SON TOPLU İDAM İZMİT CEZAEVİ'NDE YAPILDI

Son toplu idam İzmit Cezaevi'nde yapıldı

12 Eylül askeri darbesi sırasında İzmit’te 17 Ocak’ta işlenen suçun cezası 20 Nisan’da kesinleştirildi. İdam cezası veren 4 genç toplu olarak infaz edildi

‘Darbelerin Şifreleri’ diye başladık ama, o döneme ait hatırlanması gereken o kadar çok anı var ki, pas geçilmesi mümkün değil. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yeniden gündeme getirilmeye başlanan "İdam" ile ilgili özellikle Avrupa Birliği sert çıkışlarda bulunuyor. “AB'yi unutun” gibi tehditler de savuruyor.  İşte bu nedenle bu günlerde, Türkiye'de verilen ve infaz edilen son idam kararlarını da gözden geçirmemek olmaz. Türkiye'de 1920 ile son idam kararının infaz edildiği 1984 yılları arasında Meclis tarafından 15'i kadın 712 mahkumun cezası infaz edildi. Peki son toplu infaz nerede gerçekleştirilmişti ve bunlar kimdi?

 

ERDAL EREN’İN YERİ AYRI

12 Eylül 1980 darbesinin ardından büyük bir süratle kurulan sıkıyönetim mahkemeleri, sivil hakim ve savcılarla da takviye edilerek yargılamalar başlamıştı. Mahkemelerde, sivil hakim ve savcılardan daha çok askeri hakimlerin sözü geçerliydi. Hepsinin görevi "Adalet dağıtmaktı" ama askeri hakimlerin diğerlerinin üzerindeki ağırlığı hemen hissediliyordu. Sıkıyönetim mahkemelerinde o dönemde 517 kişi idam cezasına çarptırıldı. İdam kararlarından 50'si infaz edildi. Tüm infazlara tek tek bakmak çok zaman alır. Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Elbette bu infazlar arasında er Zekeriya Önge'yi öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen, Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi Erdal Eren'in yaşının 17 olması nedeniyle ayrı bir paragraf açılması gerekir. Onunla ilgili de bugüne kadar çok yazıldı, bu infaz çok eleştirildi.

 

 

GÖLCÜK'TE VERİLEN 4 İDAM KARARI VE TOPLU İNFAZ

Ancak, bizim bölgemizde, yani Kocaeli'nin Gölcük İlçesi'ndeki Donanma ve Sıkıyönetim Mahkemesi'nde verilen, benim de birçok celsesi ile kalemin kırıldığı karar duruşmasını izlediğim 4 idam kararı ile onların  İzmit Kapalı Cezaevi'nin avlusunda toplu infaz edilmelerine kadar giden süreci de kısaca hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu, Türkiye’de son infaz olmasa da, en son toplu infaz olarak tarihe geçecekti. Türkiye’de son infaz ise yine yasa dışı örgüt üyesi olmak suçundan yargılanan Hıdır Aslan için 25 Ekim 1984 tarihinde Burdur Cezaevi'nde uygulanmıştı. Bundan sonra hiçbir idam kararı infaz edilmediği gibi, ilerleyen yıllarda da idam da kalktı. Eğer sıkılmazsanız, olayın biraz da derinine ineceğim. Suçun niteliğinin de bilinmesinde yarar var.

 

 

ALTINLARI GASP ETTİ

Mahkeme tutanaklarına göre 17 Ocak 1981 günü sol bir örgüte mensup, biri teğmen 7 kişi, gasp ettikleri bir otomobille Sakarya'nın Akyazı İlçesi'nde kuyumcular çarşısına geldi.  İki gruba ayrılan 7 kişiden Ramazan Yukarıgöz, Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kanbur soygunu gerçekleştirmek isterken çatışma çıktı. Kuyumcu öldü,  Mehmet Kanbur kalçasından yaralandı. İkinci gruptaki teğmen olan Ömer Yazgan, Metin Adil Toraman ve İsmail Gökalp de olay yerine geldi ve altınları gasp etti. Çıkışlarında çatışma şiddetlendi. Kaçmak istedikleri otomobil, çarşıdan yola çıkışta bulunan bilek kalınlığındaki demir engellerin üzerinden geçmek üzerinden geçmek istedi ama buraya takıldı. Bu çatışmada Metin Adil Toraman ile aracın yanında bekleyen Ali Aktürk öldü. Mehmet Kanbur ve Erdoğan Yazgan yaralı olarak yakalandı. Ramazan Yukarıgöz, Ömer Yazgan ve İsmail Gökalp saklandıkları terkedilmiş bir evde bir süre çatışmaya girdi. Buradaki çatışmada da, o gün izinli olan ve olay yerine gelen bir MİT mensubu da şehit oldu.

 

 

20 YIL HAPSE MAHKUM OLDU

“Bu kadar ayrıntıyı nereden biliyor?" diye düşünebilirsiniz. O dönemlerde şahsıma ait bataryası olmadığı için zembereği kurularak 28 saniye çekim yapan ve her çekimden sonra yine kurulması gereken kamera vardı. Askeri mahkemeleri takip ettiğim için, Sıkıyönetim Basın Müşavirliği bu olaydan bir süre sonra benden Akyazı'da olay yerlerinde çekim yapmamı istedi. O dönemde bu tür talepler emir niteliğinde olduğundan çektim ve filmleri verdim. Bir dizi duruşmaların ardından Ramazan Yukarıgöz, Ömer Yazgan, Mehmet Kambur ve Erdoğan Yazgan idam cezasına çarptırıldı. İsmail Gökalp ise yaşı küçük olduğu için 20 yıl hapse mahkûm oldu.

 

 

PİŞMANLIK DOLU GÜLÜMSEME

Ramazan Yukarıgöz'ün duruşmalarda en dikkat çeken özelliği, yaralanması nedeniyle kolunun askıda olması ve sürekli hafif gülümsemesiydi. Her duruşmada göz göze gelir, fotoğrafları çekerken mutlaka o gülümsemesini gösterirdi. Bu gülümseme nasıl tarif edilir bilemiyorum. Biraz korku, biraz biraz pişmanlıkla dolu bir gülümsemeydi. Karar gününü de unutmam mümkün değil. Jet hızıyla görülen duruşmalar sonunda 20 Nisan 1981 tarihindeki duruşmayı, dönemin Donanma Komutanı Koramilar Nejat Serim'in de izliyordu. Hakim kararını verip kalemini kırdığında, Oramiral Serim'in hızla mahkeme salonundan dışarıya çıktığını hatırlıyorum.

 

İNFAZ ÖNCESİ YAZDIĞI MEKTUP 25 YIL SONRA TESLİM EDİLDİ

Ramazan Yukarıgöz'ün idamından önce annesi Aysel Yukarıgöz'e hitaben yazdığı mektup ise, infazdan tam 25 yıl sonra teslim edilecekti. Bu da o günlerde gazetelerin birinci sayfasına haber olmuştu. Türk yargı tarihine geçecek hızlılıkla davanın sonuçlanmanın ardından Ramazan Yukarıgöz, Ömer Yazgan, Mehmet Kambur ve Erdoğan Yazgan geçtiğimiz yıl yıktırılan D-100 Karayolu kenarındaki o ünlü İzmit Cezaevi'nin avlusunda asılarak idam edildiler. İnfazlar sırasında ben Kocaeli'de değildim. Çünkü bir haber nedeniyle biraz da zorunlu olarak, maceralı bir şekilde Kocaeli'den ayrılıp Adana'ya gitmiştim ve Hürriyet Haber Ajansı’nın Adana Bürosu'ndaydım. Hatırladığım kadarıyla da, Cumhuriyet tarihinin bu son toplu infazı, ertesi gün gazetelerin sayfalarında bir iki sütunluk haber olarak geçiştirilmişti.

 

MEDYAYA SIKI DENETİM
Sıkıyönetim döneminde istediğin her haberi yazamıyorsun. İstanbul’da 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nda, Kocaeli’de Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı bünyesinde oluşturulan medya denetleme ekiplerinin onayından geçmeyen gazete ve dergi baskıya gidemiyordu.

İşte öyle bir dönemde, Gölcük’teki Sıkıyönetim Mahkemesi bir rüşvet olayıyla sarsıldı.
Olayın özeti şu: Askeri mahkemede görevli, burada adlarını vermek istemediğim iki hakim yüzbaşı, iddialara göre yargıladıkları sanıkların yakınlarından, verilecek cezaları hafifletecekleri vaadiyle para alıyorlardı. Bu iki hakim yüzbaşının yaptıkları fısıltı gazetesiyle iyice yayılmıştı. Hatta, diğer askeri ve sivil hakim ve savcılar arasında da büyük rahatsızlık yaratmasına rağmen, “Bize bulaşmasın” diye kimse sesini çıkartamıyordu.

 

TÜMER KÜPLERE BİNDİ

Olay daha sonra, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Askeri Cunta’nın konsey üyesi Oramiral Nejat Tümer’in kulağına kadar gitmişti. Nejat Tümer, kendisinin de bir bakıma İzmitli olması, yıllarda üniformasıyla dolaşıp Donanma Komutanlığı görevinde de bulunduğu Gölcük’te böyle hassas bir dönemde rüşvet söylentisinin çıkmasına çok sinirlenmiş, deyim yerindeyse küplere binmişti. O günleri anlatanlardan dinlediğime göre, Tümer hiçbir zaman bu kadar sinirli görülmemişti.  Bizzat Nejat Tümer’in talimatıyla ekipler oluşturuldu. Hem askerlerden, hem sivil polislerden oluşan ekip, son olarak yine adlarını benim bildiğim ancak burada açıklamak istemediğim sanıkların yakınlarından para istendiğini belirledi.  Bu sanıklardan biri ayrıca İzmit’te tanınmış bir ismin kayınbiraderiydi.

 

 

MAHKEMELERDEKİ RÜŞVET OLAYI

Belki de, “İdam vermeyip müebbete çevireceğiz” gibi kan dondurucu pazarlıkların da yapıldığı düşünülen bu mahkemelerdeki rüşvet olayını sonlandırmak için düğmeye basıldı. Benim duyumlarıma göre, istenen rüşvet oldukça yüksekti ve aile parayı da bulamıyordu. O dönemde, mahkemelerde art arda kalemler kırılıp idam kararları verildiği için, bir şekilde tutuklanan gençlerin aileleri suçu ne olursa olsun, çocukları için her fedakarlığa katlanıyorlardı. Para sanırım katkı alınarak temin edildi. O gün, iki hakim yüzbaşı ile Gölcük ilçesi girişindeki, halen faaliyette bulunan ancak el değiştirdiğini sandığım akaryakıt istasyonunda buluşuldu. Paralar verildi. Bir anda asker ve sivil polisler suçüstü için harekete geçti. Heyecanlı olsun diye anlatayım. Filmlere konu olabilecek bir hareketlilik yaşandı. Hakim Yüzbaşılar Donanma Komutanlığı’nın ilçe merkezindeki giriş kapısına geldi. Girişte boydan boya zincir vardı. Zinciri parçalayıp içeriye girdiler.

 

PARALAR SU OLUKLARINDA BULUNDU

Arkalarında da askeri ve polis araçları. Onların amacı, makamlarına gidip oturmalarıydı. Çünkü ilgili yasa gereği onların makamlarında gözaltına alınmamaları gerekiyordu. Makamlarına çıkmadan önce de aldıkları numaraları alınmış paraları, depremde yıkılan Askeri Mahkeme binasının su oluklarına tıkıştırmışlardı. Bu olayın canlı tanıklarından birinin bana anlatımına göre, dönemin Donanma Komutanı Zahit Atakan, olayı duyunca şapkasını bile almadan Askeri Mahkeme binasına koşmuştu. Yasal engel olmasına rağmen onların ikisini de gözaltına aldırmış, paralar da su oluklarında bulunmuştu. Olay heyecanlı ve tam haberlik değil mi? Hadi bakalım sıkıysa gel de yaz.. Kafalarda da birçok soru işareti oluşmuştu. Acaba daha önce bu mahkemelerde verilen kararlar adil miydi? Para verene az, veremeyene çok mu ceza verilmişti? Haberin yayınlanmasını ısrarla kimler istemişti? Gazete yayınlanmasına nasıl karar vermişti? Sonra ne olmuştu.. Bunlara da yarın devam edeceğiz.

43769 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 5 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER