Bütün anne adayları aynı şekilde mi hisseder bilmem ama karnımdayken sadece benim olan bebeğimin,
Doğduktan sonra bütün ailenin olacağını düşünür, onu herkesten kıskanırdım.
4,5 aylık hamileyken yaşadığımız Marmara depreminde ölmek istemeyişimin tek sebebi, bebeğimi henüz görememiş olmamdı.
Dokuz ay boyunca elimi karnımın üzerinden çekmeden yaşadım
Ve insanların ‘Deli midir, nedir...` bakışlarına aldırmadan; minübüs, çarşı, iş yeri demeden her yerde onunla konuştum...
Ben kızımı, mümkün olsa değil dokuz, ondokuz ay hiç şikayet etmeden taşırdım.
***
Doğduktan sonra da durum değişmedi,
Hastane odasında ilk tanıştığımız an, minicik elini avucumun içine koyup da,
Benim elimin, on kat küçültülmüş birebir kopyası olan ellerini,
Bezelye tanelerine benzeyen ayak parmaklarını,
Martı şeklinde incecik dudaklarını görünce anladım ki;
İster karnımda olsun ister kucağımda; ister 2 günlük ister 30 yaşında, ister yanımda isterse uzağımda...
Artık ondan daha kıymetli hiçbir şeyim olmayacak...
***
Geçtiğimiz haftalarda gazetemizde, bir günlük bebeklerini sokağa atan, iki ayrı annenin haberi yayınlandı.
Hepimiz aynı şeyi düşündük: Böyle vicdansızlık olur mu? Nasıl kıymış?
Haberi okurken, bir an kendimi o annenin yerine koydum...
Belli ki yaşı küçük... Bir hata yapmış.
Ya da belki tecavüze uğradı kimbilir...
Hamile olduğunu anladığı an hissettiği korkuyu hayal etmeye çalıştım... Ve içine düştüğü çaresizliği.
Bebek bekleyen tüm anneler, göğüslerini gere gere gezerken, o aylarca karnını saklamak için neler yaptı acaba?
Kaç kere birisi anlayacak diye ecel terleri döktü?
Bir umut, bebeğin babasına ne kadar yalvardı kimbilir...
Bütün anne adayları bebeklerinin bir tekmesini hissedebilmek için beklerken, o kaç gece uyuyamadı başına gelecekleri düşünerek...
Herkes kutlamalar eşliğinde bebeğini kucağına alırken, hangi kuytuda, yapayalnız, korkular içinde doğum yaptı...
Bütün anneler yavrularının geleceğiyle ilgili hayal kurarken,
O belki hayattaki tek suç ortağı olan, bu minicik şeyden nasıl kurtulacağını düşündü?
Bebeğinin yüzünü gördü de, ondan nefret mi etti,
Yoksa birden kanı ısındı da, ağlayarak mı bıraktı karanlıklara?
Süt kokan boynundan son kez öptü mü?
***
Birden, bir anne olarak olayın en acı boyutunun ne olduğunu kavrayıverdim...
Anne olduğu gün, evladından ayrılan bu kızın sığınacağı,
“Hata yaptım, yardım et” diyeceği,
Kucağında ağlayıp, birlikte üzüleceği,
Her şartta yanında olduğunu bileceği,
Kendisine yol gösterecek tek kişi nerede?
İki kişinin yaptığı hatanın bedelini, tek başına ödemek zorunda kalan bu kadının ANNESİ yok mu?
***
Varsa neden kızının yanında değil?
Ya da neden bir insanın evladı, hayatının en çaresiz dönemini annesinden gizli yaşamak zorunda kalacak kadar ondan korkar?
Elbette hepimiz yavrularımızın, mutlu yuvalarında normal şartlar altında çocuk sahibi olmasını istiyoruz.
Ama eğer bir hata yapılmışsa;
Gencecik bir kızı, böyle bir durumda, anne sağduyusu ve yardımından mahrum bırakmak,
Bir değil, iki kere cinayet değil mi?
***
Bizim toplumumuzda, bu tür hataların ne kadar sert karşılandığı biliyor, hatta anlayabiliyorum.
Ama madem dünyaya getirdik, onlar her şart altında bizim evlatlarımız.
Bu kadar büyük bir hata yaptıklarında bile.
Bana göre iyi anne-baba olmak, kusursuz çocuk yetiştirmek değil, evladının ihtiyacı olduğunda yanında olabilmektir.
Bu zavallı kadın, bebek beklediğini ailesine söyleyebilecek güveni ilk gün bulabilseydi,
O aile, ona her zaman yanında olacağını hissettirebilseydi herşey farklı olabilirdi.
***
Lütfen çocuklarımıza herşeyleriyle sahip çıkalım.
Sadece iyi zamanlarında, başarılarında değil,
Uyarılarımıza kulak asmadıkları, söz dinlemedikleri büyük yanlışlar yaptıkları zamanlarda da onların anne-babası olduğumuzu unutmayalım.