BİLGEN; SİRMEN’İN YARGILANMASI BİR ÖÇ ALMA MESELESİ

Bilgen; Sirmen’in yargılanması bir öç alma meselesi

Kocaeli programı sırasında gazetemizi ziyaret eden ve sorularımızı cevaplandıran HDP Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen, Sefa Sirmen’in tutuklanmasının bir siyasi öç alma meselesi olduğunu söyledi 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 7 Haziran seçimlerinde ülkenin tek adam rejimine sürüklenmesine engel oldu.

İlk defa girdikleri seçimde barajı geçen, AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyen partinin üzerinde 7 Haziran’dan önce ve sonra pek çok sıkıntı vardı.

7 Haziran öncesinde parti binalarına saldırılan, 7 Haziran sonrasında iktidarın sert tavrıyla karşı karşıya kalan HDP, Kocaeli’de de 1 milletvekili çıkararak tarihe adını yazdırdı.

7 Haziran sonrasında yaşanan kaos ortamı HDP’yi olumsuz etkiledi.

1 Kasım erken seçimlerinde yeniden parti barajı aşmayı başardı ancak milletvekili sayısında ciddi bir düşüş yaşandı.

1 Kasım’da Kocaeli’de de mevcut milletvekilini kaybeden parti, AKP’nin tek başına iktidar olmasının ardından çalışmalarını bırakmadı.

Özellikle kentimize ayrı bir önem veren parti, İbrahim Ergin başkanlığında her hafta bir milletvekilini ağırlamaya ve kentteki gücünü korumaya çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta Dengir Mir Mehmet Fırat’ı ağırlayan HDP Kocaeli İl Örgütü, bu hafta parti sözcüsü, Kars milletvekili Ayhan Bilgen’i konuk etti.

Kocaeli programına gazetemizi de ekleyen Bilgen, Pazartesi Sohbetleri’nin konuğu oldu.

Kocaeli’yi yakından tanıdığını ve siyasetini takip ettiğini söyleyen Bilgen, Eski İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen’in tutuklanmasıyla ilgili konuştu.

 

Yoğunsunuz, Türkiye’nin dört bir yanını dolaşıyorsunuz. Kentimize nereden geldiniz vekilim?

-Ankara’dan geliyoruz buradan da Bursa’ya geçeceğiz.

 

Programlar yoğun…

-İçeri alınmadan önce son ziyaretlerimizi gerçekleştiriyoruz. (gülüyor)

 

Ne kadar süreniz kaldı zorla götürmeleri için?

-Yazıların tebliğ süresi galiba bir 15 gün, bazıları 7 güne girersin diyorlar ama sonuçta bir siyasi iradedir o da. Yani hükümet, Adalet Bakanlığı nasıl talimat verirse öyle davranacaklar. Kimi, ne kadar, nerede, hangi pozisyonda almak istiyorlarsa onlar karar verecek.

 

İlk sizi ifadeye çağırdılar…

- Öyle oldu, bizim Kars savcılığı ve Muş sanırım öyle yapmış. Bizim ki daha hızlı davranmış ilginç. Ankara’ya talimat göndermiş.

 

Hakkınızdaki fezlekeler nelerle ilgili?

-Birisi MYK kararlarıyla ilgili, diğer ikisi seçim dönemlerinde bir mahallede yaptığımız mitingi 2911’e aykırı buldular. Normalde seçim dönemlerinde izin alınmıyor biliyorsunuz. Yani her yerde basın açıklaması yapabiliyorsunuz. Diğeri daha komik, bir panelde konuşma yapmışım. Konuşmada herhangi bir problem yok fakat konuşma yapılan yerin duvarında ‘Kürt halk önderi Öcalan’ın posteri vardı diyor. Bu ifade savcının ifadesi. Şimdi biri çıkıp bu savcı hakkında terör örgütü propagandasından suç duyurusunda bulunabilir…

 

Vekilim 7 Haziran’da parti ilk defa seçime girdi ve güzel bir sonuç aldı. Sonra buna karşı iktidar tarafından bir savaş açıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Seçimler öncesinde Diyarbakır mitinginde patlama, Adana ve Mersin il binalarına bombalı saldırı. Bütün bunlar son hafta karar veren seçmeni etkilemek açısından önemli şeylerdi. O zaman okuyucular da hatırlayacaktır. Bu eylemleri bizim bilerek yaptırdığımız ifadelerini hükümete yakın medya manşetlerden verdi. ‘Oyunu artırmak için kendi mitinginde bomba patlattı’ diye. Ama şimdi ortaya çıktı ki o bombayı patlatan kişi emniyet istihbarat birimlerince günlerce takip edilmiş. Adresleri, isimleri, kimlik bilgileri, hangi etkinlikte hangi eylemleri yapacaklarına kadar ayrıntısıyla bilinmesine rağmen engellenmemiş ya da engellenememiş, artık hangisi doğruysa. 7 Haziran’a da aslında çok normal koşullarda gitmedik… Daha önce cumhurbaşkanlığı seçiminde de kamuoyunda oluşan algı, Türkiye’nin genel olarak demokratikleşmesini savunan, şiddetin, çatışmanın bitmesi için rol üstlenmeye çaba gösteren bir parti algısıydı. Geçmişte alınan oyların yani BDP, DTP, DHAP döneminde alınan oyların yaklaşık yüzde 50’si cumhurbaşkanlığı döneminde alınmıştı. Bu dönemde ise iki katı oylar artmıştır. Bu parti için büyük bir sıçrama. Bizi asıl rahatsız eden ise ‘HDP’ye oy verebilirim’ diyenlerin oranının yüksek çıkmasıydı. Geçmiş dönemlerde ‘asla oy vermem’ diyen çoğu kişi oy verebileceğini belirtmişti.

 

YENİ SEÇİM PLANLANMIŞTI

Bu dönemde milliyetçiler bile ‘Selahattin Demirtaş nedeniyle verebilirim’ diyordu…

- Yani o aslında ‘vermem’ diyen kitlenin azalması, yani verme ihtimali, bir güven duyma ihtiyacı. Bir verelim bakalım sözünün arkasında duracak mı? Gerçekten bu siyaseti savunacak mı? Yoksa bir propaganda malzemesi mi sadece diyen bir kitle vardı. Bence orayla buluşmayı engellediler 7 Haziran sonrası süreçte. 7 Haziran sonrası süreç siyasette asla olgun karşılanamayacak bir süreçtir. Hükümet kurma görevini bile veriş biçimi. Davutoğlu’na neredeyse 40 gün boyunca o görüşmeleri yapacak fırsat sunulması. Aslında baştan, bize gelen bilgiler, 7 Haziran öncesinden ikinci seçime karar verildiği yönündeydi. Yani bunu doğrudan AKP’li bir takım isimler de aktarıyorlar. Listeye giremediyseniz ya da alt sıralardaysanız endişe etmeyin, bir seçim daha yapılacak. Belli ki orada bir planlama yapılmıştı. MHP’nin de orada takıldığı tavır sonrasında alternatif bir hükümet çıkma olasılığı kilitlendi.

 

DOKUNULMAZLIKLAR 1 KASIM’IN DEVAMI

7 Haziran sonrasında 1 Kasım seçimleri sizin için zorlu geçti.

1 Kasım seçimlerine bir kaos, kriz ortamında girdik. Orada muhtemelen HDP’nin baraj altında kalması düşünülüyordu. Biz şimdi dokunulmazlıkla ilgili süreci de 1 Kasım’ın tamamlanamayan süreci olarak görüyoruz. Yani 7 Haziran’da büyüme trendine giren bir siyasi hareket, toplumda yeni bir parti, yeni bir siyaset gibi siyasi bir boşluğu doldurması, halka hitap etme ihtimalini 1 Kasım’a giderken fiilen sahada engellediler, 1 Kasım’dan sonra ise parti kapatma tartışmaları ve dokunulmazlıkları kaldırma süreci ile engellemeye devam ettiler. Yani parlamentoya girişi engellenemeyen partinin parlamentodan çıkarılması provokasyonu diye ifade ediyoruz biz bu süreci. Çünkü, yani fiilen cezaevine atmak belki bir yöntem, ama bizce daha önemlisi HDP’nin kendisinin siyasi zemini terk etmesi için tahrik yapılıyor. Yani toplumda HDP’ye oy veren tabanda ‘Biz neden parlamentodayız, zaten bizim seçtiklerimize önem verilmiyor. Çıkıp kendi parlamentomuzu kuralım anlayışını pekiştiriyorlar. Ayrılma refleksi, daha bölgesel bir parti olma pozisyonu, sadece Kürtler ve bir bölge üzerinden siyaset yapma eğilimini pekiştiren, besleyen bir şey bu. Yani sizi kendi sahanızda top çevirmeye ya da savunmaya itmedir. Yani bizim aslında bu anlamda bizim önümüzdeki zorluk sadece hukuki değil. Daha sıkıntılı olan sizin seçmen kitlenizin kendi şehri yıkılırken sizin hala barıştan söz ediyor olmanız. Bu durum size oy vermiş kitle ile de karşı karşıya getiriyor. Yani biz sizin şehrinizi yıkarız, oy verdikleriniz hiçbir şey yapamazlar demektir. Bu durum ise siyasetin meşru zeminini tartışmamızı gerektirir. Ayrıca bu durum madem bize Ankara’da istemiyorlar bizde Diyarbakır’da istediğimizi yaparız duygusunu pekiştirecek hareketlerdir.

 

HDP 7 Haziran’da hem Alevileri kapsadı, hem sol örgütleri de kendi çevresinde birleştirdi. Şimdi ise yeni bir İslami Kürt partisinin kurulması tartışılıyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Yani sonuçta HDP’nin asıl gövdesi, daha geleneksel Kürt tabanına dayanıyor ama bu tabana yeterince hitap edemediği, ulaşamadığı ya da bu partinin şimdiye kadar ulaşamadığı iki büyük kitle var. Bunlardan birisi Kürt muhafazakar olarak nitelendirebileceğimiz ve AKP’y ve geçmişte Refah Partisi’ne oy vermiş kitle. Ya da sadece CHP’ye oy veren ya da Kürt Aleviler ya da sadece alevi sol Sosyalist kitle. Şimdi bu iki kitleye hitap etmek Türkiye için zor. Çünkü bu iki kitle kutuplaşmış bir durumda etnik köken olarak aynı gibi gözükse de birbirlerinden korkuyorlar. Aleviler geçmişte yaşadıkları olaylara göre devletle Kürtlerin ittifak yapmasından ve bu ittifakın Alevilerin aleyhine olmasından korkuyorlar. İkincisi de Kürt Muhafazakarlarda, bu parti zaten sol bir parti, işte Alevilerle, solcularla birlikte olur ve biz muhafazakarlara hitap etmez, edemez yani burayı dışlar. HDP ise bu iki kitleyi aynı partide buluşturmayı, paylaşmayı hedefleyen bir proje. Bu projeyi engellemenin birkaç yolu var. Bunlardan birisi Kürt Muhafazakar kitleye hitap etmeyi engelleyecek işler yapmak. Bi taraftan da tersi propaganda yapmak. Yani bu parti gittikçe dindarlaşıyor deyip Alevi kitleyi tedirgin etmek. Bu ikisini de birlikte yaptılar şimdiye kadar. Bizim bu iki dengeyi iyi sağlamamız gerekir. Kürt Muhafazakarlara hitap etmemesini isteyen parti AKP. Tabi bunu sağlarken diğer taraftan sol ideallerden de vazgeçmeyen bir parti profili. Biz kutuplaştırma siyaseti güderek hiçbir yere varmak istemiyoruz. Çünkü bu durum hiç kimseye yarar sağlamaz. Ülkedeki kamplaşma ve fay kırıklarını gidermeyi, birlikte yaşamayı, farklılıkların korunması gözetilmesini iddia olarak ortaya koymuş bir parti. Galiba o tarafta da bir erken doğum müdahalesi diyebileceğimiz bir operasyon yapılıyor. Biz her türlü partinin kurulmasını önemsiyoruz. Asla bunu kendimiz açısından bir korkuyla karşılamıyoruz. Ama kaygı duyulması gereken şey bunun operasyonel bir faaliyete dönüşmesidir. Yeni kurulacak parti, böyle bir çizgide durup HDP karşıtı bir siyaset yaparak hareket ederse bu bir süre sonra onların bir amaç için ortaya çıktıklarını ifade eder. Ve bu durum doğru bir şey değildir. Biz mümkün olduğu kadar toplumun farklı kesimlerini önemsiyoruz. Bu durum belli bir kesimi tasfiye edip onun yerine belli birilerini getirmek gibi hareket ederse bu hayalperestliktir. Kürt Muhafazakar parti işi eğer operasyonel bir iş ise, boştur, Türkiye vakit kaybeder. Bir de yeni oluşumun gerçekleşmesi için demokratik bir ortamın var olması gerekir. Kürt siyasetinde eğer gerçekten yeni partilerin ortaya çıkmasını istiyorlarsa, demokratik ortamı tahsis etmeleri gerekir.

 

Peki, şu an HDP’nin yeni bir oluşumla tekrar bir Türkiye partisi olma gibi bir düşüncesi var mı? HDP’nin Türkiye partisi olma algısı yaşanan süreçte yıkıldı. Doğuda mesela ciddi bir oy kaybı yaşadınız, değil mi? Yanlış mı biliyoruz?

- Orada sonuçta siyaset yapma alanınız daralıyor. Silahların sesinin çıktığı bir ortamda siyasetin sesi kısılacaktır. Biz o kitleyi şöyle tarif ediyoruz. Yaptığımız anketler de bunu gösteriyor. Bize de kızıyorlar ama asıl failin Erdoğan olduğunu biliyor. Ama bize olan kızgınlığı da niye bu savaşı durduramıyorsunuz boyutunda bir kızgınlık. Bu kızgınlık bir terk etme duygusu değil. Legal olarak siyasi çözüm üretileceğine olan inancı yıpransa da oy verme sürecine gelindiğinde oyunu verecek. Ama tabi biz bunu çok olumlu bulmuyoruz. Seçmen partiye sahip çıkmalı.

 

Özellikle batıda oy veren kitle Diyarbakır’da olan patlamaya bir duygusallık geliştirmedi ama çatışmalar başladığı anda, burada iki faktör var orada Erdoğan’la örgüt çatışıyor diyor. Ben devletçiyim diyor, Erdoğan’ın bir önemi yok, orada devlet çatışıyor diyor. Bu durum da bir oy kabına neden oluyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? Örgüt sizi 7 Haziran’dan sonra kilitledi mi biraz? Ya da çatışmalar...

-Tabi çatışmalar kilitledi. Çatışmalar siyaseten sizin gelişmeleri, partiyi örgütlemenizi, istihdam etmenizi, birlikte çalışmanızı yani son derece zorlaştırdı. Asıl kritik nokta şu. Aslında Kürtlerden başka Erdoğan tarafından ezilen başka kimseler de var. Örneğin cemaat, geçmişte Ergenekon, Balyoz davalarında Atatürkçü çizgiye yönelik olan kampanyaya baktığınızda Erdoğan’ın yanında olup kendisini övenlerin dışındaki herkes düşman olabilir. İşte Kürtler daha direngen, silah var. Dolayısıyla o kavga aynen sizin dediğiniz gibi karşı tarafı suçlayacak biçimde okunabiliyor. Orada mesele şuna dönüyor, dayak yerseniz siz Erdoğan’dan mağdursunuz ama direnebiliyorsanız suçlusunuz. Burada bir geçmiş var, daha eskisi var. Cumhuriyetin ilk yılları, Osmanlı’nın son dönemi, o bölgenin yönetim biçimi gibi sorunun esasıyla ilgili araştırılması gereken çok şey var ama siyasi olarak HDP açısından bir projenin önü kesildi. Kendimizi anlatmaya çaba sarf edeceğiz ama ilk önce Türkiye’nin isteğinin ne olduğu önemli. Bir seçimde, sizin cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana oluşturmaya çalıştığınız algıyı yıkabiliyor. Belki buna çaba sarf etmek yerine Türkiye’nin ne istediğine çaba sarf etmek gerekir. CHP’ye biçilen rol ile ilgili de ciddi problem yaşanıyor. Topyekûn CHP’ye yönelik bir linç kampanyası yönetiliyor. Bu cezaevleri konusu CHP’yi kuşatma altına almak, daha geniş bir muhalefetle hareket etmesini engelleyen bir olguydu. Askerlerle ilgili kanuna, dokunulmazlık ile ilgili kanuna CHP’yi suç ortağı etmek önemli bir şey. CHP daha önce hayır dediği tezkereye süre uzatmasında evet dedi. Her gün onlarca insan Facebook paylaşımlarından dolayı tutuklanıyor. İnsanların sosyal medyayı kullanmalarını yasaklıyorsunuz. Demokratik bütün kanalları tıkıyorsunuz aslında. Kendini ifade edebileceği bütün kanalları tıkıyorsunuz. Bu toplumda patlamayı doğurur sadece. Yani siz bastırdığınızı zannedersiniz ama daha sonrasında daha büyük kırılmalar yaşanır toplumda. İnsanların kendini toplumda özgürce ifade edebilecek ortamların oluşturulması Türkiye için acil bir ihtiyaçtır.

 

Aslında toplumun bir tepkiyi ortaya koyması daha iyi değil mi?

- Ya tabi orada, sokakla parlamento arasındaki iletişimi nasıl okuduğunuzla alakalı. Benimde katıldığım kişisel şey şu. Sokağın ve parlamentonun aynı oranda gelişmesi gerekir. Aksi takdirde AKP’nin ekmeğine yağ sürülebiliyor. Gezi sonrasındaki gibi, bugün Kürtlere yaptığı gibi. Yani gezi ile ilgili o kadar uluslararası kriz varken dönüp ben Topçu Kışlasını yapacağım demek bir provokasyondur, halkı sokağa çekmektir. Biz bir dalgakıran değiliz. Toplumsal ayağı olmayan muhalefet nasıl zayıfsa. Bir toplumsal örgütlülüğün karşı durması lazım ki demokrasi konusunda darbeye karşı bir direnç gelişsin. Tersi de geçerli, yani parlamento ayağı olmayana, sadece sokakta kriminalize edilebilir. Sokaktaki tepki patladığında sokak her zaman tepki patladığında nerede duracağını yönlendirme, kontrol çok kolay değildir. Biz bileşik kaplar olarak düşünüyoruz. Yani sokak ve demokratik kitle beraber yürürse, ancak o zaman bu süreci durdurma da ciddi anlamda değişiklikler olabilir.

 

Vatandaşlarda bir korku var. Sokağa çıkamaz hale geldiler...

-Korku konusu diktatörlüğe giden yolda önemli bir noktadır. Tam o Hitler Almanya’sında da buna benzer argümanlar vardır. İlk önce nereye kadar çekileceğinizi kararlaştırmanız gerekir. Ya onun istediği şeyleri yapıp onun istediği gibi yaşayacağız. Ya da istediğimiz şekilde hareket edip, yaşayıp, istediğimiz şeyleri giyip, istediğimiz şeyleri içeceğiz. Birinciyi asla kendimize layık görmüyorsak, ikinci ile ilgili ödediğimiz bedele değecek tavrı ortaya koymaktır. Yani bunun başka bir çıkışı yok. Bu tavır ne kadar güçlü, kararlı konursa, Erdoğan’ında sonuçta onun da korkuları var hatta onun korkuları daha fazla. O aslında dünyayı kendi durduğu yerden doğru okuyor. Kendi korkuları üzerinden hayat biçimini şekillendiriyor. Kaybedecekleri var, uluslararası yargıya intikal etme konusunda ciddi konular var. Şimdi kendisi hayat biçimini korkuları üzerine kurduğu için karşısındakilerin de ancak böyle yönetilebileceğini zannediyor. Dolayısıyla korkuyu kim aşabilirse o kazanacak. Ya o bizi korkutacak ya da biz onu korkutarak bir şekilde siyaset yapmaktan vazgeçirecek cesareti sergileyeceğiz. Bizim onu korkutmak gibi düşüncemiz yok ama en azından korkmayacağımızı göstermek amacıyla.

 

Yerelde yaşanan bir olay var, Sefa Sirmen olayı, illa ki kulağınıza gelmiştir. Siz nasıl bakıyorsunuz bu olaya?

- Biz siyasetin bir kişisel kazanç kapısı olmaktan çıkmasından yanayız. Bu ilkesel bir tutumdur. Bu anlamda gerçekten adil bir yargılama olması herkes için bu bizim olmazsa olmaz tercihimizdir. Fakat burada çok açık bir tablo var. Yani fiilen devam eden bir suçla mücadele mi esastır? Siyasilerin hesap vermesi meselesi olsaydı kime yapılırsa yapılsın alkışlamak zorundaydık. Genel yargılamalara baktığımızda hepsinin bir linç olduğu, bir rövanşizm olduğu çok açık. Dolayısıyla burada gerçekten ilkeli, tutarlı bir şey arayacaksak önce kendi bakanları, uluslararası platforma taşınmış davalar var. Yani bu örteriz üstünü, toplum üç gün sonra unutur değil bu. Örtülecek gibi değil bu. Uluslararası arenadan önünüze geri dönecek bu. Bu mu Türkiye’ye büyük zarar veriyor yoksa başka bir şey mi diye kıyas yaptığınızda gerçekten ülkenin çıkarlarını düşünerek kamu malını düşünerek, yetim hakkını düşünerek bu yargılamaları yapıyorsanız bunun önünde çok açık iki tane yol var. Birisi siyasette şeffaflığı sağlayacak düzenlemeler. Etik yasası da dahil olmak üzere. Bu konuda  ilginç bir durum var. Hatırlayın 7 Haziran seçiminden önce Davutoğlu bununla ilgili paketi hazırladı, açıkladı kamuoyuna. Özal döneminden kalma içerisinde herkesin mal varlığının açıklanması konusunda bir madde vardı ancak Erdoğan seçim öncesinde bize zarar verir gerekçesiyle bunu engelledi. Dolayısıyla bir çelik çekirdeğin bu tarzdaki konulara bir hassasiyeti var, yumuşak karnı var. Türkiye’de teftiş mekanizmaları tümüyle bypass edilmiş durumda. Bizim 20 tane belediye başkanımız tutuklu, bir o kadar belediye başkanımız görevden alındı. Müfettişler artık fiilen belediyelerde çalışıyorlar. Yerel yönetimin bir parçası artık onlarda. Bütün bunlar iki yıldır rutin olarak devam ediyorken hiçbir şey yokmuş gibi kalkıyor ve diyor ki belediyeler örgüte para gönderiyorlar. Yani para gönderilip gönderilmediğini senin müfettişin, yargılama süreçlerin, bütün bunlara rağmen mi oluyor? Yani buna rağmen başarıyorlar. Oradaki belediyeler kendi personellerine maaşlarını ödemekte zorlanıyor. Ciddi insani yardımlar gerçekleştiriyorlar. Dolayısıyla siz örgüte para göndermekten bahsediyorsunuz. Aslında aynı meseleye geliyor. Sefa Sirmen’in yargılanması gerçekten Kocaeli halkını düşündüğü için Kocaeli halkının vergisini, kaynağını düşündüğü için yapılan bir şey değil. Siyaseten bir öc alma meselesi,  güçlü bir siyasi figürü tasfiye etmeye çalışıyorsun. Bu tip konuları teknik ve hukuki boyutuyla tartışmak anlamsız. Siyasi olarak bakmak gerekiyor. Hukukun en önemli şeyi vatandaşın geleceğini ön görebilmesidir. Yani ben ne yaparsam suç olur, ne yaparsam haklarım çerçevesinde duruyorum. Bu bitti ülkede. Hiç kimsenin geleceğe dair bir güvencesi yok. Kayyum atama işi bu kadar yaygın bir uygulamaya dönüşebilir mi? Bir yönetim modeli sanki bu. Şu yurtta kalanlar, bu gazeteyi okuyanlar yarın darbe yapabilirler. İhanet içinde olabilirler diyerek kayyum atamak ve yönetmeliğini kendine göre dönüştürmek ve bunun hakkını kendinde görmek darbe döneminde bile yoktu. Darbe döneminde dondurulmuştu, en azından kendisi yönetmiyordu, kapısına kilit vuruyordu. Geçen basına bir şey yansıdı, İpek Grubu’nun otellerinden birini kapatmış ailesiyle birlikte tatil yapıyor. Devler sırrı mı bu Allah aşkına, otel kapatmak ve tatil yapmak. Kayyum olarak şirketlere el koymuşsunuz ailecek gidip tatil yapıyorsunuz. Tabi kayyumların verdiği zarar sonucunda bunların tazmini, rücusu da gerekiyor fakat bunların da yolunu kapatıyorsunuz. Nedir bu, yani ben buraya kayyum tayin ettim, batıracağım bu bankayı, bu şirketi, bu gazeteyi. Sonra bu iş uluslararası yargıya giderse ve yargı derse ki Türkiye şu kadar tazminata mahkum edildi.       Sonuçta siz bir gazeteye el koyup tirajı 1 milyon olan bir gazeteyi kapattırır ya da tirajını 3 bine düşürürseniz sonuçta bu şirketin ortakları size dava açacaklar. Şimdi bunun parasını kim ödeyecek, sen ödemeyeceksin ama halk ödeyecek. Bu bu anlama gelir. Bu noktaya gelmiş bir ülkede hukuk artık hiçbir şeydir.

 

KOCAELİ HDP’Yİ DOĞRU ANLAR

7 Haziran’da bir milletvekili çıkardınız Kocaeli’den. Daha sonra bakan oldu Ali Haydar Bey, 1 Kasım’da da çok az bir farkla milletvekili kazanmayı kaçırdık. Ve Kocaeli’nin milletvekili sayısı 12’ye yükseldi. Yani 2019’da çok büyük bir değişiklik olmadığı takdirde bir milletvekili yazılıyor. Kocaeli’ye verdiğiniz önem 7 Haziran’dan sonra çokça görüldü. Sürekli vekiller geliyor, ziyaret ediyor.

- Şimdi Kocaeli gibi iller bu projenin kendisini test etmesi açısından önemli. Şırnak’ta yüzde seksenlerde, yüzde doksanlarsa oy alıyorsunuz. Daha fazla büyüyeceksiniz diye bir şey yok. Diyarbakır, Van gibi daha ara kategorideki şehirlerde de oy oranları yüzde yetmişlere çıktı. Asıl HDP’nin güçlü olarak kendini ispatlayabileceği en kritik şehirlerden birisi Kocaeli. Yani ben burada etnik bir tasnif için asla söylemiyorum ama bir Karadeniz şehrine kendinizi anlatmanız zor. Çünkü onun zihninde Kürt, sadece oraya gelen mevsimlik işçi ya da inşaatta çalışan işçi. Bu ülkenin yerleşik bir halkı değil. Yani kendileri gibi yaşama hakkına sahip biri gibi değil. Ama Kocaeli gibi şehirler böyle değil. Ciddi göç almış, son derece karma bir nüfus var, demografi var. Balkan halkları var, Kafkas halkları var, inançsal anlamda alevi var, suni var. Dolayısıyla böyle bir coğrafya HDP projesini tam da doğru anlar, anlayabilir. Yani birlikte yaşamak zorundayız çünkü diye başlayan cümleler kurabilirsiniz. Çünkü bilmiyorsunuz ama komşunuz Alevi olabilir, çocuğunuzun aynı sırada oturduğu çocuk Kürt olabilir. Dolayısıyla bu projeyi doğru anlamaya en yatkın şehirlerden. Milletvekili çıkarmaktan ziyade Kocaeli gibi şehirlerin, bu siyasi çizgiye önem vereceği, destek olacağının göstergesidir. Bu algı bizim için önemlidir. Bizimle alakalı her algıyı her sosyolojinin anlayacağı bir yerde olmalıyız.

 

HALA KÜRT PARTİSİ...

Toplumun büyük bir kesimi tarafından biz hala bir Kürt partisi olarak algılanıyoruz. Elbette bizim varlık sebebimiz ve çıkış sebebimiz o sorun ve Kürt sorunu artık Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerin de sorunu değil. Sadece Kürtlerin değil bütün Ortadoğu halklarının kurtuluşunu dış politikanızda hedef almışsanız, Anadolu’daki bütün halkların kendini olduğu gibi koruma ve geliştirme projesinin ortaya koyuyorsanız burada daha fazlasını yapmak zorundasınız. Burada bizim, parti yönetimimizde İzmit’te yaşayan hangi halk varsa o olmalı, yoksa bu bizim eksiğimizdir. Bu bizim kongre süreçlerini iyi yönetmediğimizi gösterir. Mahalle mekanizmalarımızda o mahalleye göre bir renk kendini hissettirmiyorsa. Onların gelmesini beklemeden burada onların sorunlarını ifade edebileceği bir ortam olduğunu belirtmemiz gerekir. Eğer örgütlenmiş, planlanmış linç eylemleri organize edilmemişse toplumun müdahil olması düşünülemez. Hatta bazen görüyoruz, müdahil olması gerektiği yerde bile toplum edilgen davranıyor. Yanlış bir şey görüyor örneğin adam düşmüş, onu kaldırmıyor. Dolayısıyla Kocaeli’de veya başka bir yerde özel bir komplo veya özel bir kurgu olmadığı takdirde hem kendi parti aday listelerimizi hem parti yönetimlerimizi daha yerelleştirmek, her ilçesi için hatta uygun bir profil çıkarmak istiyoruz. Bunu yapamadığımız takdirde bize biçilen role düşmüş oluruz. Herkes HDP’ye savunsun istemiyoruz ama fakat durum orayı aştı. Yani şu anda Kürtlere iyilik yapmaktan daha önemlisi ben istediğim kıyafeti giyme konusunda, mahallemdeki parkın yerine bir alışveriş merkezi yapılma konusunda toplanır bir basın açıklaması yaparım, tepkimi ortaya koyarım, koymam gerekir dediğiniz andan itibaren Beşiktaş taraftarı gibi darbeci olarak yargılanabilirsin. Aslında burada herkesin kendini savunması, hepimizin haklarımızı ve özgürlüğümüzü savunmamız durumuyla karşı karşıyayız.

7079 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 8 Yorum

DİĞER HABERLER

Sarıbay: OHAL 1,5 ayda tamamlansın

Sarıbay: OHAL 1,5 ayda tamamlansın

CHP İl Başkanı Cengiz Sarıbay il binasında önemli açıklamalarda bulundu. Sarıbay, “OHAL umarım 1,5 ayda tamamlanır ve bir daha uzatılmaz” dedi

CHP’liler Taksim’e akın etti

CHP’liler Taksim’e akın etti

CHP’nin düzenlediği Cumhuriyet ve Demokrasi mitingine yoğun katılım gerçekleşti. İlimizde çeşitli sivil toplum kuruluşları da mitinge destek verdi

Koray Aydın ilimize geliyor

Koray Aydın ilimize geliyor

MHP’nin muhalif adaylarından olan Koray Aydın bugün düğüne katılmak üzere ilimize geliyor

Türkkan ateş püskürdü

Türkkan ateş püskürdü

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın darbe soruşturması kapsamında tutuklanan yaveri Yarbay Levent Türkkan'ın eski MHP Milletvekili Lütfü Türkkan'ın kardeşi olduğu iddiasına Türkkan çok sert çıktı

CHP'liler Taksim'e gidiyor

CHP'liler Taksim'e gidiyor

CHP'lilerin yarın İstanbul'a gerçekleştireceği miting için Kocaeli'nin bir çok noktasından araç kaldırılacak

Karaosmanoğlu, Fuat Avni’yle birlikte..!

Karaosmanoğlu, Fuat Avni’yle birlikte..!

Fuat Avni bir Twitter hesabı

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER