KABULLENMEYİN, CESUR OLUN

Kabullenmeyin, cesur olun

Kadın Dediğin’e konuk olan çevre mühendisi Mehtap Öztürk, kadınların hiçbir olumsuz durumu kabullenmemesi gerektiğini cesur olup bunun üzerine gitmelerini istedi

Eylem Selvi ARI&Tülay DURAN

Bu hafta sizlerle mühendis bir kadını konuk edeceğim.

Kendisi Kocaeli Üniversitesi’nde çevre mühendisliği bölümünü bitirmiş, şimdi prestijli bir üretim tesisinde işini icra ediyor.

Aynı zamanda Çevre Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı olan Mehtap Öztürk, hikayesini anlattı ve kadınlara çok önemli, bir o kadar da anlamlı tavsiyelerde bulundu.
Kendisini bir süredir tanırım, hırslı ve yaptığı işi en iyi şekilde başarmak adına gayret gösteren bir kadın o.

Kadın mühendislerin sorunlarını ve yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla konuştuk.

İlk iş başvurusunda yaşadığı absürt durumdan tutunda sektörde kadına bakış açısına kadar her şeyi anlattı.

Mehtap Öztürk’ün kadınlara çok önemli tavsiyeleri var. Mesela kadınların asla kötü bir durumu kabullenip bir kalıba girmelerini istemiyor.

Kadının başaramayacağı hiçbir şey olmadığını düşünüyor.

Kadınların dayanışma içerisinde zorlukları aşabileceğini söyleyen Öztürk, “Cesur olun” diye seslendi.

 

Mehtap hanım mühendis olmaya nasıl karar verdiniz? Biraz hikayenizi dinleyelim...

-1988 Artvin doğumluyum. 2008 yılında da üniversite okumak için Kocaeli’ye geldim. İlk bölümüm Fen Edebiyat Fakültesi Kimya idi. 2 yıl burada okuduktan sonra çevre mühendisliği bölümüne geçtim. 2013 yılında da mezun oldum. Mezun olduğum yaz, birazcık tatil yaptım sonra iş başvuruları başladı. İlk işim; tüm çevre mühendislerinin kaderinde olduğu gibi bir geri dönüşüm firmasıydı. Herkesin bildiği deyimle hurdacıydı. İlk iş deneyimine böyle bir yerde başlayınca karşına çıkan tüm işler mükemmel geliyor. Önceden hurdacı olarak iş yapanlar çevre mevzuatı değişince çevre görevlisi çalıştırmak zorunda kaldılar. İşi yapabilmek için çevre mühendisiyle çalışmaları gerekiyor, yoksa devlet işin satışını yaptırtmıyor. Bu yüzden eski hurdacıların hepsi bir dönüşüm süreciyle geri dönüşüm firmaları ya da toplama-ayırmacılar olarak lisanslar alıp, çalışmaya bu şekilde devam ediyorlar. Hurdacılık işi Kocaeli’de çok fazla, bu nedenle mezun olan çevre mühendislerinin hemen hemen hepsinin ilk iş deneyimi burada geçti.

Benim için hakikatli bir işti. Hiç sahada bulunmadığımızdan, emir buyurmayı da daha önceden bilmediğimiz için bir çok şeyi burada öğrendim. 9 ay burada çalıştım ve bir süre sonra burası beni doyurmamaya başladı. Dilovası’nda Türkkan Yağ Sanayi Ticaret A.Ş.’de çalışmaya başladım. Yakında 2 yılımı doldurmuş olacağım.

 

 

Okuduğun dönem ailende mühendis olan başka biri var mıydı?

-Biz 8 kardeşiz, 6’mız kız. 3 ablam öğretmen. Önümde öğretmen olmaya örnekler vardı. Babamın da en çok olmamı istediği meslek tabii ki öğretmenlikti. Çünkü bir kadına en çok yakışan meslek; öğretmenlik. Çok vakti olan bir meslek olduğu için iyi bir eş, iyi bir anne olabilmek adına güzel bir meslekti. Ama çevre mühendisliği şundan dolayı beni heyecanlandırıyordu; kötüye giden bir kirlilik var. Küresel ısınma var. Bunlarla ilgili belgesel izlemekten, ekolojik kitaplar okumaktan hoşlanıyordum. Bu kirliliğin belki tamamen önlenmesi değil ama kontrollü bir sanayileşme için bu işin yapılması gerektiğini düşünüyordum. Bu meslek bana göre en gerekli meslek. Ahlaki değerlere uygun yapılması gereken ender bir meslek. Elinin taşın altına konulması gereken bir meslek disiplini. Siz gazetecilerin mesleği gibi. Kavga edeceğimizi biliyorduk. Bunu hocalarımız çok çok söylerlerdi. Çok mücadele edeceğimizi anlatırlardı. Çünkü bu konuda oturmuş bir algı yok.

 

Gerçekten bazen boşa kürek çektiğinizi düşündün mü?

-Bazen şöyle düşünüyor insan; böyle kocaman bir fil adım atarken sen karınca adımıyla o filin bozduklarını onarmaya çalışıyormuşsun. Boşa kürek çekmek meslektaşlarım ve kendi emeğime saygısızlık olur belki ama onu hissettiğimiz çok an oluyor. Yine de umutluyuz. Çevre kirliliğinin olmadığı bir gelecek hayal ediyoruz. Umarım bizim ittirmemizle değil de zaten olağan bir şekilde düzenine girmiş bir sistem oluşturabiliriz hep birlikte. Her şey daha kötü olmadan...

 

Babanız nasıl ikna ettin mühendis olmaya?

-Babam hiçbir zaman bizlere engel olmadı, verdiğimiz kararlara karşı çıkmadı. Makul nedenlerle karşısına çıkınca, sağlam bir şekilde karşısında durduğumuzda ‘bunu yapamazsın’ dediği hiçbir şey olmadı. Ben de bu işi ısrarla yapmak istediğimi söyledim. O da benim çok yorulacağımı söyledi. Üniversite okurken de ‘Acaba bıraksan mı? Öğretmenlik mi okusan. Rahat da okurdun’ diyordu. Okurken de zorluyor bu bölüm. Sonra bir dönem ben de ‘Acaba öğretmen mi olsaydım’ dedim.

 

Hiç pişman oldun mu?

-Bazen gidip geldiğim anlar oldu. Ama pişman değilim.

 

 

SAHA BÜYÜK, SIKINTILARIMIZ VAR

Bir kadın olarak sahada neler yaşıyorsunuz? Mühendislik biraz erkek mesleği gibi. Çevre mühendisliği de erkeklerle işinin çok olduğu bir alan...

-Çevre mühendisliğinin yanından iş güvenliği uzmanlığı da yapıyorum. Bu iki meslek de anlatılması güç, yaptırımı zor, takibi de zor olan işler olduğu için sürekli bağırman gereken bir iş. Önce güzelce eğitim veriyorsun, anlatıyorsun sonra iş rayından çıkınca bağırmaya başlıyor ya da cezalandırma yöntemine gidiyorsun. Mesela kadınların mizacı sert değildir, gülerek anlatmayı, konuşmayı severiz. Bir kadın gibi... İlk sahaya indiğim de tek tek her gördüğüm işçiye ‘Günaydın, nasılsınız?’ derdim. Ama enteresan geliyordu işçiye. Hem beyaz yakasın, hem mühendissin, hem kadınsın, gidip işçilerle konuşuyorsun. Bazı anlayışları değiştirdim diyebilirim. Şu an çalıştığım kurumda güzel bir bağ kurdum, hepsi beni çocuğu, kardeşi gibi gördü. Bu benim şansım da olabilir. Çünkü çalıştığım firmada kemik bir kadro var. Hepsi yıllardır çalışan kişiler. Aile gibiler. Bana bir süre sonra yardım da etmeye başladılar. Normalde bu işi yapan kadınlar çok sert bir mizaç edinmiştir.
     Mesela dikkat edin çoğu mühendis kadının kaşları çatıktır. Çünkü gülümsemek şuh bir algı veriyor. Bu sebeple ister istemez kaşlarımız çatılıyor. Kendimizi korumaya alıyoruz. Çok sert oluyor, bağırıyoruz. Yönetici olan kadınlara dikkat edin, hepsi sert olmaya, diktatör olmaya mecbur bırakılmıştır. Oysaki bizim doğamızda böyle bir şey yok. Eğer toplumun yönetimi ve etik değerlerin uygulanması da kadınlara bırakılsaydı emin olun savaş olmazdı. Düşündüğümüz tek şey bir birimizi daha nasıl mutlu edebiliriz olurdu. Biz erkeklerin yansıttığı gibi değiliz. Mesela tek taş yüzüğümüz olsun gibi derdimiz yok. Bunu bize erkekler dayatıyor. O tek taş yüzüğü yapmak adına madeni çıkarıp, onca adamı öldüren sizlersiniz; onları pazarlayan da sizlersiniz. Adamlara bunu aldıran adamlar da sizlersiniz. Biz o madenin çıkarılmasından kaynaklı ne kadar canlılığın öldüğünü biliyoruz. Bunu tüm kadınlara anlatsanız onlar da tek taş yüzük istemez.

 

BEN ŞANSLIYDIM

Ben şanslı olduğum için sorun yaşamadım şu ana kadar. Evet iş yerimde sorun yaşamadım ama işe gelip-giderken yaşadım, iş bulma sürecinde yaşadım. O kadar absürt sorular soruluyor ki Eylem... Bir iş yerinde yaşadım ve hiç unutmayacağım, ne o adamın yüzünü ne de o soruyu sorarken ki yüz ifadesini... Oradan nasıl çıktığımı şu an bile hatırlamıyorum. Olay şu; işveren bir dünya soru koydu önüme ama öyle çok kurumsal bir firmada değildi. Başladım soruları cevaplamaya, bu sırada da sorular soruyor. Mesela “Gece bilmem saat kaçta Ankara’ya benimle gelmek zorundasın, gelir misin?’, ‘Evli değilsin sanırım. Bir ilişkin var mı?’ Buz kestim. Daha yeni mezun olmuşum, başıma ilk kez böyle bir şey geliyor. Başta fark etmedim olayı, yaşlı başlı adam. Yav arkadaş sen bana aldığım sertifikaları sorsana, program kullanabiliyorum bunları sorsana ya da mevzuattan sorular sor. Sen niye benim özel hayatımı sorguluyorsun. Ben gecenin o saatinde sen olmadan da Ankara’ya gidebilirim ki keza bir yanda da meslek odasıyla elimden geldiğince ilgilenmeye, emek vermeye çalışıyorum. Toplantılara gitmek için bazen yalnız bazen iki kadın Ankara’ya da gittik.

TACİZ SADECE FİZİKSEL DEĞİL

Oradan çıktıktan sonra ne hissettin?

-O an dedim ki ‘Keşke babamın sözünü dinleseymişim. Böyle 3 kuruşluk insanların karşısına geçip bunları yaşamasaydım.’ Bir insanın okumuş etmiş, belirli bir noktaya gelmiş olması bir şey değiştirmiyor bunu gördüm. Ama bunları yaşayarak daha temkinli olmayı öğrendim. En kötü iş deneyimim buydu. Ama inanın alenen tacize uğrayanlar bile var. Bir de biz tacizi sadece fiziksel olarak algılıyoruz. Hayır; bir adamın bakışı, bir adamın oturuşundan tut da çalıştığın yerde sen istemediğin halde odana gelişi, kahve içme isteği, sen istemediğin halde mesai saatleri dışında seninle görüşme isteği... Bunların tamamı tacize giriyor. Ve inanılmaz psikolojik sorunlar yaratıyor.

 

ERKEKLER ARTIK KORKSUN

Peki bu konuda nasıl bir dayanışma olmalı?

-Bence bunu birbirimize anlatmalıyız. Konuşmalıyız. Mesela sen de yaşamışsındır mutlaka bana çok olmuştur; yolda yürürken birisi laf atar, seslenir. O an hepimiz eminim şunu yaşıyoruzdur; kalbimiz hızlı hızlı atmaya başlar, kafamızı öne eğer, oradan geçen sen değilmişsin gibi geçip gidersin. Ama bunun böyle olmaması gerektiğini, ayıp olanın o laf atmanın  olduğunu anlatmalıyız. Yanlışlık senden değil o davranışı sergileyenin yanlışlığından kaynaklanıyor. İşte bunu kavrayınca üzerine gidiyorsun. Üzerine gittikçe güçlü oluyorsun. Bundan sonra bu tür davranışlar sergileyen erkekler, kadınlardan korksun diyorum. Hiçbir kadın eskisi gibi sineye çekmiyor. Başkasının hayatının kırıntısına mecbur kalmadıklarını biliyor kadınlar. Bir de çeşitli kadın dernekleri var ve artık bu tür çirkinliklerde kadınların yanında oluyorlar.

Mesela üniversitelerde bir kadını taciz eden erkeklerin deşifre edilmesi benim çok hoşuma gidiyor. Böyle olmalı. Deşifre edeceksin, o utanacak. Yıllardır biz utandık zaten. Kadınlar korkmamalı, erkeklerin hakimiyet kurduğu mesleklerde varlığını hissettirmeli.

    Benim kardeşim elektrik mühendisliği okuyor. Bölümü kazandığında gelen ilk tepkiler; ‘Ya sahada da çalışamaz ki’ şeklindeydi. Neden çalışamaz? Kendisi sahada mühendis olmak isterse olabilir. Biz kadınlar yapısal olarak ayrıntıcı olduğumuz için de yaptığımız işi mükemmel yapmaya çalışırız. Hem de planlı ve vaktinde o işi bitirmeye gayret ederiz. Çok başarılı kadın mühendisler tanıyoruz.

 

Bizim ülkemizde kadın çalışma yaşamında daha ürkek ve çekingen oluyor. Sanki hep bir erkeğin desteğine ihtiyacı varmışçasına hareket ediyor. Kadınlara ne önerirsin?

-‘Kadın isterse’ ile ilgili bir çok film yapıldı, makale yazıldı. Hakikaten kadın isterse yapamayacağı hiçbir şey yok. Bizim müthiş bir potansiyelimiz var. Ve doğanın bize verdiği o kadar güzel özellikler var ki...  Bir kadın ‘ben bunu yapabilirim’ dediğinde yapabilecek güçtedir. Ama bunun farkında olmamız gerekiyor. Önce kendi ayaklarımızın üzerinde durabilmeliyiz. Evet dayanışmak güzeldir. Bireysel olarak kendimizi soyutlamamalıyız. Bir dayanışmak vardır bir de dayanmak, yani tüm hayatını karşı cinse teslim etmek vardır. Kadın mücadele etmeli. Hayatta kalma mücadelesi erkek için 5 zorsa, bizim için 10 zordur. Ama imkansız değil. Bir de biz, kadınların başarısını konuşamıyoruz bile. Mesela kadınların mucit olduğundan belki de bir çoğumuzun haberi yoktur.

    Bir şey daha eklemek istiyorum; mesela araba koltukları ve mutfak dolapları... Bunlar hep erkeklere göre yapılmış. Arabanın tüm dizaynı erkek fiziksel özellikleri baz alınarak yapılmış. Hadi bunu geçtik, mutfak raflarını niye erkeğin boyunu düşünerek yapıyorsun. Ben kullanıyorum. Niye benim boyuma göre yapmıyorsun? Niye her şey erkeklere göre organize edilmiş. Bunların altında ezilmemek, bunları ortaya dökmek gerekiyor. Erkekler önce doğaya hükmetmeye çalışmış ve bu onu doyurmamış, bu kez kendilerinden fiziksel olarak daha zayıf ve güçsüz olan kadına yapmaya çalışıyor. Hala günümüzde devam ediyor. Tüm erkekleri bu kategoriye koymuyorum. Çünkü düşünebilen bu süreci tartışan erkek arkadaşlarımız var. Asıl problem bunu kabullenmek. Kadınlar bunu kabullenmiş. Bir problem varsa kabullenmişsen onu çözmen mümkün değil. Evlendi diye seyahat edememeyi kabullenmişse bir kadın, kimse bir şey yapamaz. Ben inanıyorum ki biz bu konuyu ne zaman çözersek toplumsal anlamda bir çok problemi eş zamanlı çözeceğiz. Din, dil, ırk mezhep ayrılıkları dahi sona erecektir o zaman. Sahiplenici ve kucaklayıcı bir gücümüz var bizim. İyi ki erkekler gibi hissetmiyoruz.

 

Son olarak kadınlara ne tavsiye edersin?

-Kabullenmeyin, cesur olun.

8204 defa okundu.

DİĞER HABERLER

Kötü iş çıkınca üzülen bir kuaförüm

Kötü iş çıkınca üzülen bir kuaförüm

Gebze’nin en marjinal, kendini en çok seven ve yaptığın işin bir sanat olduğunu ifaden Salon Aytaç’ın sahibi Aytaç Kalaycı, “Mesleğime sanatsal anlamda bakıyorum. Kötü iş çıkınca üzülebilen bir kuaförüm” dedi

Bu yemekler ve mekan sizi evinizde hissettirecek

Bu yemekler ve mekan sizi evinizde hissettirecek

Fethiye Caddesi Karagöz İş Hanı’nda yaklaşık bir yıldır hizmet veren Zeyno’nun Ev Yemekleri Lokantası birbirinden iddialı ve lezzetli yemekleriyle müşterilerini bekliyor

Gülüşünüz eksik kalmasın implantla tamamlansın

Gülüşünüz eksik kalmasın implantla tamamlansın

Diş implantı eksik olan dişlerin yerine işlevi yeniden kazandırmak için çene kemiğine yerleştirilen uygun malzemelerden yapılan yapay diş köküdür. İmplant uygulanarak hem eksik dişler tamamlanır hem de boşluktan dolayı oluşan estetik problemi giderilir.

Yaz günlerinde hafif lezzetler

Yaz günlerinde hafif lezzetler

Hafif börekleriyle ağızlarda unutulmaz lezzetler bırakan Göçmen Börekçisi, el yapımı alternatifleriyle ‘börek ağırdır’ inanışını ortadan kaldırıyor

Yaşam'ın tarifleri

Yaşam'ın tarifleri

Bu hafta; Tavuk etli taze fasulye salatası, patatesli mısır çorbasıve karadutlu marzipan lokmaları tarifleri sizlerle...

Haydi kadınlar motora!

Haydi kadınlar motora!

İlimizde 45 yıldır motor işleriyle uğraşan Refik Şahbazoğlu, daha faza kadın motor sürücüsü görmek istediklerini belirterek, “Herkese tavsiyem motora binmeleri” dedi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER