VALİYE FIRÇA ATACAK!

Valiye fırça atacak!

İzmit’in meşhur simalarından olan Co, belki de son röportajını Bizim Kocaeli Gazetesi okurları için verdi. Jübileye hazırlandığının bilgisini eşinden önce okurlarımızla paylaşan Co, vali Güzeloğlu’na da bulduğu ilk fırsatta fırça atmak istediğini söyledi

Merhaba…

Bu hafta yine bir portreyle karşınızdayım.

Bu kez yeni biriyle tanıştırmayacağım sizi. Siz zaten tanıyorsunuz kendisini… İzmit’in meşhur Boyacı Co’suyla konuşuyor olacağız. “Zaten tanıyoruz, neyi anlatacaksın bize” diyebilirsiniz, haklısınız da...Ancak hayat arkadaşından bile önce sizlerin duymasını istediği bir kararı var, en azından bunu öğreneceksiniz. Bir de hasbelkader Boyacı Co’yu ilk kez duyacak kişiler olabilir aranızda, malum kent sürekli büyüyor, ergen ve yetişkin sınıfına girenler, kente yeni göç edenler var, onlara da tanıtmış oluruz İzmit’in meşhur bir simasını…

Dedim ya, neredeyse bütün İzmit tanıyor. Ününü, namını mesleğiyle elde etmiş biri kendisi. Ancak öyle bir laf etti ki, “Tarkan kadar yakışıklı olsa dahi, bu mesleği yapıyorsa, ona kız vermem. Kız vermeyeceğim bir mesleği de kimseye önermem” dedi.

Haydi dinleyelim sevimli, sempatik, düzgün adam, az konuşan ağabeyi, amcayı ya da ne bileyim dedeyi…

 

Size ne diye hitap edeceğimi bilemedim. Gerçek adınızla mı, lakabınızla mı…

-Gerçek adımla kimse tanımaz beni. Eve gelen mektuplar tebligatlar bile Boyacı Co diye gelir. İzmit Boyacı Co ismiyle tanır. İsterseniz Boyacı Co deyin.

 

Tamam lakabınızla hitap edeceğim ama önce gerçek isminizi de öğrenmek isterim tabi.

-Mustafa… Mustafa Gültay…

 

Hımm… Güzel de bir isminiz varmış. Boyacı Co’nun neden üzerinize yapışıp kaldığını sonra soracağım ama… Önce yaşınızı, kökeninizi, İzmit’le bağınızı vesaire öğrenmek istiyorum, kim bu Boyacı Co?

-Ben 1941 İzmit doğumluyum. Köken olarak büyüklerimiz Selanik’ten gelmişler. Dediğim gibi ben burada doğdum, büyüdüm. İlkokul 2’den okulu terk ettim, ayakkabı boyacılığına başladım, o günden beri de bu işi yapmaktayım.

 

Kendi isteğinizle mi okulu bıraktınız ve boyacılığa başladınız?

-Şöyle oldu… Bizim aile yoksuldu. Annem, babam ve 4 kardeştik evde. Evin en büyük erkeği bendim. Okula başladım. Necatibey İlkokulu’na… Babamın sağlık sorunları çıktı, pek çalışamaz haldeydi. İlkokul ikinci sınıfa gidiyorken bir gün annem beni karşısına aldı rahmetli, dedi ki; “Oğlum, al bir boya sandığı, bize ekmek getir”... Durumun vahametini anladım. Evde ekmek yok e en büyük erkek benim. Daha 10 yaşında bile değilim ama en büyük erkek benim. Benim eve ekmek götürmekten, çalışmaktan başka çarem yoktu.

 

Tabi hemen bir de sandık yapmışsınızdır…

-Hayır, hediye edildi.

 

Nasıl?

-O zaman nüfus müdürlüğü hemen şuradaydı. (Acısu Parkı dolaylarında bir yeri göstererek) Müdürü vardı Osman bey. Evimiz yakın olduğundan ben biliyordum kendisini, o da beni tanıyordu. Bir cesaretle yanına gittim, dedim ki ‘Müdürüm n’olur bana bir boya sandığı alalım’. Bana ‘Oku lan sen’ dedi, ‘Ne sandığı’ dedi. Ona da aynısını söyledim ‘Okumama durumumuz yok’ dedim. ‘Çalışmaktan başka çarem yok’ dedim. Allah razı olsun, bana bir boyacı sandığı aldı. İlk sandığım oydu. Nüfus müdürlüğünün hemen yanında taş bina var ya, orası eskiden askeriyeydi. O dönem epey bir süre ben hem boyacılık yaptım, hem de eve giderken o askeriyenin attığı, döktüğü yiyeceklerden eve götürdüm.

 

Boyacılığa nerede başladınız, Kapanönü’ndeki bugünkü yerinizde mi, yoksa başka bir yerde mi?

-Kapanönü’nde, bugünkü yerde başladım. Ta o zamandan beri aynı noktadayım yani.

 

Nasıldı? Mesleğe ilk başladığınız yıllar nasıldı, üzüntü duydunuz mu okulu bırakıp boyacılık yapıyor olmaktan?

-O zamanlarda boyacılık çok güzeldi. Ben bu mesleği çok ciddiye aldım, önemsedim. Yanımda, karşımda büyüklerimi çok iyi inceledim, onlara baka baka öğrendim. Çok güzeldi o zamanlar.

 

O zamanlar kadar Mustafa’ydınız zannedersem. Bu Co nereden çıktı? Lakabınız neden Co?

-Yaşım artık 12, 13 olmuştu. Burada bir Teoman bey vardı. O tercümandı. Değirmenrede Yüzbaşılar’da Amerikan askerleri vardı eskiden, bu Teoman abi onlara tercümanlık yapıyordu. Teoman abiden tesise ayakkabı boyacısı getirmesini istemişler Amerikan askerleri. O da bir gün geldi yanıma, ‘Gel lan buraya’ dedi, beni aldı Yüzbaşılar’a götürdü. 15 yaşıma kadar onların ayakkabılarını, botlarını boyadım. Amerikan askerleri bana ‘Co gel, Co git’ derken, bu Co lafı bana lakap olarak yapıştı. O gün bugündür adımız Co oldu, Co kaldı.

 

 

Ha siz bir süre Kapanönü’nden ayrıldınız?

-2 veya 3 sene Yüzbaşılar’a gittim. Sonra Amerikalılar’ı Yüzbaşılar’dan kovdular. Ben de tekrar geldim, sandığı buraya tekrar kurdum. O tarihten beri aşağı yukarı buralardayım işte.

 

Neler oldu bu sürede, şöyle kısa bir genelleme yapacak olursak, neler yaşadınız?

-Güzel şeyler oldu. İşte İzmit’te tanınan biriyiz. İnsanların çoğu okudular ama benim kadar meşhur değiller bu şehirde. Mesai bitmiş bir yere gidiyorken her iki adımda bir yerden ses geliyor, ‘Co merhaba’, ‘Co nasılsın’, insanlar kulağınıza eğiliyor, ‘Co bir şeye ihtiyacın var mı’ bunlar güzel şeyler. Tabi bunlar sevilmeyi gerektiriyor. Düzgün insan olmayı gerektiriyor. Ahlaklı olmak gerekiyor. Biz kimseye saygısızlık etmedik, çalmadık, çırpmadık, kimsenin malında gözümüz olmadı, Allah ne verdiyse yetindik. Açgözlü olmadık. İnsanlar sevdiler, saygı duydular, hürmet ettik, hürmet gördük. Haddimizi de bildik. İnsanlar geliyorlar, makam mevki sahibi, mal mülk sahibi insanlar geliyorlar, iki sohbet ediyorlar, biz de şımarmıyoruz, suiistimal etmiyoruz bunu. Tanıyoruz birbirimizi ama ayrı dünyaların insanları olduğumuzu da biliyoruz, haddimizi biliyoruz, hiç kimseyle de bir yerlerde gidip oturmuşluğum yoktur. Gidip biriyle yemek yedin mi derseniz, yemedim.

 

Dara düştüğünüz zaman yardım istemediniz mi, ‘şu kişi elimden tuttu’ diyebileceğiniz birileri…

-Çok kimseden iyilik gördüm. Kapanönü esnafından hep iyilik gördüm. Allah onların hepsinden razı olsun. Fakat en büyük iyiliği Osman beyden gördüm. Osman Kuyu. Kasap kendisi. Kocaeli Et Pazarı’nın sahibi. O çok arda durdu. Belki biri ‘al sandığını çek git buradan’ diyebilirdi, Kapanönü’nde bunca yıl kalabilmişsem Osman Kuyu’nun payı büyüktür. Allah ondan razı olsun. Bana çok yardımı oldu. Beni adam eden odur açıkçası. Paraya sıkışırım elimden tutar. Osman Kuyu’ya sabaha kadar teşekkür etsem azdır.

 

Hiç pişmanlık yaşamamışsınız gibi anlatıyorsunuz mesleğinizi…

-Şimdi bir şey söyleyeceğim; devlet bu ayakkabı boyacılığı kaldırsın. Neden dersen, alsın herkes bir kutu boya evinde çoluk çocuğunun ayakkabısını boyasın, devlet de bizim gibi insanlara sağlıklı iş versin, bizde çalışalım, evimize ekmek götürelim. Şimdi ben burnumu çeke çeke orada para kazanmaya çalışıyorum. Kolay değil, bu iş ofislerde, kapalı mekanlarda çalışmaya benzemez. Soğuk iliklerinize işler. Biri görür kabanını verir, biri kazağını çıkarır verir. Başkalarının kışlıklarıyla hasta olmamaya çalışırsınız. Burnunuzu çeke çeke yazın gelmesini beklersiniz.

 

Allahtan üstü kapalı çarşının. Yoksa yağmur, kar da direkt tepenizde olurdu.

-Eskiden açıktı üstü. Çok çileli günlerimiz oldu. Sonradan Erenkaya geldi, belediye başkanı, çarşının üstünü kapattı, biraz yağmurdan yaştan öyle kurtulduk.

 

 

Az önce bir şey söylediniz. ‘Herkes boyasını alsın, ayakkabılarını evinde boyasın’ dediniz. Zaten böyle olmuyor mu, hala ayakkabı boyacısında ayakkabı boyatanlar var mı?

-Eskiden boya yoktu. Şimdi evlere girdi. Haklısınız pek kimse kalmadı ayakkabı boyatan, kendisi hallediyor vatandaşlar. Eski durumuyla kalsa bir daha dünyaya gelsem yine boyacı olmak isterdim derdim ama bugünkü haliyle bunu diyemem.

 

Gençlere de önermezsiniz tabi? Önermeyin zaten…

-Şimdi benim evlilik çağında bir kızım olsa, evlendirmeye kalksam, çocuk Tarkan kadar yakışıklı bir çocuk olsa dahi bir boyacıyla kızımı evlendirmem.

 

Neden?

-Dara düşse, birinden iki kuruş

 istese, ‘şu gün vereceğim’ dese, siz inanır mısınız? Boyacı borcumu şu gün vereceğim diyemez. İki gün çalışırsınız, 10 gün yağış olur, işiniz durur. Şu gün diyemezsiniz kimseye. Ama diyelim Sirmen’in odacısısınız. Maaşınız, alacağınız gün belli, insanlar buna ‘şu gün vereceğim’ dediğinde inanır, ama boyacıya inanmaz. Böyle bir adama da kız verilmez.

 

Peki siz nasıl aldınız kızı?

-O döneme bakma sen. O zamanlar güzel meslekti. Eskiden ayakkabı vardı, botlar vardı, insanlar boyatırdı. Müşterilerimiz iyi giyinim, iyi görünüme sahip kimselerdi öncelikle. Bir bağ oluşuyor insanlarla aranızda. Tamam onlarla bir yemek masasında oturmuyorsunuz ama adam ayakkabısını boyatıyor, ardından ‘Bir ihtiyacın var mı, eve bir şey lazım mı diye soruyor. Böyle yardımları kabul etmedim hiç, ama insanlar da 50 kuruşa boyuyorsam, sırf evime destek olsun diye 1 lira ödüyor mesela, o şekilde. Adam kurbanda kurban kesiyor, geliyor, Co bu senin hakkın diyor. Bunlar beni mutlu ediyor, gururlandırıyor, sevilmek, düşünülmek, güzel şeyler bunlar.

 

Peki eşiniz hiç itiraz etmedi, başka iş telkinlerinde bulunmadı mı, git başka bir iş yap demedi mi?

-Eşim karışmaz bu konulara. Kararı kendim veririm. Bunları ben düşündüm zaman zaman. Bir gün teşebbüs de ettim, TEKEL vardı, oraya girdim çalışmaya. Ama gözüm boyacılıkta kaldı, çok geçmedi, işi bıraktım yeniden boyacılığa geçtim. Ben insanlar içinde olmayı, insanlarla diyalogda olmayı seviyorum. Başka bir iş bile olsa ben edemem, boyacılığa dönerdim bundan eminim.

 

Peki bu nedenle mi bırakmıyorsunuz bu mesleği? Kendinizi bu işten emekli etmeyi düşünmüyor musunuz?

-Yaşlılıktan emekli oldum. Bizim emeklilik daha da düşük. Babadan kalma kendi evimiz, kira vermiyoruz ama yine de sadece emeklilik parasıyla olacak şey değil. Eve peynir, zeytin, farklı şeyler de girsin diye çalışıyoruz işte. Ama madem sordunuz kendimi emekli etmeyi düşünüyorum. Hatta hazırlıklarına bile başladım. Bunu ilk kez size söylüyorum, daha eşim, çocuklarım da bilmiyor, bırakacağım boyacılığı. Yaşım 75 olmuş. Yarım aşırı geçmiş en az 60 yılım bilfiil Kapanönü’nde geçmiş. Pazar günleri hariç, her gün saat 9’ta tezgah açmış, 18.30’da kapatmışım. Artık yorulduğumu hissediyorum. Yeter artık. Kısmetse mesleği, nasip olursa bu sezon bırakacağım. Şöyle Mart Nisan gibi. Bahara doğru, herkes buradayken.

 

Sessiz sedasız çekip gidecek, çekilecek misiniz yani kendi köşenize?

-Hazırlık yapıyorum. Eşe dosta, tüm tanıdıklara bir mektup yazacağım, onların listesini çıkarıyorum, mektup göndereceklerimin. Hepsini davet edeceğim, gazetecileri de çağıracağım o gün, son ayakkabıyı da boyayıp, yani jübilemi yapıp kendi köşeme çekilmeyi düşünüyorum. İzmitli tek ayakkabı boyacısı ben kalmışım. Yeter, ardık dinlenmek istiyorum gerçekten. Torunum var, şuanda lisede, kendimi onu okutmaya adadım, okursa şayet, onu okutmak için elimden gelen gayreti göstereceğim.

 

Emekli maaşınızla mı?

-Bizim elimizden hala tutan insanlar var. Onların destekleriyle...

 

Kent protokolünden insanlar mı, herkesin tanıdığı isimler mi bunlar?

-Onlardan da var, onların dışında da. Çok güzel insanlar tanıdım bu meslek sayesinde. Sirmen, Erenkaya, İbrahim Karaosmanoğlu, ben hepsini seviyorum, onlar da aileleri de beni seviyorlar diye düşünüyorum. Fırsat bulan geliyor, bakanlar geliyor, Fikri Işık, Nihat Ergün, İbrahim Karaosmanoğlu, yılda bir kez bile olsa, Kapanönü’ne geldiler mi, sandalyeme otururlar, ayakkabılarını boyatırlar, iki sohbet ederler. Hepsi kıymetli benim için.

 

Dile kolay, 60 yıl, kaç vali, kaç milletvekili, kaç belediye başkanı oturmuştur şu sandalyede öyle değil mi?

-Aynen öyle...

 

Merak ettim, vali Hasan Basri Güzeloğlu da oturdu mu şu sandalyede?

-Gelmiş bir ara Kapanönü’ne... Benim olmadığım bir gün gelmiş, beni sormuş, ‘Nerede bu meşhur Co’ demiş. Öyle anlattılar bana. Gelmiş ama ben yokken. Dolayısıyla bu valimiz henüz bu sandalyeye oturmuş değil. Ama bir daha gelirse şayet fırçalayacağım. Kendisini değil, ayakkabısını... Fırça atacağım, ama ayakkabısına... Yoksa kendisinin başımın üstünde yeri var, gelirse onur duyacağım.

 

Peki son olarak şunu sorayım ve kapatalım. Emekli olduğunuzda vaktinizi nasıl geçirmeyi düşünüyorsunuz?

-Saat 18.30’da şu sandığı topladıktan sonra yaptığım şeyleri yaparım. Sandığı kaldırdıktan sonra ekmek gibi evin ihtiyacı şeylerin alışverişini yapıp hemen eve giderim. Duşumu filan alır, giyinir yemeğimi yerim. Hanım komşulara geçer, ben de kahveye çıkarım, arkadaşlarla oturur sohbet ederiz. Beşiktaş fanatikliği var, onun muhabbetini ederiz arkadaşlarla, pişpirik oynarız. Torunu da okutabilirsem daha ne isteyeyim hayattan...

8158 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 2 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER