasına katıldık Barbaros Hayrettin Lisesi olarak. Ben de onun gitaristiydim o zaman…

 

MÜZİK BAŞLADI, OKUL KAYIŞ ATTI

Babam bana elektrogitar aldı. Gitar 1800 TL’ydi, babamın maaşı 1200 TL’ydi. O zamanlar ordu pazarları vardı oradan almıştık. Aldık getirdik izliyoruz. Elimizi süremedik, korkuyoruz bir şey olacak diye. Tek teli kopuktu hatta. Babam çok önemliydi bizim için. Babam gemide bağlama çalmayı çok istermiş, komutanı ‘burası pavyon mu?’ diyerek bağlamayı kırmış. Babamın içine uhdeydi o. Hep isterdi bizim bir şeyler çalmamızı. O aldı bana ilk gitarı. İtalyan malıydı. Bugün bir deniz subayı 4 bin TL falan olsa o dönemde 8 bin TL gibi bir parayla bana gitar almış. Sonra Bursa’ya gittik yarışmaya. Ben gitara başlayınca okul kayış atmaya başladı. Orta ikinci sınıfta gitarı aldım, o sene kaldım sınıfta. Hep gitar çalıyorum, dersle alakam yok. Babam gitarı sakladı. Sınıfı geçtim gitar yeniden çıktı ortaya. Sonra bir daha dikiş tutmadı. Orta üçte sınıfta kalmak yoktu. Sınava girerek mezun oluyorsun. Ben de öyle mezun oldum.

 

 

BABASINDAN FAZLA PARA KAZANDI

Lise bire başladığımda profesyonel olarak gitar çalmaya başladım. İşçi gazinoları vardı.  O seneler babam bin 200 TL maaş alıyordu, ben ayda 3 bin TL para kazanıyordum. Her gece çalıyorduk ve gecede adam başı 100 TL alıyorduk. Lise ikiden lise üçe geçtiğimiz sene ilk sevgilim İstanbul’a taşındı. O taşındı diye ben de İstanbul’a gittim. Lise üçü İstanbul’da özel bir kolejde okudum. Yıllık 6 bin TL verdim. Okula gitmiyorum, dersler iyi gitmiyor. Bütün gün bütün gece gitar çalıyorum, ite kaka sınıfları geçiyoruz. Lise sona geçtiğimde sevgilim İstanbul’a gidince; Fenerbahçe Lisesi’ne gitti o, ben de Sita Koleji’ne gittim. Kalmak yok mutlaka geçiyorsun yani. Hafta sonları Fenerbahçe’ye gidiyorum. İşte sevgilimle sinemaya gidiyoruz, sonra dönüp buraya geliyorum sonra tekrar dönüyorum İstanbul’a. O sene liseyi bitirdim ama lisenin durumunu düşün. Değirmendere’nin en tembel haylaz öğrencileriydik, terbiyeli efendi adamlardık, oraya gittim sınıfın en çalışkanı oldum.  O sene üniversite sınavında ben kimya mühendisliğini kazandım Anakara’da. Ankara Mühendislik ve Harp Akademisi’ydi Gazi oldu sonradan. Gittim 6 sene orada okudum. Sevgilim de İstanbul siyasalda okudu. Bir iki derken soğumaya başladı ara. Siyaset de girdi araya. Sonra koptuk gittik.

 

GAZİ’NİN SOLCU YILLARI

Gazi’de o dönemde sınıflar 60 kişilik falandı. Sınıfta biz 10 tane falan militan solcuyduk, iki tane de sağcı vardı kalan 48 kişi de sola sempati duyan insanlardı. İşgalle bugünkü hale geldi, başka türlü olamaz. Okulu işgal ettiler biz okula giremedik, ben 4 senelik okulu 6 senede bitirdim. 73 girişliyim 79’da mühendis olarak çıktım. 30 Nisan’da Gölcük Tersanesi’nde iş başı yaptım. Askeri işyeri olduğu için 1 Mayıs’ta işe gitmiştim.” Tersanede bir süre çalıştıktan sonra siyasete girmeye karar veren ve Değirmendere için döneminin yüzyıl ötesinde düşüncelere sahip olan Ertuğrul Akalın 1988 yılında tersanedeki görevinden istifa etmiş. 26 Mart 1989 yılında Değirmendere’nin kaderini değiştirecek yetkiyi halktan almış. Sonrasında tam 3 dönem belediye başkanlığı yapan, 2004 yılındaki seçimleri kaybedince eski işi olan tersaneye başvurmuş.. 15 yıl boyunca ortalarda olmayan Akalın işe geri dönmek için başvurunca ortalık karışmış…

 

 

TERSANEYİ BİRBİRİNE KATTI

Siyasete attığı ilk adımı ve tersaneye geri dönme başvurusunu şu ifadelerle anlatıyor Akalın; “88’in son gününde istifa ettim. Koşullu ayrılıyorsun, yasa öyleydi. 26 Mart 1989 yılında yapılacak olan seçimlere katılmak amacıyla görevimden ayrılıyorum, dönüş hakkım saklı kalmak koşuluyla. Bir kazandık, bir daha kazandık, bir daha kazandık. 2004’e kadar devam etti.  Hatta 2004’te kaybettim tersaneye başvurdum, emekliliğe kalmış bir sene. Hukukçular girdi devreye, Ankara’ya gidip görüş aldılar hala da bir cevap bulamadılar. Yani adam yasa koyucu seçime katılacak kazanamayacak görevine dönecek diye koymuş, ama 3 defa kazanıp dördüncüde kaybedince ben kaybettim diye dönünce onlar da şaşırdı. Sonra da ben Teknopark’ta çalışmaya başladım.”

 

ASTER-İŞ’İN ÇOK ETKİSİ OLDU

Değirmendere’de bir yanlış algı olduğunu, aslında bölgenin merkez sağ kökenli bir yapısı bulunduğunu, bu yapının 1989 yılından itibaren zaman içerisinde değiştiğini ifade eden Ertuğrul Akalın, Değirmendere insanını çok iyi tanıyor ve tanımayanlar için o günleri anıyor, “Şöyle bir yanlış algı var sürekli gündeme getiriyoruz. Bunu kendime pay çıkarmak için söylemiyorum ama ortada bir gerçek de var.  89’da seçimi kazandığımızda burayı DYP’li bir belediyeden aldık.  80-84’te bir değişim.  80-84’te askeri rejim, 80’de 12 Eylül olduğunda da burada Adalet Partili bir belediye vardı. Sol falan değildi Karamürsel kılıklı bir yerdi burası 89’dan sonra dönüştü ve acayip gelişti. Gölcük Tersanesi’nde çalışanların hepsi memleketlerinden gelir, Gölcük Tersanesi’nde işe girer. Gölcük’ün kenar mahallelerinde otururlar ama ev almak istediklerinde de Değirmendere’den alırlar.  Eş değer bir ev düşünün normal bir yerde 40 bin TL ise Değirmendere’de 80 bin TL olur ama emekli olunca emekli ikramiyesiyle hepsi evini alır. Buraya yerleştiler ama DİSK’e bağlı Aster-İş Sendikası’nın da o dönemde çok büyük etkisi vardı. Solcu olan tersane işçilerini bu tarafa çekmişti sağcı olan işçiler de memleketlerine dönüyordu.

 

 

KÜLTÜR SANAT VİZYONU

Bizim şansımız şu oldu. Burada sosyal belediyecilik anlayışı yoktu. Sanata bir eğilim vs. yoktu. Biz çevreden çok destek aldık. Özel sektörde çalışan önemli isimler bize yönetim sistemleri üzerinde çok önemli eğitimler verdi. Sabancı Grubu, Eczacıbaşı Grubu gibi.  Nasıl yöneteceğiz, nasıl vizyon geliştireceğiz, projeleri nasıl hayata geçireceğiz. Biz o dönemde ‘bilim, kültür ve sanat kenti’ dedik. Nasıl dolacak bunların altı? Bilim çok önemliydi. Bilimsel taban olmayan hiçbir iş yapılmayacaktan yola çıkarak bir kültür sanat kenti oluşturacaktık. Çevrede bir sürü sanayi kuruluşları var. Değirmendere biraz da pahalı bir yer olduğu için üst düzey yöneticiler gelip burada oturabiliyorlar. Onların çocuklarını eğiteceğiz, onlara kültür sanat aşılayacağız diye düşündük. Çünkü Değirmendere’de başka bir şey yok. Kültür sanat ile ilgili bir vizyon biçtik ve tuttu. En çok gurur duyduğum şey şudur, Geçen gün İstanbul’da oğlumun müziklerini yaptığı oyunun başrol oyuncusu Değirmendereli.   Sahnedeki dekorcusu vs. Değirmendereli. İlk mikrobu buradan almışlar. Türkiye’de hangi güzel sanatlar fakültesine giderseniz gidin mutlaka Değirmendereli bir öğrenci var. Bizim Değirmendere’de bir sanat evimiz var. Burası konservatuar değil. Bizimle aynı dönemde Belediye konservatuarını açtılar. Bizim amacımız iddiamız öyle değil. Biz burada iyi bir sanat izleyicisi yetiştireceğiz dedik ve Mimar Sinan’dan vs. güzel hocalar getirdik, güzel eğitimler verdik.  İki oğlum var en somut örneği büyük oğlum Viyana’da müzik okudu, küçük oğlum da grafik tasarımı bitirdi.”

 

AĞAÇ SEMPOZYUMLARI

Değirmendere deyince akla Türkiye’nin dört bir yanında Ahşap Sempozyumu geliyor. Akalın yıllar önce hayata geçirdiği Ahşap Sempozyumu için şimdilerde belediyelere danışmanlık yapıyor. Danışmanlık isteyen belediyelerin çoğu sosyal demokrat. İstemeyenler ise malum.. Akalın sempozyumlara katılmaktan, düşüncelerini diğer kuşaklara aktarmak oldukça memnun… Ağaçla ilgili çok anısı, ahşap ilgili çok dostu var. Anlatıyor aralıksız, “Bir süre önce Eskişehir’e gittim Odunpazarı Belediyesi’ne. Odunpazarı Belediye Başkanı çağırdı sempozyum yapacakmış benden görüş almak istedi. Odunpazarı Belediyesi İl Kültür Turizm Müdürü aradı, ‘Numaranızı sakıncası yoksa başkana vereceğim sizi arayacak’ dedi ve hakikatten 5 dakika sonra başkan aradı. ‘Biz burada ahşaptan heykel yapmaya kalktık, yapıyoruz ama internete girdik baktık ki bizden 25 yıl önce bunu yapmışsınız, ne vizyon varmış diye konuştuk, kim bu adam diye aradım ve seni buldum. Biz de yapmak istiyoruz. Cumartesi açılışı yapmak istiyoruz, buraya bir gelsen’ dedi.  Tamam başkanım gelirim dedim, gittim. Buradan trenle gittim, beni orada karşıladılar. Tören alanında başkanla tanıştık. O gece beni orada misafir ettiler. Oturduk başkanla neler yapılabileceğini konuştuk.. Üniversite gençliği… Anadolu Üniversitesi resmen Eskişehir’in çehresini değiştiriyor. Burada Kocaeli Üniversitesi bunu yapamıyor ve aksine üniversite öğrencileri yozlaştırıyor. Bu da yerel yönetimlerin etkisi.

 

 

KARAOSMANOĞLU’NDAN TEKLİF

İlk seçildiğimde İbrahim Karaosmanoğlu bana el altından haber göndermişti. Ben öyle algıladım daha doğrusu ama bir teklif gibiydi. İsmet Çiğit ‘çalışmaz mısın bu adamla?’ dedi. Ben de ‘yok’ dedim. Onu deyince de bir daha olmadı, ki zaten olmazdı. Bir şey sorarsa söylerim, akıl isterse veririm, şunu şöyle yapın derim ama çalışmak farklı bir şey. Mehmet Ellibeş sempozyumu bırakmıştı biliyorsun. 16.’sı yapılmadı Değirmendere’de. Ben de Çankaya’da yaptım. 17.’yi yaptım hem de aynı isimle, Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu ismiyle. O sırada belediye meclis üyeleriyle birlikte Mehmet Ellibeş’e baskı yaptık ve ‘Hadi 16.’sını yapalım o zaman’ dedi. Dedim ki ‘biz 16- 17’yi yaptık, sen 18.’yi yap’ Şu anda da 24 oldu devam ediyor. Burada böyle bir taban var ve istiyor. Esnaf da istiyor böyle bir şeyin yapılmasını. Hareketlilik geliyor. Şuraya iki tane adam gelse o bile ticaret…”

 

TADI HALA ESKİSİ GİBİ

Akalın, Değirmendere için üzülüyor. Gölcük’e bağlanan ve belediye statüsünü kaybeden Değirmendere bugünlerde halen Ertuğrul Akalın döneminin birikimlerini kullanıyor, bir anlamda cepten yiyor. Sosyal belediyecilikle çağ atlayan, 2000 yılında "Toplam kalite yönetimi" uygulamasını ilk defa devlet ile tanıştıran Değirmendere, özellikle Ağustos ve Eylül aylarında insanları büyüleyen gün batımlarıyla meşhur. İnsanı kendine aşık eden, bir tablo gibi önünüze serilen bu doğa şöleni bile Değirmendere’ye bağlanmanıza bir sebep. 1999 yılında Marmara Depremi’yle büyük acılara sahne olan Değirmendere, yaşadıkları sonrasında bir süre boşaldı… Değirmendere’nin yerlisi dayanamadı hasrete, başka şehirlerde yapamadı ve geri döndü. Ertuğrul Akalın’lı sanat dolu günlerini halen hasretle arasa da, Değirmendere’nin tadı hala eskisi gibi. Biraz yeşil, biraz mavi…

6475 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 3 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER