Hoş, çiftler her ne kadar aralarında evlilik kararını almış olsa da, günümüzde hala devam eder bu kız isteme muhabbetleri.
Büyüklerin de gönlü olsun isteriz. Yoksa bizlere kalsa takıp yüzüğü ‘biz evlendik` deriz. Çoğul konuştuğuma da bakmayın. Ben der miyim? Valla ben hiç öyle bir şey demem.
Özel anlardır, hatta ileride anlatılacak çok güzel hikayeler bile çıkar bu isteme muhabbetlerinden.
Mesela iş arkadaşlarım Filiz ve Hüseyin`in isteme olayında ben de vardım, hatta başrolde olduğumu bile söyleyebilirim.
Çünkü tuzlu kahveyi yapan ben, içen şanslı damat da Hüseyin`di.
O günümü hiç unutamam, pek bir keyif aldım Hüseyin`in ekşimiş suratından. Kızı verdik mi, peki? Verdik gitti…
Bunlar güzel ayrıntılar evlilik yolunda. Ya evlendikten sonra… Kaçınız hayatınızın adamı veya kadını dediğiniz kişiyi tanımakta zorluk çekmedi.
Daha da vahim bir olay var benim ülkemde.
Emniyetteki resmi kayıtlara göre, Şubat 2010 ile Ağustos 2011 arasındaki 19 ayda, yurt genelinde 78 bin 500 aile içi şiddet vakası yaşanmış.
Bu da günde yaklaşık 138, saatte 6, her 10 dakikada bir aile içi şiddet olayı demek!
Ne demek ya, ‘her 10 dakikada bir aile içi şiddet`
Tekrar tekrar okudum, kabus gibi… Yakıştıramadım ülkeme.
***
Bunun cahillikle alakası yok. Eğer bu ülkede her 10 dakikada bir aile içi şiddet yaşanıyorsa, kendini ‘modern` diye adlandıran sözde adamlar yani şahsiyetsizler var demektir. (Hayvan diyecektim ama hayvanlara hakaret etmiş olacağım, onların bile bir şahsiyeti var)
Aslında bu yazıyı kaleme alma sebebim başka… Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin bir proje sunmuş. Projenin ismi ‘Evlilik (izdivaç) kursu`
Evlenmek isteyen çiftler evlenmeden önce bu kurslara tabi tutulacak. Nedir efendim bu evlilik kursunun içeriği?
Artan aile içi şiddeti olaylarını ve boşanmaları engellemek,
Çiftlerin ileride karşılaşabileceği sorunları anlatmak ve bu sorunları aşma yöntemlerini öğretmek.
Bir de bu kursla ilgili bir benzetme yapmış Sayın Şahin: ‘Tıpkı ehliyet kursu gibi`
Şimdi kafama takılan bazı sorular var…
Anlaşılan tıpkı ehliyet almak için kursa gidildiği gibi evlenmeden önce de bu kursa gidilecek.
Diyelim ki bir çift kursta başarılı olamadı; bu çifte, “Siz vazgeçin bu sevdadan, mutlu olamazsınız” mı denilecek?
Ya da başarılı olan çifte ‘evlenebilirsiniz` sertifikası mı verilecek?
Bakanımızın gösterdiği ehliyet kursu örneği aslında daha vahim bir olayı işaret ediyor.
Bu ülkede ölüm nedenlerinde 3. sırada trafik kazaları geliyor.
Benim ülkemde yılda ortalama 4 bin kişi trafik kazalarında ölüyor, yine ortalama 160 bin kişi de yaralanıyor.
***
Peki, bu kazalara sebebiyet veren kişiler ehliyetlerini bu ehliyet kurslarından geçip almadı mı?
Biz bu kurslarda bu canavarları eğitmedik mi?
Demek ki eğitememişiz.
Her 10 dakikada bir aile içi şiddetten bahsediyoruz. Bu şahsiyetsiz varlıkları bu kurslarla eğitebilecek miyiz? Kesinlikle hayır… (Bu arada şahsiyetsiz demek bile hafif geliyor ama kafamdan geçen kelimeyi aktaramıyorum)
Çözüm burada değil veya bu kadar basit değil… Ha bu çözümü ben biliyor muyum? Hayır, kafa da patlatmadım.
Ama bakanımızdan daha altı dolu bir proje bekliyorum.
Olur da bu proje hayata geçerse, evlenecek çiftleri yeni bir süreç bekliyor.
Artık isteme olayı önemini kaybediyor. Aile büyüğü onaylasa bile sizin çok çalışıp, derslerinizi başarılı bir şekilde sonuçlandırmanız gerekiyor.
Yoksa hem evlilik rüyalarınızda kalacak, hem de siz birey olarak sınıfta kalacaksınız.
Öyle evlilik teklifi de rafa kalkacak. Yerine ne mi olacak?
“Benimle izdivaç kursuna gelir misin?”
Bir şey daha demeden geçemeyeceğim.
Siz siz olun, bu kursta sertifikanızı aldıktan sonra tektaşınızı da alın. Ne de olsa devir iktisat devri…