
AKP’de yarın il kadın kolları kongresi var.
Bildiğiniz gibi mevcut başkan Oya Tunçel yeniden aday.
Gebzeli Tunçel’in karşısına bir başka Gebzeli Sultan Öztürk’ün aday olarak çıktığını da biliyorsunuz.
Sadece biz bilsek neyse babası sayesinde tüm Türkiye öğrendi.
Çünkü Sultan Öztürk, kongreye sayılı günler kala öz babası Adnan Öztürk tarafından “uyuşturucu kullanmakla” itham edildi.
Baba Öztürk sadece bu iddiayı ortaya atmakla yetinmedi;
“Kızım AKP’ye yakışmıyor” gibisinden cümleler de etti.
Kızı “Babamdır” dedi, canı çok yansa da, gururu incinse de, morali bozulsa da saygıda kusur etmedi.
Sadece bir şey söyledi;
“Uyuşturucu kullanmadığımı raporla ispatlarım.”
İspatladı da.
Adnan Öztürk de öz kızına çamur atan, karalayan, hayatını karartan bir baba olarak tarihe geçti.
Dün “Bu nasıl bir baba” diye sormuştum.
Böyle bir babanın varlığına inanmak istemediğimi belirtmiştim.
Bugün de AKP İl Başkanı Mahmut Civelek’in yaptığı açıklamaya bakarak;
“Keşke böyle bir açıklama yapmasaydı” demek istiyorum.
Neden mi?
***********
İsterseniz önce Sayın Civelek’in ne dediğine bir bakalım:
“Sultan Öztürk’ün babası ilk kez buraya gelmiyor. Daha önce de Zeki Bey döneminde gelmiş, kızını şikayet etmiş.
Bir baba-kız arasındaki bu durum hoş değil.
Başkan adayı olmasını tasvip etmiyorum ve istemiyorum.
Onların arasındaki sorunu kimse partiye mal etmemeli. Bu bizim sorunumuz değil.
Her şeyden önemlisi bugün bir işe girerken bile aileye bakılır.
Ailesiyle uyum sağlayamamış bir kişinin böyle bir makama aday olması doğru değil.”
Keşke Sayın Civelek “İstemiyorum” demeseydi.
Tasvip etmediğini en başından beri biliyoruz ama;
Keşke bunu tüm basın mensuplarının önünde dile getirmeseydi.
Her ne olursa olsun;
Partilileri arasında açık açık ayrım yapmasıydı.
Sultan Öztürk başka bir partinin mensubu değil ki.
O da tıpkı Oya Tunçel gibi AKP’li.
Hem de AKP’nin kurucu üyelerinden.
Birini kucaklarken diğerini itelemek doğru mu?
Ama, bırakın ayrımı resmen dışlanma sözkonusu burada.
“İstemiyorum” diyerek…
Ben mi yanlış biliyorum acaba?
Bir il başkanı tüm partililerine eşit mesafede olmak;
Gönlü birinden yana kaysa da ‘tarafsızlığını’ belli etmek zorunda değil mi?
**********
Öte yandan;
Hukuksal bir sorun olmadığı taktirde;
AKP’de de herkesin her yere aday olma hakkı olduğu gibi;
Parti yöneticilerinin ‘Senin adaylığını kabul etmiyorum’ deme hakkı yok diye biliyorum ben.
‘Seni istemiyorum’ deme haklarının hiç olmadığını düşünüyorum.
Hani nasıl istifa tek taraflı bir müessese ise adaylık da öyle bence.
Eğer amacınız kongrelerin tek adaylı yapılması ise;
Şimdiye kadar olduğu gibi gerek ikna, gerek baskı, gerek tehdit yolunu kullanırdınız;
Ve ‘istemediğiniz’ adayın geri çekilmesini sağlardınız.
Her ne kadar demokratik olmasa da bu başka bir şey,
‘seni istemiyorum’ demek başka bir şey.
Sayın Civelek ikna edemediği Derince, Gebze ve Dilovası’nda nasıl ki adaylara ‘Seni istemiyorum’ diyemediyse;
Sultan Öztürk’e de dememeliydi.
“Genel merkezimizin adayı Oya Tunçel” dese yeterdi.
Evet, tıpkı Sayın Civelek’in söylediği gibi.
Bu sorun Sultan Öztürk ile babasının arasındaki bir sorundu;
Partiye mal edilmemeliydi.
Hele böyle açık açık hiç ifşa edilmemeliydi.
***********
Şimdi Sayın Civelek’e sormak istiyorum.
Burada Sultan Öztürk’ün ne suçu var?
Genel merkezin belirlediği adayın karşısına rakip olarak çıkmak dışında tabii ki.
Babası çıkıp öz kızı hakkında korkunç bir iddia ortaya atmışsa;
Bunun faturası Sultan Öztürk’e mi kesilmeli?
Bu iddianın doğru olmadığını kanıtlandığı halde cezasını Sultan Öztürk mü çekmeli?
Bakın yanlış anlamayın.
Sultan Öztürk’ü tanımam.
Hayatımda hiç görmedim, telefonla dahi konuşmadım.
Ama bu durumdan Sultan Öztürk’ün ne kadar rahatsız olduğunu az çok tahmin edebiliyorum.
Babasından dolayı yaşadığı hayal kırıklığını, çektiği üzüntüyü de..
Maalasef insanlar babalarını seçemiyor.
Tıpkı Sultan Öztürk gibi.
Bu genç kadın babasından haksız yere bir darbe yemişken;
Keşke siz de dışlamak yerine sahip çıkma yolunu seçseydiniz.
Böylesi size daha çok yakışırdı.
Tüm partinin il başkanı olduğunuzu gösterirdiniz.
Öyle değil mi?
Kocaeli Emniyet Müdürlüğü, “155 ihbar” hattına ait istatistikleri açıkladı.
Rakamları gördüğümde ufak çaplı bir şok geçirdiğimi söylemeliyim.
Özellikle ‘asılsız’ ihbarlar konusunda…
Şimdi yayınlayacağım rakamlara baktığınızda bana hak vereceğinizden adım kadar eminim.
Bakın şimdi 2009 yılında asayiş konusunda asılsız ihbar 156 iken, 2010 yılında bu sayı 337’ye, 2011 yılında ise 3 bin 486’ya yükselmiş.
Asılsız ihbarda bulunan kişi sayısı bir yılda neredeyse 3 bin kişi artmış.
Bu, korkunç bir rakam.
2009 yılında trafik konusunda asılsız ihbar sayısı sadece 14 iken, 2010 yılında 35’e yükselmiş, 2011 yılında ise bin 240’a fırlamış.
İnsan inanmakta güçlük çekiyor vallahi.
********
Emniyet yetkilileri her fırsatta 155 ihbar hattını lüzumsuz yere meşgul etmememizi ister ama;
Ben durumun bu kadar vahim olduğunu bilmiyordum.
155 ihbar hattı geçtiğimiz yıl resmen ‘asılsız ihbar’ bombardımamına tutulmuş.
Geçen yıl bu hattı tam 100 bin 106 kişi aramış, ihbarların 5 bin 118’i asılsız.
Telefonlara cevap veren kişilere “Allah kolaylık versin” diyor;
Vatandaşlarımıza da bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Yapmayın!
155’i gereksiz yere aramayın!
Bakın bir gün ihtiyacınız olduğunda bu hattın meşgul çalmasını istemezsiniz değil mi?
Unutmayın!
Bir gün yaptıklarınızdan dolayı çok ama çok pişman olabilirsiniz.
Gelin, geç olmadan bu alışkanlıktan vazgeçin.
Geçmişimde ne kadar üzüntü varsa hepsini sildim, yarınlarım artık dünsüzdür. Kaybettiğimi sandıklarıma da yol verdim, artık hepsi hükümsüzdür.