
AKP Hükümeti‘nin çoğu icraatını tasvip etmiyorum ama;
“Sağlık” alanında gerçekten devrim niteliğinde çalışmalar yaptıklarını düşünüyorum.
Eksikler yok mu? Tabii ki var.
Yanlışlar yok mu? Elbette, olmaz mı?
Tam Gün Yasası mağdurlarından biri olarak yapılanlar için “dört dörtlük” demem mümkün değil.
Ama genel olarak vatandaşımızın sağlık hizmetlerinden memnun olduğunu görüyorum.
Ancak;
Dev projeler hayata geçiren AKP Hükümeti, tabiri caizse denizi geçiyor, derede boğuluyor.
Nasıl mı?
Hastanelerdeki ’doktor‘ açığı bir türlü kapatılamıyor.
Kimi yerlerde kangren haline gelen bu sorun ne hikmetse çözümlenemiyor.
Şimdi size Kandıra Devlet Hastanesi örneğini vermek istiyorum.
Bu hastanede tam 8 aydır kardiyoloji uzmanı yok.
“Nasıl olur böyle bir şey?” diyeceksiniz, oluyor işte.
Kandıra‘yı bir düşünün.
Sadece merkezden ibaret olsa neyse...
Köylerini bir düşünün...
Buradaki insanların gidebileceği tek hastane varken;
8 aydır doktorun olmaması ne demek?
Efendim doktorun ataması yapılmış, 2 ay içinde gelecekmiş.
Hemen de başlamıyor yani tam 2 ay sonra gelecek.
Kalp hastaları ne yapıyor diye merak ediyorsanız;
İzmit‘e geliyorlar tabii ki ne yapacaklar?
Peki, acil bir durum olduğunda?
İşte o konuya hiç değinmek bile istemiyorum.
********
Durun, bununla bitmiyor.
Göğüs hastalıkları ve fizik tedavi doktoru da haftada yalnızca bir gün geliyormuş.
O gün o doktora muayene oldunuz oldunuz, yoksa bir hafta beklemek zorundasınız ya da size İzmit yolları görünüyor demektir.
Gelelim dahiliye bölümüne.
Hastaların en yoğun olduğu bölüme.
Eskiden 2 dahiliye doktoru varmış, düzenli olmarak çalıştıklarında günde 80 hastaya bakıyorlarmış.
Ancak doktorlardan biri gitmiş, kalmış bir doktor.
O da ancak günde 40 hastaya bakabiliyormuş.
Diğer 40 hasta tam da tahmin ettiğiniz gibi İzmit‘in yolunu tutuyor yani.
Şimdi yukarıda yazdıklarımdan yola çıkarak bu soruya siz cevap verin.
“Böyle bir hastane olabilir mi sizce?”
İçinde doktor olmadıktan sonra orada koskoca bir bina durmuş ne anlamı var ki...
Ve Kandıra AKP‘li bir belediye başkanı tarafından yönetiliyor.
İktidar onlarda, güç desen onlarda, yetki desen onlarda...
Yani her şey ellerinin altında.
Ancak başkan, kendi belediyesindeki iç savaştan çıkamadığı, kendi partisiyle yaşadığı sorunları aşamadığı için;
Başını kaldırıp vatandaşının çektiği eziyeti göremiyor.
İç sorunlarını aşsa belki ilçesiyle ilgilenecek ama şu an itibariyle bu da pek mümkün görünmüyor.
**********
Yukarıda yazdıklarıma bir de örnek vermek istiyorum.
Bakın, Kandıralılar ne yaşıyor:
“45 yaşındayım ve sağlık problemleri olan biriyim.
Dahiliye doktoru yetersiz olduğu için tedavi olamıyorum.
İnsanlar köylerinden kalkıp doktora geliyorlar, 40-45 kilometre yol yapıyorlar ve ’Doktor yok‘ denilerek Kocaeli Devlet Hastanesi‘ne gönderiliyorlar.
Yazık günah değil mi?
Hastanede ne şeker yüklemesi yapılıyor, ne de kolesterol ölçülüyor.
Başhekim‘e çıktım.
Bana doktor talebinde bulunduğunu ancak halen yanıt gelmediğini söyledi.
Kandıra Sağlık Gruğ Başkanlığı‘na gittim;
’Bizim yapabileceğimiz birşey yok. Yetkimiz dışında‘ dediler.
Kandıra‘nın 70 bin nüfusu var.
Bu insanlar sağlık hizmeti bile alamayacaksa bu kadar idareci ne iş yapar?
Kandıra‘da sahipsiz kaldık.
AKP‘liler kendi içinde problem yaşadığı için bizimle kimse ilgilenmiyor.
Birbirlerini yemekten ilçenin en temel sorununu göremiyorlar.
Eskiden böyle mi olurdu?
Siyasi parti yöneticileri işi gücü bırakıp halkın sorunlarını çözmek için çabalardı.
Şimdi bir koltuk sevdasıdır gidiyor.
AKP ilçe yönetimi görevini yapsa bu sorun çözülür, bu kadar insan doktorsuz kalmaz.
Dünyanın yolunu kat edip köylerden gelen insanlar bir de 45 kilometre uzaktaki Kocaeli Devlet Hastanesi‘ne gönderilmez.
Biz sadece yerinde, düzgün sağlık hizmeti istiyoruz.
Bu çağda bu talep komik oluyor ama fazlasında gözümüz yok.
Birileri bizim sorunumuza el atsın.
Artık yeter.”
Sürücülere sormak istiyorum.
Yaya geçitlerinin ne anlama geldiğini gerçekten biliyorlar mı acaba?
Ben inanıyorum ki yarısından fazlası yerlere çizilen çizgilerden ibaret sanıyor.
O çizgilerin neden ve niçin çizildiğini hiç düşünmüyor;
O çizgileri gördüklerinde ne yapmaları gerektiğini ya bilmiyor ya da bilmezden geliyor.
Hal böyle olunca da yaya geçitleri “güvenli” olmaktan çıkıyor.
O kadar çok örneğini yaşadım ki…
Şehir içinde dolaşırken güvenli olsun diye birkaç yüz metre yürümeyi göze alıp yaya geçidi buluyorum;
Ve önünde beklemeye başlıyorum.
Üç dakika, beş dakika…
Kimsenin umurunda değil.
Yaya geçidine bir adım atıyorum, bakıyorum yine kimsenin umurunda değil.
Olanca hızlarıyla geçip gidiyorlar.
Bir adım daha…
Geçerken neredeyse sürtecekler.
Ya bir durun Allah aşkına…
******
Yaya geçidinin ortasına kadar geliyorsunuz; Görüyorsunuz ki sürücü frene dokunma ihtiyacı bile hissetmiyor;
Mecburen kendinizi apar topar karşıya atıyorsunuz.
Bir karmaşa, bir keşmekeş durumu…
Trafiğin sıkışık olduğu zamanlarda bile bir Allah‘ın kulu yaya geçidinden önce durup yol vermeyi düşünmüyor.
Önündeki araçların milim milim ilerlediğini görüyor;
Buna rağmen yaya geçidinin ortasına kadar geliyor.
“Pes” diyorum.
Ve diyorum ki acaba bunun nedeni İzmit Belediyesi‘nin yaya geçitlerini ’kırmızıya‘ boyaması mı?
Kırmızıyı gören sürücülerin ’boğa‘ gibi hareket etmesi bundan mı?
Vallahi ben çözemedim.
Ne diyorsunuz?
Yaya geçitlerini bir başka renge mi boyatsak acaba?
Bir işe yarar mı acaba?
Ojesi kurumadan kafası kaşınan bir kızın dramını film yapıp çeksem, Çağan Irmak‘ı bile ağlatırım…