Cennet Hanım`ın hikayesi, ülkemizde yaşayan binlerce kadının hikayesiyle kesişiyor aslında... Aradaki fark, onun hikayesinin mutlu sona ulaşması belki de. Küçük yaşta öksüz ve yetim kalıp, üvey anne ile bir arada yaşamanın zorlukları karşısında, bazen tek çare sığınılacak liman olarak bir eş bulup evlenmek olur. Hikayeyi bildik yapan da, bu unsurlardır. Ama 18 yıl sonra bile içinizdeki o ruh sizi rahat bırakmayıp, olmanız gereken yere alıp götürebiliyor.
***
Cennet Hanım görünürde yıllarını bu işe vermiş, eğitimler almış bir iş kadını gibi duruyor. Kim der ki, daha sekiz yıldır iş dünyasında… Onu hayranlıkla dinledim. ‘Bundan sonra beni çocuklarımdan başka hiçbir şey üzemez` diyebilecek kadar kendine güveniyor, adımlarını sağlam basıyor. Çarşı Yapı içinde oldukça şık ve estetik döşenmiş ofisinde, ekibiyle uyum içerisinde hızla ilerleme kaydediyor. Öyle ki, Türkiye`de örneği olmamış ve adına KONUT AVM dediği projesiyle rakiplerine fark atacağa benziyor. Bu kadını izlemeye devam edin. Kocaeli`nin Yükselen Değeri olma yolundaki önemli adımlarından sonra, en başarılı iş kadını, en başarılı reklam ajansı gibi ünvanlara doğru koşar adım yol alıyor. Cennet Hanım`ın hayat hikayesini ilgiyle okuyacağınızı umuyorum. Huzurlu kalın!
Cennet Hanım, sizi tanıyabilir miyiz?
İnsanın kendini anlatması zordur diye düşünürüm; bakalım becerebilecek miyim? 1968 yılında Uşak`ın Sivaslı kazasında doğdum. Üç yaşında annemi kaybetmişim, onu hiç hatırlamıyorum. 17 yaşındayken de babamı kaybettim. Tam o sırada üniversite sınavlarına hazırlanıyordum; sınavlara katılamadım.
Eğitim hayatınızı da noktaladınız mı?
Liseden sonra babamın vefatıyla beraber eğitim yaşamım bitti ama okul dönemim hep sporla geçti. Ortaokuldan başlayıp, lise son sınıfa kadar lisanslı hentbolcuydum. Atletizm ve jimnastik yaptım, masa tenisi okul birincisiydim, bütün hayalim spor akademisine gitmekti. Fakat babamın vefatı nedeniyle bu hayallerimi gerçekleştiremedim.
Babanızın vefatından sonra ne yaptınız, peki?
Henüz 17 yaşındaydım. Üvey annemiz vardı. Babamın sağlığında da kendisiyle çok iyi anlaşamıyorduk. Bir arada yaşamak istemediğim için Edirne`de evli olan ablamın yanına gittim. İki yılım Edirne`de geçti.
İZMİT`E GELİN GELDİM
İzmit`e yolunuz nasıl düştü?
İzmit`e gezmeye geldim ve İzmit`te görücü usulü dediğimiz yöntemle mantık evliliği yaptım. İşin Türkçesi, buraya gelin geldim. 18 yıl evli kaldım. Bu evlilikten iki yetişkin oğlum var. Biri 1988, diğeri 1992 doğumlu.
18 yıl sonunda eşinizden ayrıldınız mı?
Evet, 18 yıl süren bir evlilikti. Şimdi çocuklarımla birlikte yaşıyorum. Büyük oğlum yurt dışında turizm ve otelcilik okuyor, küçük oğlum yanımda. O da üniversiteye hazırlanıyor.
Ben doğru mu anlıyorum? 18 yıllık evlilikten sonra mı iş hayatına atılıp kendi işinizi kurdunuz?
Aynen öyle. 2000 ila 2002 yılları arasında iş hayatım başladı. İş yaşamına başlamam biraz tesadüflerle oldu. Evliliğim bittikten sonra kötü bir dönem geçirdim. İzmit`te benim ailemden hiç kimse yok ama çok güzel dostlar edinmişim ki, burayı terk edemedim. Çocuklarımı da babalarından uzaklaştırmak istemedim. İyi günler yaşamıyordum ve ‘Benim bir şeyler yapmam lazım` dedim. Lise mezunuyum, yabancı dilim yoktu. Ne yapabilirim diye düşündüm.
İŞ HAYATIM TESADÜFLERLE DOLU
Zor olan lise mezunu olmak değil, gelin geldiğiniz bir şehirde iki çocukla tek başınıza ayakta kalmak olabilir mi, sizce?
Zor olan buydu belki. Bir de evlendiğimde, 18 yaşında evin ilk ve tek geliniydim. Ben ilk çocuğum yürüdüğünde dışarıya çıkmaya başladım. İzmit`i hiç bilmiyorum. Sosyal yanım hiç yoktu. Onu da geçin, ne bankaya gidip para yatırdım, ne postaneden mektup attım, ne de çarşıya çıkıp alışveriş yaptım. Büyük oğlum bir buçuk yaşında astıma yakalandı. Beş yılımı ona adadım. Sonra ikinci oğlum oldu. Derken, kendimi sosyal hayattan iyice soyutladım.
Çalışmak zorunda olduğunuzu düşünerek mi iş arayışlarına girdiniz?
Ben evliliğimi bitirirken eşimden sadece çocuklarımın velayetini istedim, başka da hiçbir şey istemedim. Onların geleceğini kurmam gerekiyordu. Çünkü yaşam standartları çok iyiydi. Özel okuldan devlet okuluna aldım ikisini de. Buradan sonra hayatla bir savaşa girmem gerekiyordu ve girdim.
İş hayatına atılışım tesadüflerle dolu dediniz. Neydi bu tesadüfler?
Reklam işi hiç aklımda yoktu. Psikolojik olarak zor dönemden geçiyordum. O zamanlar tedavi amaçlı bitkisel ürünler vardı. Bir arkadaşım, bu ürünü kullanmak gerektiğini söyledi. Ben de, ‘Ben öyle bir şeye inanmıyorum. Mucize diye bir şey yok. Olsaydı herkes bu ürünü kullanır ve hayata geri dönerdi` dedim. 15 gün o ürün karşımda durdu. Biraz o bana baktı, biraz da ben ona. Sonra kullanmaya başladım ve gerçekten psikolojik midir bilemiyorum ama kendime geldim. ‘Artık bir şey yapmam lazım` dedim.
İSTANBUL`A GİDECEKKEN VAZGEÇTİM
Sonra ne yaptınız?
Kullandığım ürünün pazarlamasına başlamak istedim ama hiçbir şey bilmiyordum. Dediler ki, ‘Bu ürün için ofis açamazsın, network satış sistemiyle yapman gerek.` Yani üye oluyorsun, sonra üyeler yapıp ağ kuruyorsun. Ama bunu bu şekilde yapmam imkansızdı, çünkü öyle bir alt yapım yoktu.
Alt yapım yoktu derken, yeterli çevrem yoktu manasında mı demek istediniz?
Çevrem vardı tabii ama maalesef gördüm ki, belli bir standarttan aşağıya indiğiniz zaman etrafınızda o çevre de kalmıyor. Ya da kalan çevreye öyle bir işi lanse edemiyorsunuz. İster istemez bir adresinizin olması gerekiyor. Bunu düşünerek Soydan İş Merkezi`nde bir ofis açtım.
Ofis açınca daha bir farklı oldu mu işleriniz?
Farklı olmadı çünkü ticaretten gelen biri olmadığım için neyin nasıl olacağından haberdar değildim. Ürünleri veriyordum ama ücretini geri alamıyordum. Baktım olmayacak, büyük ablamın yanına İstanbul`a gitmeye karar verdim. Orada iş buldum, ev tuttum, tam gidecekken bu sefer de çocuklarımı kaybederim diye korktum. İstanbul büyük bir şehir, ona göre mücadelesi olacaktı. Bu mücadeleyle boğuşurken çocuklarımı ihmal eder de kaybederim düşüncesine kapıldım ve gitmekten vazgeçtim. Sonra bir arkadaşım bana ‘Neden reklam işi yapmıyorsun?` dedi. Nasıl olur? O işi bilmiyorum. Benim tek artı yanım, insan ilişkilerimin çok güçlü olması. Diyaloglarım iyi başlar, iyi sonuçlanır. Dostluklarım sağlamdır.
BÜYÜK AJANSLARDA ÇAY TAŞIMAYA RAZIYDIM
Bu saydıklarınız da ticarette önemli meziyetlerdir…
Evet, bir bunlar vardı elimde. ‘Öğretirseniz yaparım` dedim, o da bana bu konuda bilgiler aktardı. Kendimi biraz donattıktan sonra, tanıdığım bir Beko bayisini aradım. Ona reklam işi yapmak istediğimi söyledim ve ekledim. ‘Ama bu işi bilmiyorum, bana öğreteceksiniz.` O da bana, ‘O kadar kolay değil, bu konuda kendini geliştir. Yapılacak bir şey varsa, mutlaka senden destek alırız` diye cevap verdi. Olmaz diye bir şey yok. Birileri bunu yapıyorsa, ben de yapacağım dedim.
Reklam işi kafanıza yattı değil mi?
Yapabileceğimi düşündüm. Bununla ilgili her türlü donanımı almaya hazırdım. Yeter ki o işleyişi göreyim diye İstanbul`daki büyük ajanslarda çay bile taşımaya razıydım. Ama çocuklarım çok küçük olduğundan dolayı yapamadım. Hem de o günlerde sıcak paraya ihtiyacım vardı. Sağ olsun, Google yardımıma koştu. Tabii önce bilgisayar kullanmayı öğrendim, bilmiyordum çünkü. Reklam sitelerine girdim, neler yapılmış, matbaalarla nasıl çalışılmış, bütün buların araştırmasını yaptım.
İlk işinizi nasıl aldınız?
Beko`nun bölge müdürü olan aile dostumuzun yardımıyla, markanın genel merkezinden, Gebze`den Yalova`ya kadar 39 örnek bayinin giydirilmesi, anneler günü organizasyonunun planlanması, Qutlet Center`da küçük ev aletleri standının kurulması, yılın annesinin seçilmesi ile ilgili işlerin tamamını ben yaptım. Nasıl yaptım, ben de bilmiyorum.
BU İŞİ YAPTIĞIMI KİMSEYE SÖYLEMEDİM
Bu iş için çekirdek bir kadro oluşturdunuz değil mi?
Bana yardımcı olan bir arkadaşım vardı yanımda, bir de grafiker aldım. Evimin masasını ofis masası, oturma odasının koltuklarını misafir karşılama koltuğu yaptım. İş hayatım böyle başladı. Heyecanlandım tabiî ki. Bütün borçlarımı ödedim, çocukların isteklerini yerine getirdim. Dedim ki, ‘Ben bu işi yapacağım`. 3-4 yıl bu işi yaptığımı çevremden hiç kimseye anlatmadım. Hep tanımadığım kişilerle çalıştım.
İşi kavradınız ve sevdiniz demek ki?
Yaptığım işi çok sevdim. İnsanın bir şeyleri başarıp ortaya koyması, ondan memnuniyet duyulup teşekkür alması kadar keyifli bir şey yok. Tabii hala öğreniyorum. Öğrenecek de çok şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü teknolojiyle birlikte sürekli yenilenme oluyor. Ama bir zemin oluştu. O zemin oturunca yeni gelişmeleri takip etmek ve uygulamak eskiye göre çok daha kolay oluyor.
Kendinize güveniniz oluştu haliyle… Peki, sonra neler gelişti?
İşler belli yere gelince, başka bir ofise geçtik. Orada ekibi biraz daha güçlendirdim. Bir iken, iki grafikerim, üniversite öğrencilerinden oluşan bir saha ekibimiz oldu. Başlangıçtan dört yıl sonra Mimarlar Odası`nın dergisini çıkarmaya başladım. Bu dergi benim sektör değiştirmeme sebep oldu. Farklı firmalarla yol alırken, birden bire inşaat sektörünün içine girdim. Altı yayından sonra dergi işinin çok meşakkatli yanlarını görerek, o işi sonlandırdık. Fakat bu sayede inşaat firmalarıyla diyalog haline geçmiş oldum.
NİŞANTAŞI MACERAMIZ OLDU
nşaat firmalarına ne gibi hizmetler sundunuz?
Firmaların proje bazındaki işlerini yapmaya başladım. Tamamen projenin autocad halinden alınması, üç boyutlularının çalışılması, maketlerinin hazırlanması, katalog hazırlanması ve sahaya çıkmak için gazete ilanları, stand kurulumları derken böyle altı ay, bir yıllık periyodlar halinde ard arda inşaat firmalarının reklam tanıtımlarını yapmaya başladım.
Hangi inşaat firmalarıyla çalıştınız?
İlk yaptığım iş, İstanbul firması olan Arke İnşaat`ın Değirmendere`de yaptığı evlerdi. Sonra Kullar Karşıyaka sitesinde Kolaylı İnşaat`ın yaptığı evler, Kavanium, Myra Evleri, Arslanlı, Ekşiler`in yaptığı evlerden bazıları ve aklıma gelmeyen birçok inşaat firmasının katalog ve reklam çalışmalarını yaptık. Bu tarz işler aynen devam ediyor.
Şu anda Çarşı Yapı`da faaliyet gösteriyorsunuz. Çok şık döşenmiş bir yeriniz var. Hızla gelişmeye devam ettiğiniz rahatlıkla görülebiliyor…
Çarşıda yüz metrekare ofisteydik ve bize yetmemeye başladı. Ekip çoğaldıkça alan yetersiz kaldı. Kendi yerimiz olsun istedik. Burada hem grafik hem web tasarımcılarımız, dijital baskı merkezimiz, organizasyon işlerini planlama, hepsi bir arada yürüyor. Açıkçası şu anda tam ajans hizmeti veriyorum. Yani bir firmanın kataloğunu, kurumsalını yapmaktan ziyade başlı başına komplike bir çalışma yapıyoruz. Bu arada bir de, İstanbul Nişantaşı`nda bir yer açtık. Öyle bir maceramız da oldu.
ŞIK OFİS DEZAVANTAJ OLABİLİYOR
Macera olarak kaldı mı yani?
Kalmayacaktı ama kaldı. Orada daha farklı bir konsept yaratmak istemiştim. Buradaki firmalarda, İstanbul`da bir ajansla çalışıyor olmanın daha az bütçeli, daha kapsamlı bir iş olacağı algısı var. Bunu bir türlü anlatamadık. Biz burada aynı işi daha cüzi bütçelerle yapıyoruz. Fakat ille de İstanbul. Çok büyük ajanslarla yarışmamız zaten söz konusu değil ama İzmit`teki büyük fabrikaların ihtiyaç duyacağı potansiyelde bir ajans firması yok. Yani bizim gibi firmaların verdiği hizmetler aslında yeterli olacak. Ama İstanbul ajansları bu işi yapabilir gibi bir algı var. Madem öyle, ben de İstanbul`da bir ajans açayım dedim. Orada daha farklı alanda çalışan bir arkadaşımızla beraber çalışmaya başladık fakat frekanslarımız tutmayınca yollarımızı ayırdık.
Az önce de dediğim gibi, çok sade ama çok zarif bir ofis hazırlamışsınız. Kadın eli, kadın zevki olduğu hemen anlaşılıyor…
İzmit`te bu tarz bir ofis avantaj olduğu kadar dezavantaj da olabiliyor. Zannediyorlar ki, bu konseptte olan bir ajans pahalı işler yapıyordur. Öyle olmadığı sonradan anlaşılıyor fakat önemli olan işi alabilmek zaten. Bu durum kurumsal firmalar geldiğinde iyi avantaj sağlıyor ama yerel, bütçe sıkıntısı yaşayan ve bir şeyler yapması gereken firmalarda ürkütücü olabiliyor. O yüzden dengeyi kurmaya çalışıyoruz.
AMAÇ ÖNCE FİRMALARA KAZANDIRMAK
Firmalar ayakta kalabilmeli ki, sizinle iş yapma ihtiyacı duysunlar, değil mi? Kolay bir iş yapmıyorsunuz aslında…
Biz de bunu düşünerek önce onlara kazandırmayı planladık. Onlar kazanacak ki, sonra bize kazandırsın. Hiçbir zaman ön ödeme alarak iş yapmamaya çalışıyoruz. Önce onları mutlu edelim, onların işleri yoluna girsin mantığıyla yola çıktık. Bu bizi yormuyor mu? Tabii ki yoruyor fakat İzmit`te başka türlü çalışma şansı yok. Grafik tasarımın bir emek olduğunun farkında olan insan sayısı çok az. Ama bizim para kazandığımız nokta orası. Kaldı ki, dışarıdan baskı işi almıyoruz.
Cennet hanım, yaptığınız işte iddialı mısınız?
Ben bu konuda tevazu gösteremeyeceğim Aysun Hanım. Bu işin eğitimini almadım. Eğitim almış, dirsek çürüten ve emek veren insanlara saygım sonsuz. Hiçbir zaman onların önüne geçecek ne bir röportaj verdim, ne bir yerde konuştum. Egoları olmayan biriyim ama kafama koyduğumu yaparım. Her şeyden önce bu işi çok seviyorum. Araştırmayı seviyorum. Mesela kimi inşaat firmalarının şantiyelerini dolaşmış biriyim. Birçok insan beni mimar zannediyor.
Başka hedefleriniz var mı?
Bir projem var hayata geçirmeye başladığım. ‘Konut AVM` adında. Buradaki inşaat firmalarına ve aynı zamanda halka da hizmet veren bir yer olacak. 700 metrekarelik alan üzerine kurulmuş, kırk civarında stant oluşturduk. Butik bir fuar gibi ama on iki ay boyunca açık olacak. Sadece projelere yönelik bir çalışma olacak.
KONUT AVM TÜRKİYE`DE İLK
Yani inşaat firmalarının yeni konut projelerinin tanıtıldığı, pazarlandığı bir AVM olacak, doğru mu anladım?
Evet firmalar gelip projelerini tanıtacak, her firmanın sorumlusu olacak, gerekirse müşteriyi araçla projenin yapıldığı yere götürecek. Burada amaç, ev almak isteyen insanların her pazar şantiye şantiye gezmesinden ziyade, İzmit`te yapılan tüm konutları aynı anda görme, inceleme, bilgilenme şansı bulması. Qutlet Center`in girişinde olacak yerimiz. Türkiye`de Konut AVM diye bir proje henüz yok. İlk kez biz yapıyoruz.
Projenin fikri size mi ait? Beklediğiniz ilgiyi görüyor musunuz?
Bana ait değil ama neden ben bulmadım diye çok hayıflandım. Proje şu an faaliyete geçti fakat firmalar nedense bunu bir konut fuarı gibi düşünüyor. Oralarda çok hüsrana uğradıkları için ve ne olduğunu bilmediklerinden dolayı yeterince ilgilenmiyorlar. Bir buçuk ay oldu açılalı ve ev almak isteyen 500 insan gelmiş ziyaretimize. Biz bu insanlar şimdilik gelmesin istiyoruz çünkü kendilerine yeterli proje sunamıyoruz. Güzel bir şey olacak, ben inanıyorum. Ya olacak ya olacak.
Günün birinde idealist bir iş kadını olacağınızı hayal eder miydiniz?
Hiç hayalimde böyle bir iş olmadı. Hep spordu hayalim. Sporcu olacağıma anne oldum. Fakat iş hayatına başladıktan sonra, isteyince yapılamayacak hiçbir şey olmadığını gördüm. ‘Ya olacak, ya olacak` cümlesini çok seviyorum. Bazı teknik konularda ‘Bu olmuyor` dendiğinde, ‘Nasıl olmuyor? Bunun bana nasıl olmadığını anlatın! Mutlaka bir yolu vardır` derim.
GÜÇLÜ OLMAK GEREKİYOR
İş yaşamına sonradan girmiş ve de genç bir bayan olarak zorluklarla karşılaştınız mı?
İzmit gibi bir yerde bir kadının tek başına mücadele etmesi gerçekten çok zor. İlk yıllarda çok zorlandım. 1986 yılında İzmit`e geldim. Burada beni fazla tanıyan yoktu. Çünkü dışarıda olan bir insan değildim. Hafta sonra çocukları alıp İstanbul`a ablama giderdim, hayatım öyle geçerdi. Sonuçta 18 yıllık bir dönem var. O dönem içinde kimliğiniz belli. Sizin asla reklamcı olmadığınızı herkes biliyor. Bu kararı tek başıma verdim ve başardım. Kimsenin kapısına giderek ‘Benim işe ihtiyacım var` demedim.
Bizim toplumumuzda zordur kadın olmak, vesselam…
Bir kere zorlukları aşabilmeniz için güçlü olmanız gerekiyor. Sürekli kendinizi güçlü gösterdiğinizde bu kez iç dünyanızda yıkıntılar başlıyor. Çocuklarınız var, onlara bir şey hissettirmemeniz lazım. Çok zor ama olmadı mı, oluyor, olacak da. Zaten ben şu kavrama çok karşıyım: ‘Kadın olmak`. İnsan olmak varken, neden kadın olmak kavramı olsun? İnsanız sonuçta, başka bir boyutu yok bunun.
Cennet Hanım, keşkeleriniz çok oldu mu bu hayatta?
Ben çok fazla pişmanlıklar ve keşkeler yaşamam. Çünkü yaşadığım her olay bana bir ders vermiştir. Bir olayın içinde olduğum zamanlarda mutlaka isyanlarım vardır ama toparlandığımda hep ‘iyi ki bunları yaşamışım. İyi ki kötü günler geçmiş. Eğer onlar olmasaydı, ben belki de hala çocuklarını büyütmüş, günlere katılan kadın olacaktım` derim. Bundan sonra çocuklarımın yaşayacağı kötü bir durumdan başka hiçbir şey beni üzemez.
İTİRAF EDİYORUM, ASOSYALİM
Spor yapıyor musunuz, yoksa iyice koptunuz mu?
Hiç zamanım yok. Aslında zaman alan bir şey de değil. İnsan yataktan kalkınca da spor yapabilir. Ama ruhen spor yapmayı canım istemiyor. Ben hem anneyim, hem babayım. İki evladım varken, çalışanlarımla birlikte 15 evladım daha oldu. Onların sorumlulukları da üzerimde.
Kendinize vakit ayırıyor musunuz, Cennet Hanım?
İtiraf ediyorum, gerçekten asosyal biri oldum. Yahya Kaptan`da oturuyorum, ev ve işim arasında bir daire çiziyorum. Ama artık kendime vakit ayırmak istiyorum. Bugüne kadar kendi mücadelemden dolayı sosyal sorumluluk projelerinin içinde olamadım. Yapı olarak çok merhametliyim. Oğluma okulda ‘Annenizin en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz yönü nedir? Diye sormuşlar, o da ‘Hiç sevmediğim yanı merhametli oluşu, en sevdiğim yanı çok merhametli oluşu` demiş. Hayır demeyi zor becerebilen bir insanım.
Cennet Hanım, güzel bir söyleşi oldu. Sizi Yükselen Değerler`e konuk etmekten ve tanışmaktan mutluluk duydum. Yükselen Değerler ailesine hoş geldiniz…
Böylesi güzel bir aileye beni dahil ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Henüz yükseldiğimizi düşünmüyorum. İzmit`e geldiğimde fanusta yaşayan kadındım. Dolayısıyla önümde kat etmem gereken yol olduğunu biliyorum. Bundan sonra daha geniş kitleye faydalı olacak bir Yükselen Değer olmayı diliyorum.