Yükselen Değerler`in iki yıllık yolculuğunda, daha evvel hiç konu etmediğim bir sektörü bu hafta sayfamıza dahil ettik… Eczaneler. Onların yaşantımızdaki yeri çok önemli, bunun farkındayız. Uzun zamandır bir takım sıkıntılar çektikleri de hepimizce malum. Ben bu konuda eczacılardan cılız sesler çıktığı kanaatini taşırdım fakat sorunun özünü derinlemesine bilmiyordum; ta ki İpek Hanım`la konuşana kadar.
***
Birçoğumuz için eczacılık bütün zamanların en prestijli mesleklerinden biridir. Hani ‘Açlıktan ölse, millet tokluktan öldü sanır` diye bir söz vardır ya, işte bu söz eczacılar için çok uygun. Dedim ya, eczaneler hep zirvede görülen ticarethaneler olduğu için, onların sıkıntısı pek de dikkate alınmaz. İpek Demirer bu işin mekteplisi olarak, kaygılarını uzun uzun paylaştı bizimle. Onu dinledikçe, bir eczacıyı sayfamda konuk etmenin ne kadar doğru bir fikir olduğunu daha iyi anladım. Her şeye rağmen İpek Hanım, yükselmeye devam eden bir değer olduğunu, yaptığı sosyal işlerle kanıtlıyor. Sıcacık, samimi sohbetinden keyif aldığım bu girişimcimize başarılarının devamını diliyorum.
İpek Hanım, çok heyecanlı görünüyorsunuz… Sadece hayata dair sohbet etmeye geldim?
Bu benim ilk röportajım olacak, nasıl heyecanlanmam? Kendimi tanıtarak başlayayım söze. Anlatmaya değer, o kadar hareketli bir hayatım olduğunu söyleyemem ama herkesin olduğu gibi benim de yaşadığım inişli çıkışlı anlar oldu. 1969 İstanbul doğumluyum, İTÜ Eczacılık Fakültesi mezunuyum. Annem ve babam Hereke`de öğretmenlik yaptılar. Babam Sümerbank`tan emekli. O da öğretmenlik yaptı ama Sümerbank camiasındandı.
Eczacılığa ne zaman başladınız?
1999 depreminden altı ay önce, İzmit`in Yenişehir Mahallesi`nde eşimle birlikte ilk eczanemizi açtık. Deprem olduğunda daha çok yeniydik ve eşimin de işle ilgili kayıpları oldu. Kızım henüz beş yaşındaydı. Öylece kalakaldık ve bir gecede karar verdik, İzmir`e gittik.
İzmir`de akrabalarınız mı vardı?
Amcam İzmir`de oturuyor. Yeğenim ve eşi İzmir`de doktorluk yapıyorlar.
İZMİT`E DÖNMEMİZ GEREKTİ
Buradaki eczaneniz yıkıldı mı, peki? Neden apar topar İzmir`e gitme kararı aldınız?
Eczanem çökmedi ama sadece dört duvar kaldı. Eşim bir ilaç firmasının Gebze`den Adapazarı`na kadar bayiliğini almıştı. Eczaneler, hastaneler, klinikler… Durmadan geziyordu. Tabii, deprem nedeniyle birçok müşterisini kaybetti. Bu böyle ne kadar sürecek belli değildi. Ertesi gün biletimizi aldık ve İzmir`e gittik.
Sonra ne yaptınız, peki?
Orada akrabalarımızın yardımıyla ev tuttuk, düzenimizi kurduk. Ardından 2000 yılının ilk ayında eczanemizi açtık. İzmir`de tam 7 yıl yaşadık. Yedi yılın sonunda da İzmit`e dönmemiz icap etti.
İpek Hanım, bu kadar yaşadıktan sonra İzmir`den vazgeçilir mi?
Ailevi sebeplerden dolayı öyle icap etti diyelim. Kızımın da tam liseye başlama dönemiydi. Ya o anda dönecektik ya da bekleyecektik. Eşim ailesinin tek erkek evladı ve buraya dönmesi gerekiyordu. O burada, ben orada olmazdı. İzmir`deyken bir de oğlumuz olmuştu. İki çocukla tek başıma yapamazdım. Yani kısacası gelmek gerekiyordu, geldik.
HAYAT ÇOK İLGİNÇ
İyi de olmuş, bakın ne güzel sizi tanıma şansı bulduk…
Evet, iyi olmuş diyorum. Hayat o kadar ilginç ki, annem ve babam 1962 yılından bu yana Hereke`deler ve hiç buradan ayrılmamışlar. Hep Hereke`de yaşayan bir ailenin çocuğu olarak, annenin babanın dizinin dibinde bir çocuk olarak ben nasıl İzmir`e gittim, nasıl o kararı verdim, hiç bilemiyorum. Demek ki insanı yönlendiren şeyler hayatın şartları oluyormuş.
Anne ve babanız hala Hereke`deler mi?
Üniversite ikinci sınıfa giderken annem hastalandı. Son sınıfta pratiklerimi bitirerek okulu dondurdum, biraz beklemeye aldım. Beş yılın sonunda annemi kaybettik. Babam hala Hereke`de oturur.
Ne zaman evlendiniz, peki? Eşinizle tanışma şeklinizi de öğrenelim bu arada…
Annemin vefatından bir yıl sonra evlendim. Eşimin ailesiyle benim teyzelerim, anneannem İzmit`te komşuymuş. Eşimi daha önce hiç görmemiştim. Hem ailelerin tanışıklığından hem de arkadaş ortamından karma bir şekilde tanıştık. Bir yıl sonunda evlendik ve bir yıl sonra da kızım dünyaya geldi.
İzmit`e geri döndüğünüzde, eczaneyi şimdiki yerinizde mi açtınız?
Hayır, önce Bekirpaşa`da açtık, sonra da Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi`nin karşına taşındık. Üç yıldır buradayız.
ECZACILIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL
İleride emekli olduğunuzda İzmir`e geri dönmek gibi bir düşünceniz var mı?
İnanın İzmir`den gelmek hiç kolay olmadı. Kızım orada büyüdü, okudu. Çok güzel bir şehir, yaşaması rahat. Çok sevdik İzmir`i, hala da sevmeye devam ediyoruz. Ve bir gün mutlaka dönmek adına geldik İzmit`e. Özellikle kızım buraya çok zor alıştı. İzmit kendi memleketimiz ama orada yaşayınca maalesef böyle hissediyoruz, tezatlık var biraz. Allah tekrar oralara dönmeyi ve emekliliği orada yaşamayı nasip etsin.
İpek Hanım, eczacılık mesleğinin eskisi gibi tadı kalmadı sanki, yanılıyor muyum?
Çok haklısınız asla eskisi gibi değil, tadı kalmadı. Ona bakarsanız, hiçbir meslek eski tadında değil bildiğim kadarıyla. Çevremde yaşıyorum, görüyorum. Avukat arkadaşlarım sızlanıyor, doktor arkadaşlarım sızlanıyor, böyle bir durum var.
İlaç fiyatlarında dengesiz bir düşüş var. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
İlaç fiyatları çok fazla düştü. Daha evvel en düşük fiyat rekoru Yunanistan`daydı, şu anda Avrupa`da en düşük ilaç fiyatları Türkiye`de bulunuyor. İlaç sektöründe bir kural vardır. Hangi ülkede fiyat en düşükse, o baz alınır ve ülkelerce bir değerlendirme yapılır. Böyle olunca diğer ülkeler de Türkiye`den ilaçlarını çekmek istiyor. Bu, firmalar için korkunç bir durum. Çünkü bu işin döviz tarafı var, maliyet tarafı var. 17 Kasım`da eczanelerin yaşadığı problemden sonra ilaçsızlık başladı. Piyasadan çekmeye başladılar.
BU ŞEKİLDE GÖTÜREMEYİZ
Yani firmalar zarar ettiklerini söylüyorlar, doğru mu?
Aynen öyle, sebep bu. ‘Biz hükümetle görüşmüştük, bir denge kuracaktık, hatta anlaşma yapmıştık. Fiyatları dövize göre belli bir orta seviyeye oturtacaktık. Birden bire yüzde 15`lik bu düşüş bizim idare edebileceğimiz bir seviye değil. Bu şekilde götüremeyiz, kaldı ki Türkiye`deki bu durum diğer ülkelere örnek oluyor ve biz daha çok zarar ediyoruz` diyorlar.
Bu yüzden de piyasadan ilaçları çektiler…
Evet. İthal ilaçlar, şeker ilaçları, bir sürü ilaç… İlaç var ama depodan çekemiyorsun. İskonto, fiyat düşüş hesapları, bir sürü hesabı var bunun. Bundan dolayı alamıyorsun. Durdurdu, bekletiyor.
Peki, şu an bir şey yapılmıyor mu bu sorun için?
Hükümetle görüşmelerin sürdüğü söyleniyor. Kocaeli Eczacılar Odası`yla toplantımız oldu. Türkiye Eczacılar Birliği`nde olan görüşme ve gelişmeleri bize yansıtıyor oda başkanımız. Ama şu an her şey beklemede. Çünkü Sağlık Bakanlığı`ndan bir geri adım yok. Geri adım olsa da ne kadar olacak ki? Bütün firmalar iskontolarını sıfırladı. ‘Bu düşüşü yapmayacağız` dediler.
EŞİT PAYLAŞIM OLMUYOR
Ne demek oluyor bu?
Mesela ilaç 10 lira diyelim. 10 liraya depoya vermeye devam ediyor. Ben ilacı depodan 10 liraya, 9 liraya almaya devam etmek zorundayım ama Sağlık Bakanlığı ‘Ben bu ilacı 4 liraya satacağım` diyor. Ben 9 liraya aldığım ilacı, 4 liraya satmak durumunda kalıyorum. Böyle bir şey olabilir mi?
Böyle olunca da hastalar mağdur oluyor…
Tabii ki, neticede mağdur olan hasta oluyor. Depodan alamıyorsun, satamıyorsun, ilaç yok oluyor. Bu şartlarda gittiği yere kadar götürmek durumundayız. Bu sıkıntıları firmalar, eczaneler, Sağlık Bakanlığı eşit paylaşsa, sorun kalmaz ama ne yazık ki eşit paylaşım olmuyor.
Bu duruma vatandaşın tepkisi nasıl?
Vatandaş daha yeni yeni farkına varıyor durumun. ‘İlaç yok mu? Neden yok?` Demeye yeni yeni başladı. Mutlaka bunun bir şekilde düzelmesi lazım.
BÖYLE TİCARET AKLA SIĞAR MI?
Nerede o eski eczacılık, değil mi?
Maalesef eski eczacılık kalmadı. Eskiden ilaç yapar, verirdik. Şimdi raftan alıp hastaya veriyoruz, bu işin ticaret kısmını yapıyoruz artık. Bir zamanlar bir bakanımız, ‘Eczacılar amme hizmeti yapıyor` demişti. Doğru, amme hizmeti yapıyoruz ama o zaman bu amme hizmetini Sağlık Bakanlığı da, firmalar da paylaşmalı.
Desenize, burada olan eczacılara oluyor…
Tabii, işin diğer tarafına gelince eczacılara hiçbir şey olmaz. Bu işi götürürler. En çok vergi veren sektör eczacılık sektörüdür. Bir tek aspirinin dahi girişi faturalıdır. Doğrusu da bu, ticaret bu şekilde yürütülmeli. Ama o zaman kollanmalı, paylaşılmalı. Amme hizmeti yapıyorsak, bunu kendi adımıza yapmıyoruz. Devletimiz için de çalışıyoruz. Biz 9 liralık ilacı 4 liraya satacağız ama vergisini 9 lira üzerinden vereceğiz. Böyle bir ticaret akla sığar mı?
Bu konuda eczacılar olarak ortak bir ses çıkarmak gibi girişiminiz var mı?
Dediğim gibi görüşmeler devam ediyor. Tabii, bunların hiçbiri basında yer almıyor, tık yok bu konuda. Geçenlerde bakanımız ‘Eczacılara hiçbir şey olmaz, batmaz onlar` dedi. Sadece beklemedeyiz.
MARKETTE MAMA SATILIR MI?
İpek Hanım, bazı ilaçların marketlerde satılmaya başlanacağı konuşuluyor. Bu gerçekten mümkün mü?
Mümkün olabilir fakat o bize çok fazla etki etmez veya ben öyle düşünenlerdenim. Çünkü inanıyorum ki, bizim insanımız öyle marketten ilaç falan almaz. Biz buraya gelen hastayı ilaç satmanın dışında, bilgilendiriyoruz. ‘Doktor böyle söyledi ama anlamadım, nasıl olacak` diyor. Bu verileri bizler olmasak nereden alacak? Marketten mi? Birçok ıtriyat ürünleri markette satılıyor zaten. Mesela bebek mamaları markette satılacak ürünler mi?
Marketler uzun süredir mama satıyor ve vatandaş bunu yadırgamıyor artık…
Elbette öyle, vakti zamanında bununla ilgili birliği sağlayıp baskı oluşturamamak, yeterince anlatamamak bizim suçumuz. Türk Eczacılar Birliği bu gücü gösteremedi o zaman. Biz de suçluyuz.
O zaman ilacı da marketten almaya alışacak vatandaş zamanla. Bundan bu sonuç çıkmaz mı sizce?
Belki öyle ama ilacın markette satılması daha başka bir şey. Bence çok daha başka şeyler var. Şu an bu bizim için tehdit değil.
İLAÇ FARKINI VATANDAŞ ÖDÜYOR
Size göre en büyük tehdit ne, peki?
Bence ilaç fiyatlarının düşmesi çok daha büyük bir tehlike.
Yani ilaç fiyatları düşmesin mi diyorsunuz?
İlaç fiyatları tabii ki düşsün. Türkiye`de yıllarca öyle yüksek fiyatlara ilaçlar satılmış ki! Son döneme kadar firmalar hala kar etme noktasında sıkıntı çekmedi. Fiyat düşüyor da ne oluyor? Hasta az mı para ödüyor? Hayır. Hiç vermediği paraları vermeye başladı. Çünkü farklar çıkıyor.
Sahi ne demek bu ilaç farkı fiyatı?
Bu ilaç 10 lira diyelim. Kurumun tahsil ettiği, 5 lira. ‘Kalan beş lirasını hasta ödeyecek` diyor. Bu dört yıldan fazladır var. Yani kısacası, devletin ödemediği miktarı hasta karşılayacak. Bir ilacın benzerinden beş tane var diyelim, en düşük olanının fiyatını baz alarak ödeme yapıyor Sağlık Bakanlığı.
Aynı ilaç ama farklı isimde farklı fiyat olması, ilacın içindeki maddeden mi kaynaklı?
Hayır, ilaç aynı sadece firmalar değişince fiyat değişiyor. O zaman bunu önlesinler. İlacın fiyatı düşsün ama kar marjımız sabit olsun. Bizi korusunlar. Yoksa götüremeyeceğiz. Vergimizi veremeyeceğiz. Biz Sağlık Bakanlığı`nın sağ koluyuz. Neden farklı cephelerde görünüyoruz?
HASTALARLA DUYGUSAL BAĞIMIZ VAR
Eczacılar çok para kazanmak istiyor gibi bir algı oluşuyor insanda, değil mi?
Evet ama ‘eczacılar fiyatların düşmesini istemiyor, çok para kazanmak istiyor` algısının gerçek olmadığı kaç yıl önce anlaşıldı. Artık bunu hastalar da anladı. Çok komik bir cümle.
İpek Hanım, çok sıkıldığınızda başka bir iş mi yapsam acaba diye aklınızdan geçtiği oluyor mu?
Her şeye rağmen benim mesleğim bu. Bunun için beş yıl okudum. Biz de sağlık sektörünün bir parçasıyız ve işimi severek yapıyorum. Doktordan alamadığı cevapları bizden alıyor hastalar. Onlarla aramızda duygusal bir bağ oluşuyor.
Sadece bir eczaneniz mi var, İpek Hanım? İsteseniz başka eczane açabiliyor musunuz?
Bir diplomayla bir eczane açılabiliyor. Bunun böyle olması gerektiğini savunanlardanım. Çünkü her yıl bir sürü insan eczacılık fakültesinden mezun oluyor. Onlara yer açmak gerekir. Bu zamanda eczane açmak nasıl bir mantığa oturur, o da ayrı bir soru tabii. Bir de muazalı eczane dediğimiz olay var.
ODA BAŞKANLARINA ÇOK İŞ DÜŞÜYOR
Nedir o?
Muazalı eczane demek, parası olan birinin bir eczacının diplomasını kiralayarak eczane açması demek.
İzmit`te de çok vardır, değil mi?
Var ve hepsi biliniyor ama engellenemiyor. Çünkü kağıt üzerinde görünende yanlışlık yok. ‘İşte benim diplomam, işte dükkanım, kiraladım, ruhsatımı aldım` diyor, bitiyor. Bunun sorgusu daha farklı yapılmalı. Her şeyin bir çözümü vardır. Yeter ki o kontrolü sağlamak isteyin. Burada oda başkanlarımıza çok iş düşüyor.
Sizin gibi eczaneler şikayetlerini odaya bildirse, belki yaptırım gücü olur…
Herkes işletme sıkıntılarıyla uğraşıyor. Sağına, soluna açılan muazalı eczaneleri bildikleri halde ilgilenmiyorlar. Ama işte bunlar da bizim mesleğimizi yok ediyor. Zamanında eylemler, yürüyüşler oldu; ne oldu? İşte böyle eczaneler o gün geldiğinde sizinle birlik olmuyor. Çünkü onlara dert değil. Bugün eczane yürümezse başka bir iş kurar. Diplomasını kiralayan da sadece maaşını alıyor, bir kaygısı yok.
İpek Hanım, sohbet için çok teşekkür ederim. Sizi tanımaktan büyük zevk duydum.
Asıl ben teşekkür ederim. Dediğim gibi bu benim ilk röportajım oldu. Buraya kadar geldiğiniz, bize yer verdiğiniz için size minnettarım. Başarılarınızın devamını dilerim.
“VAH VAH!” DEMEKLE OLMUYOR
Derneklere üyeliğiniz var mı?
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği`ne (ÇTDD) üyeliklerim var. Her şeye katılamıyorum ama sorumluluğumu yerine getirmeye gayret ediyorum. Onun dışında bireysel okuttuğumuz öğrencilerimiz var. Elimden geldiğince duyarlı olmaya çalışıyorum tabii, ama gücümüz nispetinde. Bunları yapmak zorundayız çünkü kaygılar çok fazla. O kaygılara oturduğumuz yerden ‘Vah vah, nereye doğru gidiyoruz?` Demekle olmuyor. Bir şeyler yapmamız lazım diye düşünenlerdenim.
AYLA ÖĞRETMENİN EVİ NERESİ?
Çocuklarınız okuyor mu?
Kızım Mehveş, Kocaeli Anadolu Lisesi son sınıfa gidiyor. Oğlum Ata Bora ise Bahçeşehir Koleji ilköğretim ikinci sınıfta. Kızım kardeşine küçük annelik yapıyor. Annemin vefatından hemen sonra doğduğu için onun boşluğunu doldurdu. Abla-kardeş gibiyiz. Ben annesiyim fakat bazen o benim annem gibidir.
Kız evladı için anne başka bir şey, değil mi?
Evet, ben hep annemle gurur duydum. O zamanlar Hereke küçük bir sahil kasabasıydı, herkes birbirini tanırdı. ‘Ayla öğretmen` denildiğinde bilmeyen yoktu. Mesela bir gün arkadaşlarım bizim eve misafirliğe gelecekti. Adres tarif ederken, ‘Ayla öğretmenin evi neresi?` diye sorun dedim. Arkadaşlarım inanamadı. Geldiklerinde ‘Sen bayağı meşhur biriymişsin` diye şakalaştılar benimle. Annem çok saygıdeğer biriydi. Kızımla aynı ilişkiyi yaşatıyoruz şimdi.
Boş vakitlerinizde neler yapıyorsunuz?
Kızım üniversiteye hazırlandığı için o kendi programını çiziyor. Ne yapıyorsun kızım demiyoruz ona. Boş vakitlerimi oğlumla geçiriyorum. Erkek çocukları anneye düşkün olurlarmış. Bizimki de 10 sene sonra olunca fazla mı kaptırdık kendimizi, nedir? Ama oğlum gün içinde ayrı olmaya alışamadı bir türlü. O nedenle hafta sonları açığı kapatmaya çalışıyorum.
Eşiniz şu an ne iş yapıyor?
Eşim de Bekirpaşa`da ablasının eczanesinde çalışıyor. 1978`de açmış ve hala aynı eczaneyi yürütüyor ablamız, yani şanslı eczacılardan.
İzmit`te olmaktan memnun musunuz?
İzmit`e hala alışmaya çalışıyorum. Ben burada büyüdüm, yetiştim. Fakat İzmir`den geldikten sonra ben İzmit`i çok değişmiş, göç almış buldum. Geriye gidişleri de olmuş. Ama doyduğumuz yer, yaşantımız burada, alışmak zorundayız. Çenesuyunu içen geri dönermiş, biz de o sudan içtik.