YILDIZ: TAŞERONU MUMLA ARAYACAĞIZ!

Yıldız: Taşeronu mumla arayacağız!

Türk-İş İl Temsilcisi ve aynı zamanda Türk Metal Sendikası Şube Başkanı olan Yakup Yıldız, kiralık işçi yasasının 30-40 yıl önce gündeme gelseydi daha fazla tepki toplayacağını söyleyerek, “Bu yasayla birlikte taşeron işçiliği mumla arayacağız” dedi

Bu hafta çalışma hayatını oldukça ilgilendiren ‘örgütlenme’ ve ‘kiralık işçi yasası’ konusuna başlıyoruz. Bundan sonra her hafta ‘Çalışma hayatın neler oluyor’ başlığı altında sendika yöneticileriyle hem örgütlenme sorunlarını hem de kiralık işçi yasasını konuşacağız. İlk konuğumuz ise Türk-İş İl Temsilcisi ve aynı zamanda Türk Metal Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Yakup Yıldız oldu.
Geçen ay Türk-İş Genel Yönetim Kurulu’nun aldığı kararla Türk-İş Kocaeli İl Temsilciliği görevi de verilen Yıldız’la hem Kocaeli’de örgütlenme çalışmalarını hem de gündemde olan kiralık işçi yasasını konuştuk. Örgütlenmenin önündeki en büyük sorunun anayasadaki 51. madde olduğunu belirten Yıldız, bu maddenin revize edilerek sendikal düzen zorunlu olması gerektiğini ifade etti.
Geçtiğimiz ay meclis genel kurulundan geçerek onaylanan ‘kiralık işçi yasası’ ile ilgili olarak “Taşeron işçiliği bizler mumla arayacağız bu yasayla birlikte” diyen Yıldız, bu yasanın işçiyi ‘ücretli köle’, ‘meta’ gibi göreceğini ve işçinin emeklilik, grev, sigorta primi, sağlık gibi imkanlardan yararlanamayacağını belirtti.

Öncelikle yeni göreviniz hayırlı olsun

-Çok teşekkür ederim.

 

Şu anda Kocaeli'deki örgütlenme çalışmalarınız nasıl gidiyor?

-Türk-İş İl Temsilciliği görevine Türk-İş yönetiminin kararıyla getirildim. Aslında biz bu işi fiiliyatta yapıyorduk. Bölgemizde örgütlenme deyince, örgütlenmenin önündeki büyük engellere dem vurmak lazım. Birçok engel var. Engellerin başında da çalışan, sendikalaşmayla ilgili anayasadaki hürriyetlerini kullanmaya kalktı mı işinden atılmayla karşı karşıya kalıyor. Bu sebepler olduğundan ailesini düşündüğünden ötürü bir adım geriden izleyerek, yürümeye çalışıyor. İşsiz kalma korkusu, ailesine bakamama korkusu insanları temkinli hareket etmeye zorluyor. Bunların dışında kanunun 30'un altındaki çalışanlara iş güvencesini kapsamaması, bu sebeple işe iade açamıyorsunuz. Son dönemde, bu kadar olumsuzluk yetmezmiş gibi işten atılmalarla ilgili çalışan mahkemeye gidemeyeceği bir arabuluculuk sistemi getiriliyor. Mahkemelerin devreden çıkarılmasıyla birlikte örgütlenmenin önünde ciddi engeller oluşmakta.
Yine bir başka engel bu durumda kusuru olmadan işten çıkarılanlara İşkur’un ödemiş olduğu işsizlik maaşı, asgari ücretin yüzde 80'i kadar. 10 ay süreyle ödeniyor olması da ciddi bir handikap. Kişinin iş durumuna bakılmadan ve almış olduğu ücrete bakılmadan asgari ücretin yüzde 80'ninin ödenmesi handikap. Tüm bunlar olunca işçi, örgütlenmede çok aktif yer almak istemiyor. Bu nedenle örgütlenmede biz kendi bölgemizde istediğimiz ivmeyi henüz yakalayamadık. Bizim bölgemizde Hyundai gibi bir fabrika var, burada sendika yok. Yan işletmelerinde de sendika yok. Honda, Toyota var. Bunlarda da sendika yok. Yani diğer bir deyişle demokrasi yok. Çalışanlar anayasan doğan haklarını kullanamadan çalışmak zorunda kalıyorlar. En büyük engellerden biri mevcut anayasamızdaki maddenin revize edilmesi, sendikal düzen zorunluluk olmalıdır.
Şöyle olmalıdır. Nasıl esnaflık, ticaret veya sanayi yapacaksınız odalara kaydınızı yapmak zorundasınız ama bu çalışmaya gelince 'istersen yapabilirsin' deniliyor. Doktor tabipler odasına, avukat da baroya üye olmadan o görevde bulunamıyor. Bunlar varken toplumumuzun yüzde 80'ini teşkil eden işçi, çiftçi, köylü gibi gruplarda 'istersen' mantığına sığınılmış. Böyle olunca da insanlar girdiği kabın şeklini alıyor. 'Bunu yaparsam ekmeğimden olur muyum?' düşüncesiyle, bizim arzu ettiğimiz örgütlü toplum hüviyetini kazanamıyor.



KAPIMIZ HERKESE AÇIK

Peki şu anda yeni bir fabrikayla görüşme var mı?

-Tabii. Bunları isim vermeden dile getirmek lazım. Çünkü işletme sahipleri önlemlerini alıyor, önceden bahsettiğim konular hakkında. Bizim zaten Türk Metal Sendikası olarak metal işçisini tek bir çatı altında toplama vizyonumuz var. Bizler de buna hizmet etmekteyiz. Ülkemizde ne kadar metal iş kolunda çalışan varsa Türk Metal Sendikası çatısı altında buluşturmayı hedefliyoruz. Bölgemizde de lokal olarak görüşmelerimizin olduğu yerler var. Onlarla istenilen sonuçlar elde edildiğinde de duyuracağız.

 

Yeni dönem için hedeflediğiniz bir üye sayısı var mı?

-Şöyle diyebiliriz, Kocaeli bölgesi emek yoğun kentlerin başında. 1 milyon 350 binlik bir çalışan var TÜİK'in verilerine göre. Bunlardan metal iş kolunda çalışanların 200 bini örgütlü, onun büyük bir bölümü Türk Metal Sendikası'nda. Bu devede kulak misali. Bu rakamlara bakılınca çalışanların büyük çoğunluğu örgütsüz ve TİS olmadan çalışıyor. Burada sayıdan ziyade, hedef koymak söz konusu değil. Bizim bölgemizde bu kapı Mevlana kapısı gibi, herkese açıktır. Tüm metal işçilerine açıktı. Örgütlenme talebi içerisinde olan tüm çalışanlar örgütlenme haklarını kullanabilirler.

 

İKTİDARA KARŞI BİRLEŞTİLER

Geçtiğimiz yıl Bursa'dan başlayan bir metal direnişi oldu. İlimizde de bazı fabrikalar buna destek verdi. Şu an o durumda nasıl gelişmeler var, sorunlar devam ediyor mu?

-Bölgemizdekilerin tamamı bitti. Ama Bursa bölgesinde, özellikle Renault'ta dönüşler olmasına rağmen arzu ettiğimiz noktada değil. Biz daha önce bu sürecin lokal manada bir Bosh örneğini yaşamıştık. Bu süreç farklı bir süreç, Bursa'da metal eylemleri dediğimizde bunu başlı başına ayrı değerlendirmek lazım. Çünkü sadece bir emek sorunu, sendika sorunu olarak bakmak son derece yanlıştır, bizi yanılgıya götürür. Şunu söyleyebilirim, bu olayların yaşandığı günlerde, ülkedeki siyasi hareketlenmelere bakmak lazım. Bursa’da olaylar başladığında 7 Haziran seçimleri vardı. O seçimde iktidar partisi oy kaybetti. Otomotiv sektörünün seçilmesindeki neden ekonomiyi durdurmaktı. Siyasi iktidarı zora düşürüp ekonomiyi durdurup seçimlerde başarısızlıkla bunları alaşağı etmekti. Bir yanda dönemin iktidar partisi, diğer yanda da iktidara karşı olan ne kadar muhalefet varsa. Benim yapmış olduğum araştırmalarla elde ettiğim sonuçlarda, küresel güçler, paralel güçler, marjinal güçler, medyanın bir kısmı ve bir takım sendikalar, bu dönem içerisinde dönemin iktidarına karşı aynı cephede buluştular. Ortaya koyacakları mücadelede amaçları, iktidarı zayıflatıp, oluşacak yeni bir iktidar veya koalisyonda Türkiye'de istediklerini yaptırmaktı.
7 Haziran-1 Kasım arasında iktidar bu oyunun farkına varıp bir takım açılımlar yaptı, asgari ücret, emekli ikramiyeleriyle ilgili. Bunlarla birlikte iktidar partisi 1 Kasım'da tarihinin en yüksek oyunu aldı. Bu hareketlere baktığımızda metal iş kolunda yaşananların ne olduğu ortaya çıkıyor. Çıkan sonuçlardan ders alarak geçen ağustos ayında tüzüğümüzde ciddi değişiklikler yaptık. Yapılan değişikliklerle üyelerimizin çocuklarına eğitim burs yardımı, temsilcileri seçim yoluyla belirleme ve aynı yardımlar bunu tüzüğe dahil ederek hayata geçirdik. Tadil gereği burs yardımlarımızı 100 bin üye çocuğuna sağladık. Eğitim başlığında 2017 TİS dönemine kadar 100 bin TL kadar yardımlarda bulunuyoruz. Ve temsilcilerimizi de, her iş yerinde seçimler yaparak seçtik.

 

İNSAN ONURUNU HİÇE SAYIYOR

Kiralık işçi yasasına gelecek olursak, biraz oldu bittiye getirilerek kabul edildi. Bu aceleyi neye bağlıyorsunuz?

-Bu iktidar ve iktidara kim gelirse gelsin. AB sürecinde Türkiye'nin önünde bir dayatmacı rapor var. Bunları eğer ülkemiz kanunlaştıramazsa hedef koymuş olduğumuz AB'ye katılımımız zor olacak diye bir dayatmayla karşı karşıyayız. Bu anlamda Türkiye'de, küresel aktörlerin ve ülkedeki işbirlikçileri konumunda işverenlerin talepleri bunlar. Bir tarafta AB bu kanunları bir tarafta küresel güçler bir tarafta da onların temsilcileri kiralık işçiliği getirerek daha ucuz emek sömürüsünü gerçekleştirmek istiyor. Aceleye getirilmesinin nedenleri arasında 3 faktörü de saymak lazım. Faktörler birleşince iktidar STK'ları dikkate almadan 'ben yaptım oldu' mantığıyla bu kanunu yasallaştırdı. Yasalaşma döneminde biz kendi bölgemizde imza kampanyaları yaptık, 71 bin üzerinde imza topladık. İmzaları AKP il başkanlıkları vasıtasıyla iktidar partisine ulaştırdık. Bunlara rağmen yasa Meclis'ten kanunlaşarak çıktı. Şu an için bir onama durumundan sonra Anayasa Mahkemesi'ne bunu getirdik. Bu yasa insan onurunu hiçe sayan bir yasa. Buna karşı topyekun hareket etmek lazım. Bunu da organize edecek Türk-İş'tir. Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararlardan sonra Türk-İş'in kararları neyse biz de bunları iş yerlerimizde uygulamakla mükellef olmalıyız. Eşya yerine koyulmak, insan onurunda yoksun çalışmak, haklarımızda yoksun olmak hayatımızın ayrılmaz parçası olacak.

 

Bu süreçte diğer sendikaların mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Onlar da şunun farkında, diğer sendikaların üye yapısı STK yapısı ya da marjinal yapıları itibariyle, toplayıcı bir durum üstlenmeleri beklenmiyor. Ülkemizde Türk İş, ülkeye mal olmuş anlayışında bir işçi kuruluşudur. Diğer iki konfederasyon da durum farklı. İdeolojileri ön planda ve bu sebeple zamanında Türk İş'ten ayrılarak kurulan yapılar olduğu için kucaklayıcı olmaları beklenmiyor. Buradaki büyük görev Türk-İş'e düşüyor. Bazı konularda ideolojilerimizi bir kenara koymalıyız. Mesela Hak-İş, kıdem tazminatını fona devrine onay vermiştir. Başka bir konu ama siyasi yapıyla düşünülen bir şey bu. Farklılıklar mutlaka olacak ama bizim amacımız temsil ettiğimiz sınıfın çıkarlarını korumaktır.

 

YAŞAYARAK ÖĞRENİYORUZ

Kiralık işçi yasası işçiden neler götürecek?

-İşçinin işverenden korunması mümkün olmayacak. İşçiler fiilen örgütlenme ve grev haklarından mahrum edilecektir. İşçilerin çalışma ve sözleşme özgürlükleri göstermelik bir sözleşmeye emanet edilecektir. Bu yasayla birlikte sürekli istihdam söz konusu değildir. Çalışılmayan dönemde ücret garantisi ve sigorta primi de olmayacaktır. Sağlıktan yararlanma, emekli olma şansı da olmayacak. İşçi bu yasayla ‘ücretli köle’ olarak görülecektir. Ödünç iş ilişkisinin temelinde emsallerine göre daha ucuz maliyetli işçi temini düşüncesi yatmaktadır. Taşeron uygulaması yetmedi, kiralık işçilikle sömürü çarkı hızlandırılacaktır. Sosyal devlet uygulamaları ortadan kaldırılmaya ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Bu yasayla örgütlü toplum yok edilmek istenmektedir. Acımasız sömürü düzeniyle işgücü maliyetini daha da düşürmek rekabeti bu yolla sürdürmek amaçlanmaktadır. İşçiyi bir meta haline getiren, insan onurunu zedeleyen kanunun yasallaşmasına onay veren milletvekillerini empati yapmaya davet ediyoruz. Milletin oylarıyla milletvekilliğini üstlenerek onay vermiş olduğunuz kanun kapsamında çalışanlar sizler olsaydınız, kiralık işçi yasasına onay verir miydiniz?

 

Yaşayarak öğrenen bir toplumuz, herhalde ancak bunlar hayata geçtiğinde tepki gelir.

-Bizim toplumumuzda maalesef böyle bir şey var, yaşayarak öğreniyoruz. Anlattıklarımızı insanlar fiiliyatta yaşamadığı için böyle film izler gibi bakıyor. Taşeron işçiliği bizler mumla arayacağız bu yasayla birlikte. Bu sistemden taşeron sistemden bin kat daha kötü sistem. Bu sistemle çölde bir bataklık daha yaratıyoruz. Burada herkesin duyarlı olması lazım. Bu siyasi anlayışa oy vermiş olabilirsiniz, siyasi anlayış bir yanlış yapıyorsa oy verenlerin daha çok tepki vermesi lazım.

 

ÖNCEDEN SENDİKALARA İNANIYORLARDI

Bir de taşeron işçiliği kaldıracaklarına yönelik söylemleri de vardı...

-Tabii ki o söylemleri vardı. O partiye oy verenler şimdi bunun hesabını sormalı değil mi? Taşeron işçiliği kaldırın, kadrolu işçilik olsun diye oy verdik siz ne getirdiniz kiralık işçi yasasını önümüzde koydunuz. Bunu oy veren değil çalışan herkesin bu konuya müdahale etmelidir. Bu sadece sendikaların ödevi olmuş gözüyle bakılıyor. Sadece sendikaların ödevi değil bu, kimin ne olacağı belli olmaz. Bugünkü milletvekilleri eğer işçi olsaydı bu kanuna evet diyebilecekler miydi? Diyemezlerdi. Biraz vicdanlı bakmak lazım. Bu vicdanı maalesef sömürü anlayışla bulmak çok zor.

 

Sizce bu yasa bundan 30-40 yıl önce gündemde olsaydı nasıl tepki gelirdi, geri adım attırma konusunda sonucu varılır mıydı?

-Bence varılırdı. Önceki yıllarda insanların sendikalara inançları had safhadaydı. Et tırnak gibi olmuş, söylenenler hayata geçirilme konusunda kararı sergilemişler. Bu sebeplerle kanunlaşmayan, emeğin hakkını geriye götürülmesine yönelik politikaların hayata geçirilemediğini görerek geldik. Biz 1980 ihtilaliyle çalışma hayatı büyük darbe aldı, iktidarlarla değil. Ondan sonraki süreçte tek partili iktidarların emek kesimi üzerindeki uyguladığı politikalarla hak kayıpları olmuştur. Şu anda da biz bununla karşı karşıyayız. Geçmişteki anlayış devam etme mümkün değil, bunların yasallaşmasının mümkün olmayacağını söyleyebilirdim. Ama o geçmişteki dirençli kararlı işçi anlayışını günümüzde göremiyoruz.

 

GENEL GREV OLABİLİR

Bundan sonraki süreç neler olacak? Neler yapılmalı?

-Anayasa Mahkemesi'nin vereceği kararı bekliyoruz. Bizim itirazımızın kaçta kaçını değerlendirecek bunu göreceğiz. Akabinde kıdem tazminatıyla ilgili iktidarın yaklaşımını tekrar göreceğiz. Bunlarla mücadelemiz münferit ya da lokal olmamalı genel olmalı. Ülke çapında eylemler olabilir. Burada Türk-İş'e görevler düşüyor. Alacağı kararlar bir fiil uygulanırsa bu asa geçmez. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla hareket edilirse biz var olan varlıkları kaybederiz. Bu sebeple genel manada alınacak eylemlilik kararları ki Türk-İş'in kıdem tazminatıyla aldığı kararı vardır. Kırmızı çizgimiz olduğunu ve genel grev sebebi olacağını söylemiştik. Son genel kurulda da böyle bir karar alındı. Buna dokunulması durumunda yapılacaklar belli. Kıdem tazminat tekrar gündeme gelirse Türk-İş’in alacağı karar neyse bunlar uygulanacaktır. Aksi takdirde elimizdekileri de kaybederiz.

8539 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 7 Yorum

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER