
Kar, ne zaman güzel biliyor musunuz?
Eviniz sıcacıksa, karnınız toksa, camdan seyrederken güzel.
Kar montunuz, botunuz, eldivenleriniz varsa, kartopu oynarken güzel.
Kayak merkezine gidecek imkanınız varsa, kayak yaparken güzel.
Dağda bir eviniz varsa, şömineniz yanıyorsa, kahvenizi yudumlarken güzel.
Ben sürekli ‘diğerleri’ni düşündüğüm için karı sevmiyorum.
Evet, diğerleri için kar çok daha başka anlamlar taşıyor.
Başını sokacak bir evi olmadığından sokakta kalan vatandaşlar için ‘donma’ tehlikesi geçirmek demek.
Belki de ‘donarak’ ölmek demek.
Dışarıda çalışmak zorunda olanlar için “soğuk” demek, iliklerine kadar “üşümek” demek, hastalığa davetiye çıkarmak demek.
Yola çıkmak zorunda olan sürücüler için ‘tehlike’ demek.
Yolda kalanlar için ‘eziyet’ demek.
********
Allah’tan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tehlikenin farkına vararak hemen harekete geçiyor.
Köprü altlarını, tren istasyonlarını, otogarları tek tek dolaşarak evsizleri topluyor Barınma Evi’ne getiriyor.
Evsizler burada sıcak yemek yiyor, sıcacık suyla duşunu alıyor, sıcacık yataklarda yatıyor.
Ta ki tehlike geçene kadar.
Belediyenin bu hizmeti insanın içini rahatlatıyor.
Ama benim içim yine de çok rahat değil.
Çünkü bu havalarda sokakta yaşam savaşı veren başka canlılar da var.
Kediler var, köpekler var, kuşlar var…
Onlar için hiç kimsenin hiçbir şey yapmaması beni fazlasıyla üzüyor.
Onların da bir can taşıdığını düşündükçe;
Onların da üşüdüğünü, titrediğini gördükçe;
Onların da donması tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildikçe;
Onların da yiyecek ve su bulabilmek için nasıl çırpındığına tanık oldukça;
Benim içim rahat etmiyor, edemiyor.
Onlar, biz evlerimizde sıcacık otururken, gece başımızı yumuşacık yastığımıza koyup uyurken, bu soğuklarda dışarıda yaşam savaşı veriyorlar.
Çoğumuz onları yiyecek ararken ya da soğuktan sığınacak küçücük bir köşe kollarken fark ediyoruz.
Fakat onları fark etmeyenlerimiz, yanlarından öylece yürüyüp gidenlerimiz veya onları hiç umursamadan yoluna devam edenlerimiz de mevcut, sanki görünmezlermiş gibi...
Ama onlar da tıpkı bizim gibi üşüyorlar, acıkıyorlar.
Bizden farklı yanları ise konuşamıyorlar.
Biz karnımız tok, sıcak yataklarımızda yatarken, onların aç bilaç soğuk kaldırımlarda titremeleri sizce adil mi?
Lütfen dışarıda bu kar kıyamet varken, yemek artıklarınızı çöpe atmayın!
Kapınızın önüne, bir parka, ormanlık alanlara yakınsanız uygun yerlere bırakın.
Hatta imkanınız varsa bahçe kapınızı, depo ya da garaj kapınızı açık bırakın;
Ki en azından geceleri sığınabilecekleri bir yerleri olsun!
Bunları yapmanız için hayvan sever olmanız gerekmiyor, insan olmanız yeterli.
Ben bir sokak köpeğiyim…
Kulağımda yeni nesil damga, vücudumda bit, pire, kene tonla.
Toz, duman, her türlü pislik tüylerimin arasında.
Suyla, sabunla arınırım aldırma!
Bir lokma ekmek, biraz sevgi karşılığında size sınırsız sevgi veririm fani dünyada.
Bana dokunmaya korkma!
Ben size zarar vermem boşu boşuna.
Ben de yaşamak istiyorum.
Ne olur Azrail’im olup da? yaşam hakkımı elimden alma!?
Beni de Allah yarattı unutma…
Yaşarken aldırmadığın gözlerimden ?sırat köprüsünde medet umma!
Şiir: Kübra Teke
Her yer, her şey kar altında.
Sular bile donmuş durumda.
Yiyecek bulma sıkıntısı çeken kuşlar için kapınızın önüne bir parça ekmek koyar mısınız?
Ya da yemlik hazırlayarak onlara yardımcı olur musunuz?
Suyu da unutmayın!
Bunları özellikle çocuklarınıza yaptırmanızı istesem sizden.
Lütfen merhamet edin, çocuklarınızı da merhametli yetiştirin.
Ki, yarının kalpsiz büyükleri olmasınlar!
Dün sabah evden nasıl çıktım, buz pistine dönmüş ara yolda nasıl ilerledim;
Arabanın camına hücum eden binlerce kar tanesiyle birlikte onca yolu nasıl geldim bilemedim.
Ancak gazetenin önüne yanaşınca derin bir ‘oh’ çektim.
“Bugün de kazasız belasız geldik, yarın Allah kerim” diyerek arabadan iniyordum ki;
Köşe başında duran simitçiyle göz göze geldim.
Deli gibi kar yağıyordu, sıcaklık -5 dereceydi.
Kardan adama dönüşmemek için başını tentenin altına sokmuştu ancak soğuktan korunabilmek için yapacağı bir şey yoktu.
“Günaydın” derken sesi titriyordu.
Donmamak için bulunduğu yerde sürekli hareket ediyordu.
Ellerini ovuşturuyor, bacaklarını sallıyordu.
Bunca eziyete evine bir parça ekmek götürebilmek için katlanıyordu.
Ailesinin karnını doyurabilmek, çocuklarını okutabilmek için.
Ve bu kişi kaldırımın üzerindeki bu bir metrekarelik yer için bin TL’den fazla kira ödemeye başlamıştı.
Yani onca zahmet çekerek kazandığı paranın büyük bir kısmı artık kiraya gidecekti.
Daha önce aynı yer için 50 ya da 80 TL işgaliye bedeli öderken;
Bu rakam birden bire bin TL’ye yükselmişti.
*********
Bildiğiniz gibi belediyeye gelir sağlamanın yollarını arayan İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan, son olarak gözünü simitçilere dikmişti.
Ve seyyar simit tezgahlarını ihaleyle kiraya çıkarmıştı.
Başkan Doğan’ın istediği rakamlar gerçekten astronomikti.
Kimi tezgah için bin TL, kimisi için 3 bin TL kira bedeli belirlenmişti.
İşsiz kalmak istemeyen simitçiler de seslerini çıkaramamış, ihaleye girmek zorunda kalmıştı.
Ama bu sessizlik çok uzun sürmemişti.
Simitçiler teker teker ayaklanmaya, “Bu kiraları çıkarmamız mümkün değil” demeye başlamıştı.
Kimi de ihalenin iptali için mahkemeye başvurmuştu.
Bugün gördüğüm manzaradan sonra;
Simitçilere daha çok hak verdim.
Yanlış anlamayın!
“Bu yerler simitçilere bedelsiz verilsin” demeye çalışmıyorum.
Devletin bir karış toprağının dahi birilerine peşkeş çekilmesine izin veremem, buna en başta ben karşı çıkarım.
Ama tıpkı simitçiler gibi kira bedellerinin kesinlikle düşürülmesi gerektiğine inanıyorum.
Aksi taktirde bu işi yapacak simitçi bulunamayacağını düşünüyor;
İzmit’in simitinin tadının kaçmasından korkuyorum.
*********
Neden kira bedelleri düşürülmeli biliyor musunuz?
Belediye eğer bunlara başlarını sokabilecek bir yer yapsaydı;
Ortada bir yapı olsaydı;
Bu yapının içinde elektrik, hatta su bulunsaydı;
Simitçiler kışın donma tehlikesi geçirmeden, yazın da beyinlerine güneş geçmeden iş yapabilseydi;
O zaman anlardım.
Ama ortada ne bir yapı var, ne de başka bir şey.
Kaldırımın üzerindeki bir metrekarelik alan dışında.
Yani simitçilere verilen bir hizmet yok demeye çalışıyorum.
Hizmet yoksa neyin karşılığında istiyoruz bu rakamı?
Bir metrekarelik kaldırımın bedeli bu kadar yüksek olabilir mi?
Bence olamaz.
Olmamalı da.
Olacak bir şey var yalnız.
İzmit Belediyesi’nin aldığı bu kararı yeniden gözden geçirmesi gibi.
Umarım benim gördüklerimi belediye yetkilileri de görür;
İnsafa gelir ve bu yerlerin kiralarını düşürür.