HDP'Lİ FIRAT: NİHAT ERGÜN’E KEFİL OLURUM

HDP'li Fırat: Nihat Ergün’e kefil olurum

AKP’nin kara kutusu olarak bilinen, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde HDP’den milletvekili seçilen Dengir Mir Mehmet Fırat, AKP’den kefil olacağı 2 isimden birinin Nihat Ergün olduğunu söyledi. Fırat, “Baksanız dolabında 4 takım elbise çıkmaz. Siyasetten çıkar sağlamadı” dedi

İktidar partisi AKP, muhafazakar bir yapıda ülkede kimi radikal değişiklikler yapmak üzere yola çıktı.

Uzun süre çekirdek bir kadroyla ilerleyen partide iktidardan yaklaşık 5 yıl sonra çatlaklar başladı.

10 yıl boyunca AKP’de ikinci adam olan Dengir Mir Mehmet Fırat ise resmi istifasını 2014’te partiye sundu.

Fırat, partinin kara kutusu olarak biliniyordu, istifası şok etkisi yarattı.

AKP’yi yöneten birkaç isimden biri olan Fırat, 7 Haziran seçimleri öncesinde bir mesaj yayınlayarak seçimlerde HDP’ye destek vereceğini açıkladı.

7 Haziran’da ve 1 Kasım’da milletvekili olan Fırat geçtiğimiz hafta sonunu kentimizde geçirdi.

Fırat’la AKP’den ayrılış sürecini ve neden HDP’de siyaset yapmaya karar verdiğini konuştuk.

AKP’den ayrılmasındaki tek etken Recep Tayyip Erdoğan.

Parti programıyla en ufak bir sorunu yok.

“Bugün AKP’nin programını alan ve uygulayan bir parti kurulsun, o partide siyaset yaparım” diyecek kadar bağlı kurucusu olduğu partinin programına...

HDP’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemi hayalini engelleyebilecek tek parti olduğunu düşünüyor.

Bu sebeple partiye destek vermiş.

Söyleşi boyunca Dengir bey bir kere olsun Recep Tayyip Erdoğan’ın adını ağzına almadı.

3. tekil bir şahıs olarak geçti Erdoğan sürekli kayıtlara...

AKP’nin bilinmeyenlerini ve kentimizdeki AKP’lileri uzun uzun  konuştuğumuz Fırat’la keyifli bir söyleşi yaptık.

Okumaya başladığını bu söyleşiyi soluksuz bitireceksiniz...

 

Ülke çok kötü bir durumda. İyice bölünmeye ve taraflaşmaya açık bir atmosfer var ve 7 Haziran’dan sonra bu duruma geldik, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Saddam dönemini yaşıyoruz, hatta daha kötü. Saddam Irak’ında kanun vardı, hukuka uygun değildi ayrı mesele. Türkiye’de iktidar için şu an bir kanun ya da kural da yok. Diktatörlüklerde de bir kural vardır, şunu yaparsan şu cezayı alırsın, Türkiye’de hukukun genel prensiplerine aykırı olarak yasa çıkartılıyor ve oldu deniyor dokunulmazlıkların kaldırılması gibi. İlk dokunulmazlık fezlekem cumhurbaşkanına hakaretten dolayı. Varın siz düşünün.

 

Şu anda ne bekliyorsunuz? Dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra süreç ne olacak?

-Tutuklamalar olacak. Prensip kararı alındı. ‘Davet üzerine gitmeyeceğiz’dedik. Ne yapacak? Ya polis vasıtasıyla celbine karar verecek ya da tutuklama kararı çıkartacak, gelip dinletecek ve yine polis tutup götürecek. Amaç rencide etmek.

 

Peki bir gerginlik yaşanacak mı sizce? Amaç bu mu?

-Asıl amaçları gerginliği yaratmaktan çok korku yaratmak. Kendileri korktukları için toplumu korkutmaya çalışıyorlar. Toplumu sindiriyorlar. Toplum aslında sinmiş vaziyette. Yargı kendilerinden. Türkiye’de yasama meclisi gibi bir güç yok. Başından beri söylüyorum, AKP’deyken de söylüyordum. Ben milletvekili falan değilim, ben genel başkanımın vekiliyim. Çünkü o beni seçilecek bir noktaya yazdıysa ben seçildim.Beni millet seçmedi, seçen o. Bütün siyasi partilerde durum aynı. Sadece AKP’de değil. 2007’de hazırlanan anayasa taslağının komisyon başkanı bendim. Anayasayı çıkarmak genel uzlaşıyı gerektirir.Dünyanın hiçbir yerinde yüzde yüz uzlaşı olmaz ama toplumun büyük bir kesiminin evet demesi lazım. Meclisten de geçebilmesi için nitelikli çoğunluk lazım. Fakat bundan daha önemli 2 yasa var; bir seçim kanunu, biri de siyasi partiler yasası. Bugün demokrasinin önündeki engel anayasa değil bu iki yasadır. 12 Eylül’ün Türkiye’ye en önemli kazıklarından biri budur. Bunun için nitelikli çoğunluk gerekmez, normal kanundur. Bunun için önce bir siyasi partiler yasası ve seçim yasası hazırlayalım. bunu meclise gönderelim. O zaman demokrasi gelecek, özgürlükler olacak diye inanmıştık. Birkaç defa ısrar edince ‘peki’ dedi. Meclis kütüphanesinden bütün dokümanları istedim, üniversitede uzman olan hocalarla konuştum. Yalnız iktidarda olan siyasi partiler değil muhalefette olan partiler de bu kanunun değişmesini istemez. Ne CHP’de Kılıçdaroğlu, ne MHP’de ne de bizimkiler (HDP’lileri kastediyor) hiç birisi istemez. Bu iki yasayı değiştirin, isterseniz dünyanın en despotik anayasasını getirin, mümkün değil kimse kimseye hakim olamaz. Hakikatten bir meclis olur.

 

 

AKP DEVRİM NİTELİĞİNDE İŞLER YAPTI

AKP’de uzun yıllar siyaset yaptınız ve çok önemli de bir faktördünüz AKP’de. Sonrasında istifa ettiniz. HDP’de siyaset yapmaya başladınız. Muhalif bir partide görev yapan AKP kurucusu olarak partinici nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl bir yapıda ve ne istiyor?

-Ben hiçbir siyasi partiye kendi tüzüğü dışındaki bir isimle hitap etmeyi sevmiyorum ama sizin partinin ismi tüzükte Ak Parti yazıyor, siz artık Ak Parti değilsiniz, onun için utanarak söylüyorum ben; AKP demek zorundayım size. O partinin kurucularından biriyim 2008’e kadar da iyi kötü geldik, ama o zaman aktı. Ama şu anda aklığınız yok, kapkarasınız ve dolayısıyla da başka bir şey diyemiyorum; AKP diyorum. O süreç içerisinde AKP çok iyi işler yaptı, devrim niteliğinde değişimler yaptı. Gerek yasal gerek idari olarak yapılan bir çok şey 2007- 2008’e kadar yapılanlar Türkiye’nin önünü açmıştır. Vesayetin bir şekliyle ortadan kalkmasından yani güç ele geçtikten sonra maalesef tek adama doğru gitti. Bana göre orada siyasi partiler yasasının noksanlığıydı. Baş kaldırabilecek, söz söyleyebilecek insan yok. Siyasetçinin temel şeylerinden biri, nasıl üniversitede akademik kariyer yapmaya başlayınca profesör olmak istersiniz, yargıya girdiyseniz, Yargıtay Başkanı olmak istersiniz, askerseniz genelkurmay başkanı olmak istersiniz… Siyasette de milletvekili olmak. Milletvekili yapacak olan yer belli. Sizin kabiliyetiniz hiç önemli değil. Kafanızın çalışıp çalışmaması hiç önemli değil. Çalışmaması tercih edilir.Düşük vasıflar istenir, çünkü o insanın tabi olması gerekir. Meclis her seçimde yüzde 50 değişir. 7 Haziran’da AKP’de yüzde 80’i buldu değişim ve gelen milletvekillerine baktığınız zaman bir devre bir öncekinden daha kötüdür; kalite maalesef düşer. En güzel örneklerinden biri de dokunulmazlıkların kaldırılmasında birinci oylamada CHP’den evet oyu verenler vardı, ikinci oylamada bu sayı iki katına çıktı ve hiç kimse neden bu sayının arttığını sorgulamadı. Aslında sorgulanması gerekirdi. Bir kısmı ulusalcıdır. Bu partinin (HDP’nin) Türkiye’yi ayrıştıran bir parti olduğu, yaşamaması gereken bir parti olduğunu düşünerek vermiş olabilir. Kılıçdaroğlu’nun ‘Anayasaya aykırı da olsa evet’ diyeceğiz demesinden dolayı vermiş olabilir.Birinci oylamayı buna dayandırabiliriz ama ikinci oylamada farklı şeyler aramalıyız.

 

MAKAM, PARA, ÇIKAR…

Ne aramalıyız?

-Orada her şeyi arayabilirsiniz... Makam,para, çıkar her şeyi arayın bu meclis öyle bir meclis.

Başkanlık sistemi geçer mi geçmez mi verin 20 milyon dolar hiç tereddüt etmeden geçirirsiniz. Hangi müteahhitte de söyleseniz başı gözü üstüne verir çünkü karşılığında 200 milyon alacaktır. Bu meclis öyle bir meclis.

 

Rıza Zarrab olayı, diploma olayı arka arkaya dizilmiş gibi geliyor. Nereye çıkacak ne anlama geliyor sizce?

-Yurt dışında Türkiye’nin itibarı bugüne kadar hiç olmadığı kadar çökmüş vaziyette. Ben şahsen üzülüyorum. Cumhurbaşkanına yapılan hakareti duyduğum zaman üzülüyorum bu ülkenin bir vatandaşı olarak. Cumhurbaşkanını severim sevmem, o aramızdaki bir mesele ama 3. bir ülkenin bu tarz şeyler kullanması insanı üzüyor. Zarrab olayı da hukuki bir olaydan ziyade siyasi bir olay. Zarrab bilerek gitti oraya. Türkiye’nin bir şekilde kendisini ortadan kaldırabileceğini ya da İran’a teslim edebileceği korkusuyla oraya gitti ve yanında muhasebecisini de götürdü. Kanıma göre de bir süre sonra da ceza almadan da kurtulabilir. Çünkü Amerika’nın yasalarına göre savcılıkla oturup anlaşma imkanına sahip olabilir, hatta cezası azaltılabilir, cezası tamamen ortadan kaldırılıp kimliği bile değiştirilebilir. Tabi olarak bir yerde şunu görmek lazım; siyaseten dış politikada bana göre Türkiye’nin boynuna atılmış olan bir ilmik gibi sıkmaya başladılar. Avrupa Birliği bir yandan olsun, Rusya bir yandan olsun, Amerika bir yandan olsun maalesef çember giderek daralıyor. İçerde de tansiyon giderek yükseliyor.

 

 

ASKER MAAŞ ÖDEMEYEZ..!

Kutuplaştırma siyasette bir argüman olarak kullanılır özellikle seçim sürecinde tabanını daha iyi tutabilmek ve o tabanı daha da genişletebilmek için bir kutuplaşmaya gidersiniz ama kutuplaşmayı uzun süre yürütemezsiniz. Bunu yürüttüğünüz zaman Türkiye’de bunu yaşadık hatırlarsanız, 27 Mayıs darbesi öncesinde 1957 seçimlerinden sonra İsmet Paşa’nın Menderes’i sıkıştırması... İyi bir stratejistti, Menderes çok duygusal bir insandı ve İnönü bunu çok güzel kullandı. O noktaya getirdi ki her akşam radyo Vatan Cephesi’ne katılanları sayardı, ertesi gün de Ulus gazetesi yayınlanan isimlerden kaçının daha evvel ölmüş olduğunu yayınlardı. Kahvehaneler ayrılmıştı, camiler ayrılmıştı ve 27 Mayıs darbesine geldi. Bugün bir darbe noktasına gelir mi, bildiğimiz klasik anlamda bir darbe artık zor. Yapmazlar da. Tankı çıkarıp şunları alayım, alaya götüreyim olmaz. Bir ay sonra asker maaş ödeyemez.

 

Bunu yapamayan bir yapı, yarın öbür gün o tutuklamaları nasıl yapacak, özellikle milletvekillerini?

-Şu şekilde yapar, umutsuzluk insanlara her şeyi yaptırır. Umutsuzluk insanlara her şeyi yaptırır. İnsanlar umudunu  yitirirse. Bisikletin  üzerinde pedalı çevirmek zorunda. Biliyor ki karşıda bir duvar var ama bu duvara bir sene sonra mı gider iki sene sonra mı gider altı ay sonra mı gider. Şunu düşünüyor şu an durursam zaten gideceğim. Ama belki gidene kadar bir şeyler olur o duvar yıkılır. Oraya kadar bir umut var. Şiddeti arttırmak zorunda burada kötü olan bu ve dikkat edin şiddet gittikçe artıyor.  7 Haziran’dan sonra şiddet hem söylemde hem devletin bütün mekanizmalarının ele geçirilmesiyle, yargıda, mecliste meclise getirilen yasalarda daha evvel askerin askeri ceza mahkemelerinde yargılanmışken olayın yeniden oraya gelmesi, yani daha evvel yapmış oldukları her şeyin tersini yapıyorlar. Dolayısıyla bu bir yıkıma gidiştir. 

 

Şu anda AKP’nin programını başka bir yapı gelip uygulamaya kalksa ne olur sizce?

-Harika bir şey.  Ben yine altına imza atarım. Bugün hangi parti o programı getirirse ben o partinin üyesi olurum ve o parti için çalışırım. Ama samimi olmak kaydıyla ki 2007- 2008’e kadar samimiydi.  Niye, çünkü baskı altındaydı AKP’nin özelliği kuruluş mantalitesi şuydu; cumhuriyet tarafından etrafa saçılmış olan grupları, kitleleri merkeze taşıyıp iktidar yapabilmek, bu baskıyı ortadan kaldırabilmek. Müslümanlar üzerinde örtünmeydi, Kürtler vardı, aleviler vardı. Bunların hepsi saçılmıştı etraftaydı. Cumhuriyetin dışladığı insanlar bunlar geldi, iktidar oldu. Dünyada hiçbir yerde hiçbir parti bir buçuk senede kurulup iktidar olması hem de tek başına iktidar olabilmesi mümkün değil. Ama bu insanlar bütün korkuya bütün baskıya rağmen bir araya geldi ve iktidar yaptı. Bunun içerisinde solcular da vardı sosyal demokrat olan arkadaşlar da vardı, liberaller vardı. Aleviler vardı, dindarlar vardı herkes vardı. AKP’ye oy vermeyenler düşman değillerdi. Belki bunlar iyi şeyler yapabilirler umudu vardı. CHP’ye oy veriyordu ama düşman değildi, kutuplaşmamıştı toplum. Dolayısıyla da yüzde 34’le başladı, milletvekili sayısı çok fazlaydı. Giderek oy oranı arttı. Diğer seçimlere baktığınız zaman bunun nedeni o kutuplaşmış olmaması.  Bak hakikaten güzel sağlık sistemini düzelttiler gidiyorum ilacımı alıyorum, eskiden alamıyordum, hastaneye gidiyorum beni muayene ediyorlar- değişmeye başladı şimdi ayrı mesele-, veya duble yollar, adam diyor ki adamlar iyi şeyler yaptı. Her yerde havaalanı var, uçağa herkes binebiliyor artık, fakiri zengini. Bunlar düşünülemeyecek olan şeylerdi. Şimdi Kürtlere bakıyorsunuz şarkı söylemek yasaktı, televizyon açıldı, ana dilde eğitim olmasa dahi kurslarda Kürtçe öğrenmek serbest denildi, seçmeli ders denildi, özel okullar eğitim yapabilir dedi. Bu yapılanlarla da o kitleleri kendisine bağladı 2008’e kadar. Zaten benim partiden ayrılış sebebim buydu, bunu tartıştık biz. 2008’de bir MYKtoplantısında, 2009 seçimleri değerlendirilmesi konusu gelmişti,  dünden bugüne neler oldu, neler yapmamız lazım diyerek konuşmak istedim ama öyle bir nokta geldi ki Müslümanlar üzerinde bir başörtüsü sorunu kalmadı, imam hatipler için sorun kalmadı,  bu kısım tamam ama bunun yanında alevinin sorunu duruyor, Kürdün sorunu da duruyor. Buna da bir şey yapmadık, Kürt oyları neden bize geldi bunun birkaç sebebi vardı.

 

ANA DİLDE EĞİTİM AYRILMA SEBEBİ

Ne gibi sebepleri vardı?

-Birincisi Kürtler de muhafazakar insanlar. Bizde de  muhafazakar bir parti İslami parti imajı var ve bizi tercih ettiler. İkincisi de Müslümanların temel hak ve özgürlüklerinde kısıtlamalar var, Kürtler olarak bizde de var. Dolayısıyla biz iki mağdur bir araya gelirsek bu işi çözeriz dedik. Üçüncüsü sosyal yardımlar buna da rey veren olmuştur. Çünkü bölgede ekonomik gücü olmayan insan sayısı diğer bölgelere göre daha fazla. Fakat Kürtler konusunda bir kopuş başladı. Bunu dile getirdim. Peki ne yapmamız lazım dedi bana göre çoğunu hallettik ana dilde eğitimi kabullenmeniz lazım,  yerel yönetimlerle ilgili yasa rafta bekliyor çokta güzel bir yasadır. Yeniden gündeme getirebileceğimizi söyledim. Güneydoğu illerini dolaştığını ve vatandaşın kendisinden böyle bir talebi olmadığını dile getirdi. Ben de demokrasilerde tek bir kişinin bile önemli olduğunu ifade ederek ‘Ben vatandaş Dengir Mir olarak ana dilde talep ediyorum sizden’ dedim. Konuşmaların ardından yol ayrımına geldiğimizi fark ettim. Gittim istifamı yazdım.  Fikri ayrılığımız öyle bir noktaya gelmiş ki siz bir adım geri atın ben bir atayım olayını geçmiş ve istifa dilekçemi verdim.  2014’e kadar partiden istifa etmedim. Ne zaman ki  Türk usulü başkanlık sistemi gelmesi gerekiyor dedi bende alarm çanları çalmaya başladı.  Başkanlık sistemi deseydi eyvallah nu tartışabiliriz, olabilir ben karşı da değilim. Amerikan tipi bir başkanlık sistemi var ise, o kadar ileri demokrasiye götürürse hay hay gelsin. Onların istediği şey vaaz tipi bir başkanlık sistemi.  Saddam usulü, Kaddafi usulü, Esad usülü bir başkanlık sistemi. Çünkü başkanlık sistemi tamamen kuvvetler ayrılığı bunun istediği ise kuvvetlerin birleşmesi ve tek kişide toplanması. Baktım o zaman bir tehdit var. Türkiye’de çoluk çocuğumuz da dahil torunlarımız da dahil tehdit altındayız.  Onun üzerine bir deklarasyon yayınladım ve AKP’den istifa ettim.  Bunun önüne geçebilecek de tek bir alternatif vardı, HDP’nin barajı aşması, CHP’nin, MHP’nin oy arttırmasıyla  önlerini kesebilmek mümkün değildi. Dolayısıyla da HDP’ye destek vereceğimi söyledim.  Bizi milletvekili yaptılar sağolsunlar ama söz verdim. Bir dönem dedim, sonrasında yapmam. Yarın da olsa son. 1 Kasım’da da girmiyordum. Oturuyoruz, Selahattin var, ben varım, dedim ben girmiyorum, sizinle de konuşmuştum, 3 ayda olsa tamam bir dönem dedim. Ahmet Türk de vardı. Ahmet oradan çıktı dedi ki ‘Dengir kardeş korktu da kaçtı derler’ sonra mecbur devam ettik.

 

AKP’deyken Kocaelili isimlerle temasınız oldu mu? Kentimizdeki isimleri tanır mısınız?

Belediyeye gelmiştim gençlerle, partililerle bir konferansım olmuştu o zaman görüşmem oldu. Fikri Işık’ı tanırım, en çok Nihat Ergün’ü tanırım. Saygın bir insandır, dürüst bir insandır. Benim o partide kefalet edeceğim iki isimden birisidir. İnanıyorum ki gardırobunda dördüncü takım elbiseyi bulamazsınız. Makamını çıkar ilişkilerinde kullanmamıştır. Severim. Benimle birlikte MYK’da karşı çıkan bir  tek oydu. Antidemokratik her şeye karşı çıkardı. Her türlü ayrımcılığa karşı çıkardı. Kürt değildi, Batı Karadenizli aslı ama tam bir demokrattır.  Konuşması çok iyidir ve beyefendi bir insandır. Tuttuğum bütün adamları da zaten gönderdiler.

 

ERGÜN PARALELE KARŞI ÇIKTI

Nihat Ergün’le ilgili paralelci iddiaları dillendirildi. Partiyle arası açıldı. Nihat Ergün’le cemaat arasında bir ilişki var mıydı?

-Bunlar paralelcilerle beraber olduğu zaman paralelcilere ilk karşı çıkan Nihat Ergün’dü. Çok iyi biliyorum ben de karşı çıktım. Devlette böyle bir yapılanmanın yanlış olduğunu, her düşünceden insanın devlette görev almasının hakkı olduğunu, belli grubun devletin belli bir organına, ya da kurumuna egemen olmasının yanlış olduğunu söylediğimde (Recep Tayyip Erdoğan'dan bahsediyor) bana aynen şunu söyledi: ‘Dengir bey kıblemiz aynı olanlardan bize zarar gelmez’ bu onun sözüdür.  Şimdi kıbleyi ayırmışlar. Emniyete önemli bir atama yapılıyordu. Böyle bir atama duydum dedim, oraya böyle bir hakimiyet kurulması yanlış oluyor dedim, uyardım. Hak eden kimse o geçmeli. Siz müsteşarlık düzeyinde bir tercihte bulunabilirsiniz ama onun altındaki bürokratların seçilmesi liyakat usulüne göre gelmesi lazım. Solcusu solcu olabilir ama çok beceriklidir. Onu kullanmak zorundasınız.  Aynen tabiri o oldu kıblemiz aynı olanlardan bize zarar gelmez dedi, demek ki bugün kıble ayrılmış.

 

Kocaeli 7 Haziran’a kadar partinin milletvekili olmadığı bir kentti. Evet bir gücü vardı, tabanı vardı biliniyordu. 7 Haziran’da milletvekili çıkardı HDP, daha sonra bakan oldu Ali Haydar Konca. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

-7 Haziran sonrasında başlayan bu süreç enterasan bir süreç. Partinin de siyaseten yaptığı ciddi hatalar var. Birincisi dans ettiğiniz insanın dans tarzını bilmezseniz mutlaka birbirinizin ayağına basarsınız. Muhalifiniz de olsa yapısı nedir, ne yapar, şunu yaptığım zaman vereceği tepki nedir bunu bir kere değerlendirdikleri kanısında değilim bu belki siyasi acemiliktir. Şimdi tabiki Türk usulü başkanlık sistemini kafasına taktığı andan itibaren hedefe ne olursa olsun yürür. Özelliklerinden biri de bu. Oraya mutlaka kavga da olsa dövüşte olsa mutlaka gider. Bunları bilmek lazım. İkincisi hiçbir zaman kavgayı karşının minderinde kabul etme, kavgayı orada yap. O da doğru bir şey bence. Fakat herhalde bizi kendi minderine de çekti ve bir de onun yapmak istediği şeylere biz bir şekilde yardımcı da olduk bilmeden. Yapılan şey Türkiye’ye bir ihanettir. Türkiye şu an bir ayrışmayı yaşıyor. Anayasaya aykırıdır ama biz yine de evet diyeceğiz diyenlerin halini bir süre sonra göreceğiz hep birlikte.

 

CHP OLAYLARIN FALİDİR

“Referanduma götüremesinler diye yaptık biz” dediler, bu konuda fikriniz nedir?

Yarın ben başkanlık sistemini getiriyorum, olmazsa ben referanduma gidiyorum dese yine verecekler mi? Bu bir gerekçe olamaz. Siz diyorsunuz ki bunu içersen ölürsün. Ben yine de içeceğim diyorsunuz. Bir kereyle bir şey olmaz diye diye bu hale geldiler. Bir kere aykırı bir şey yapılıyorsa demokrasiye, sizin düşüncenize, özgürlüklere, hukuka buna tahammül gösteriyor ve karşı çıkmıyorsanız ondan sonra gelişecek olayların faillerinden biri de sizsiniz. CHP şu anda bana göre bundan sonra oluşacak olayların faillerinden birisi. MHP’ye zaten bir şey diyemiyorum. Takıldı kuyruğuna gitmek zorunda. Onu da içlerine nifak soktu. İsteseydi bu olağanüstü kongreyi yaptırmayabilirlerdi. Özellikle istenen şey bu. AKP giderek MHP’nin sağına kaymaya başladı. AKP aslında bir kitle partisi fakat giderek ideolojik bir yapıya büründü. Eskiden muhafazakar demokrat bir partiyiz diyordu ama şimdi giderek ideolojik bir yapıya bürünmeyr başladı ve yeri MHP’nin daha sağına düştü.  MHP’nin sağına düşmüş olması demek MHP’nin anlamsız hale gelmiş olması demektir. Kürt şehirlerinin bu şekilde imha edilmesi, söylemler ve baktığınız zaman MHP tabanını hatta tamamını ortadan kaldırıp olayların özdeşleşme sevdasında olduğu düşüncesindeyim. CHP’yi o hale getirdi ki sarhoş bir adam gibi, yolu görüp doğru yürüyemiyor ne yaptığının farkında değil. Milletvekilleri de bir ayrım içerisinde aralarında demokrat özgürlükçü insanlar var kabul etmek lazım. Dokunulmazlığın anayasa mahkemesine götürülmesi için 110 milletvekilinin imzası gerekli bizim 58 tane imzamız var. CHP bunu tamamlama durumunda ama bir yandan tehditte ediyor imzalayanı kovarım diyerek. Sosyal demokrat bir partinin lideri tehdit ediyor. Kovamayacak 50 milletvekilini nasıl kovsun. 110 milletvekili bulunur. Türk siyasi tarihinde önemli bir nokta bence aslında demokrasiye inanmış insanlar olacak.

24711 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 6 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER