Yükselen Değerlerin yeni konuğu, NOTA TAŞIMACILIK VE NAKLİYE ORGANİZATÖRLÜĞÜ ŞİRKETİ`nin sahibi CENGİZ AKYILDIZ.
Cengiz Bey, yerel basına çok yakın bir iş adamı değildi. Değildi diyorum, çünkü artık bu fikrinin bir parça değiştiğine inanıyorum.
‘Bugüne kadar kim röportaj için geldiyse söylediklerim yazılmadı` diyerek ufak bir sitemle başladı sözlerine.
Ben de dedim ki; “Ben yazarım, o yüzden yazarım…”
Mümkün olduğunca kelimelerine dokunmadan aktarmaya çalıştım söylediklerini.
Cengiz Bey öyle şeyler söyledi ki, cesaretine hayran olmamak elde değil.
İfade ettiği her şey bize çok tanıdık ama günümüz koşullarında düşündüğünü söyleme cesareti gösterenler çok azdır diye düşünüyorum.
Sadece dinlemekle yetindiğim, arada sırada yön verdiğim içi dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.
Cengiz Akyıldız işinden çok toplumsal kaygılarını, çarpıklıkları, olmasını istediklerini paylaştı bu yazıda.
Sözü uzatmadan sizi doludizgin röportajımızı okumaya davet ediyorum.
Cengiz Bey tam anlamıyla ne iş yapıyorsunuz, biraz bilgi verir misiniz?
Eski ismiyle nakliye müteahhitliği, yasadaki yeni ismiyle nakliye organizatörlüğü yapıyoruz. Firmamızın ikinci iş kolu ise endüstriyel koku giderici ürünlerle ilgili. Sanayi bacaları, çöp arıtma kokuları, logarlar vs. Tüm bunlarla ilgili büyük bir Fransız firması olan ADEN`in Türkiye temsilcisiyiz. Ana işimiz nakliyeciliktir.
Nakliyecilik derken, karayolu taşımacılığından mı söz ediyorsunuz?
Karayolu, deniz yolu ve demir yolu. Hepsini içine alıyor. Üç ulaşımı içeren bir taahhüt olursa yurt dışından ithal aşamasından, nihai tüketim noktasına kadar olan kısmını yaparız.
Daha çok hangi sektörlere taşımacılık yapıyorsunuz?
Hem devlet sektörleri, hem de özel sektörle çalışıyoruz. En son çalıştığımız kurum, Afyonkarahisar Şeker Fabrikası`dır. Hali hazırda çalıştığımız yer, Trakya Birlik`tir. Trakya Birlik`in yem, küspe ve yağ taşıma işini yapıyoruz.
KOMİSYONCULUK YAPMIYORUZ
Bunlar sürekliliği olan işler mi, yoksa değişkenlik gösteriyor mu?
Bunların hepsi dönemsel işlerdir. Yılda bir kez olur, onda da ihale açılır. Şimdi yeni iş ihalelerine giriyoruz. Yani kısacası, ihaleye çıkan büyük oktandaki taşıma işleriyle ilgileniyoruz. Komisyonculuk yapmıyoruz. Nakliyecilik çok farklı algılanıyor ama öyle değil.
Ne gibi mesela?
Bazı sıkıntılarımız var Aysun Hanım, devlet bu konuda doğru yapmıyor. Avrupa standartları gereği bu iş için 5 yıllık bir sürede geçerli olacak yetki belgesi almak gerekiyordu. Bayağı da yüksek bedel ödedik ve belgemizi aldık. Bu gerekli bir şeydi. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu iş lisansla yapılıyor. Bu lisansı almanın belli kriterleri, olmazsa olmazları var. Gel gelelim bizim ülkemizde bu iş paraya dönüştü.
Avrupa`da böyle değil miymiş?
Bununla ilgili bir araştırmaya girdik. Avrupa Birliği ülkeleri bu konuda ne yapıyor? Onlarda statü nedir? Nasıl bir lisans veriyorlar? Bunların karşılığında bir bedel alınıyor mu? Bu soruların cevaplanması için Avrupa`dan ilgili yasaları, kararnameleri istedik. İlgili oda sağ olsun çok ciddiye aldı, bizi bilgilendirdi.
O ZAMAN BU ADAM VERGİ KAÇIRIYOR
Peki, neymiş orada ki durum vaziyet?
Orada da lisanslar aynıymış ama karşılığında para yokmuş. Onların olmazsa olmazları, onursallık, o işe yetecek sermaye, bir de mesleki bilgi. Üç ana unsur üzerine kurulu. Sözüm ona bizde de öyle yapmışlar ama işin içinde hiç kimsenin tasavvur edemeyeceği kadar para var. Bir lisansa 200 bin lira isterseniz, adama gülerler
Bir lisans 200 bin lira mı?
Evet, aynen öyle ve bu paralar verildi. Türkiye çarpık yönetilen bir ülke olduğu için bu paralar veriliyor. Bizim ticaret odasının baskısıyla TOBB`da bir toplantı tertiplendi. Orada şunu dedim: İki yüz milyar para istiyorsunuz. Bu belgeyi alanlara bir bakıyorsunuz; adam hayatı boyunca bunu karşılayacak vergi vermemiş. Eğer bu sektörün bu parayı kazandığını düşünüyorsanız, o zaman bu adam vergi kaçırıyor. Niye denetlemiyorsunuz? Şayet vergisini veriyorsa, vergi veren bir adama böyle bir külfeti niye yüklüyorsunuz? Bu bırakın yasal olmasını, müktesep hakları altüst etmektir.
Bunca eziyete değiyor mu bari? Yani elinizdeki belge haksız rekabeti önlüyor mu?
Hiçbir denetleme söz konusu değil. Belgesi olan da ihaleye giriyor, olmayan da. Şikayet ediyoruz ama kaale alınmıyor. Bırakın onu, kendi bakanlıklarıyla ilgili bir kuruluş elinde belge olmadan ihaleye girmiş. Başbakanlık Teftiş Kurulu, Rekabet Kurulu, ihale yasasını değerlendiren kuruluşlar, şikayet üzerine bu işe müdahil olmuş. Hepsi ittifakla şu cevabı vermiş: İhaleyi yapan kurum böyle bir belge istemediği için, herhangi bir haksız rekabet söz konusu değildir.
AHBAP-ÇAVUŞ İLİŞKİSİYLE DEVLET YÖNETİLMEZ
O zaman bu belgeyi niye şart koşuyorsun diye sorma hakkı doğmaz mı?
Elbette doğar, bu kadar saçma bir şey olabilir mi? Siz olmazsa olmaz diye ortaya koyduğunuz belgeyi istemeyerek, suç işleyen kendi bakanlığınıza bağlı kuruluşun yüzünü yıkıyorsunuz. Bu belgeyi istemiyorsanız suç işliyorsunuz.
O kadar parayı veren de verdiğiyle kalıyor desenize…
Adam bir lira para vermemiş, meslekle hiç ilgisi yok, gelip rakip olmuş, ihaleyi almış ve gelip bizimle alay ediyor. “Sen verirsin parayı alamazsın, ben para vermeden yaparım bu işi” diyor.
Bu çok kötü ve sinir bozucu bir şey…
Kötüden öte, bu bir suç! Devletin çıkardığı yasaya uyan, devlete evet diyen, ‘yasalar uymak için çıkar` fikriyle hareket eden insanların basite alınması, alay edilmesidir ki, bu bir devletin yok oluşunun da başlangıcıdır. Devlet ciddiyet ister, devamlılık ister. Devlet dediğin bu tür şeylerde ayrımcılık yapmaz. Vatandaş vatandaşlığını bilecek ve yapacak, devleti yöneten de adam gibi yönetecek. Öyle ahbap-çavuş ilişkisiyle devlet yönetilmez.
ALNI AÇIK OLSA, DEVLETE HESAP SORAR
Cengiz Bey bildiğim kadarıyla siz aynı zamanda Ticaret Odası`nın yönetim kurulu üyesisiniz. Odalarda durum nedir, peki?
7-8 yıllık yöneticiyim. Odaların durumu da insanı acıtıyor. Yönetimde olan herkes, aynı zamanda iş sahibi. Meslek gruplarının sıkıntılarını, dertlerini, asgari müştereklerini bir yerde buluşturup, toplu bir şekilde değerlendirip, çözümü noktasında arayış içine girecek olan odalardır. Sivil toplum örgütlerinin özelliği bu olmalı.
Şu anda bunun böyle olmadığını mı söylüyorsunuz?
Türkiye`de bu konuda genel anlamda bir sıkıntı var. Bir sürü sanayici, fabrikatör, esnaf var iflas eden. Hangi sivil toplum örgütü bu problemi ciddi biçimde sorumlulara götürüyor? Hiçbiri. Çünkü o da görevini yapmıyor. O vergi kaçırıyor sesi çıkmıyor. O kim? Aynı zamanda odada yöneticilik yapan kişi. Kendi alnı açık olsa, devletine de hesap sorar.
Bunları söylemekten çekinmiyor musunuz?
Aysun Hanım bunları kaç kişi söyler? Çok az insan söyler. Ben defterimi götürür veririm, sonuna kadar da arkasında dururum. Nitekim aldılar, incelediler, teşekkür edip geri verdiler.
BİR ALLAHA VERECEK HESABIM VAR
Bu yüzden rahatsınız yani?
Her zaman rahatım. Bir kişi daha bunları söylesin de göreyim. İkinci gün tehdit ederler. Benim hayatım dürüstlük üzerine kurulmuştur. Beni ne diye tehdit edecekler? Dürüst olduğum için mi? Yanlış yapmadığım için mi? Bir Allah`a verecek hesabım var, başka kimseye yok.
Sizin gibiler çoğunlukta değil maalesef, Cengiz Bey?
Toplum gerçekten bozuluyor. Ben her zaman tek bir şey söylerim; insanı insan yapan tek bir değer vardır, o da onurudur. Gurur demiyorum. Çünkü gurur, kaybedenlerin savunma mekanizmasıdır. Onur ise sadece insana mahsus olan, utanmayı, arlanmayı, her şeyi içinde barındıran tek olgudur. İşte onur kaybedildiği zaman, dünyanın en tehlikeli canlısı insan olur. Çünkü o düşünüyor, stabil değil.
Cengiz Bey, ülkemizin içinde bulunduğu durum nasıl sizce?
Bir ülkede yüzde 70 fakirlik varsa, milyonlarca ton kömür ve gıda dağıtılıyorsa, o ülkede refahtan, özellikle de demokrasiden söz edilemez. Paranız olduğunda her şeyi adaletli yaparsınız. Mesela terörist dağa çıkıyor. Siz burada durumu iyi bir adamı dağa çıkarın da görelim. İşin içinde ideoloji falan yatmıyor, ekonomi yatıyor. Çünkü onun için yaşamasıyla ölmesi arasında çok fark yok. Bunun müsebbibi kimdir, nedir bilmiyorum ama bir hesap verecekler herhalde. Bu dünyanın öbür tarafı da var.
BU ÜLKEDE ADAMLIKTAN BAHSEDİLİR Mİ?
En büyük sorun ekonomi mi diyorsunuz?
Bizim ülkemizin en büyük sıkıntılarından biri, ortaya atılan serbest piyasa ekonomisidir. Tamam, bu bir realite ama siz reşit olmamış bir çocuğu gece kulübüne gönderdiğinizde ne kadar tehlike arz ediyorsa; ekonomisini toparlamamış, güçlü sermaye birikimi olmayan bir ülkede serbest ekonomiye geçmek, gümrük duvarını indirmek, o kadar tehlike arz eder. Bu millet 10-20 yıllık sermayesini heba etti. Açın gazete sayfalarını, icra ilanlarıyla dolu. Bu memlekette 1 icra dairesi varken şimdi 5 tane oldu. Artan tek şey, tutuklu sayısı ve icra daireleri. Bu ülkede huzurdan, refahtan, onurdan, adamlıktan bahsedilebilir mi?
Topluma yansıması da gözle görülür halde ortada, değil mi?
Gayet tabii. Bu geleceğimizi götürüyor. Kişiliği kaybolmuş, hiçbir iddiası olmayan, onursuz, öz güvenini kaybetmiş bir toplum çıktı ortaya. İşte bir makarnaya elli takla atıyor adam. Çoğunun da ihtiyacı yok. Alabilecek parası var ama utanmadan gidip sıraya giriyor.
Gerçekten ihtiyaç sahibi olanları tenzih etmek gerek. Günümüzde bunu ayırt etmek hiç kolay değil.
Bunlar bizim de karşımıza çıkıyor. Adamı işe alıyoruz, diyor ki, ‘Ağabey beni sigorta yapma. Ben eşimden ayrıldım, eşim babasından maaş alıyor. Onun sağlık sigortasından yararlanıyor.` Arkasından ekliyor: ‘Ben de yeşil kartlıyım, o yüzden sigortaya gerek yok.` Yani bizden maaş alacak, yeşil karttan da yararlanıyor. Şimdi bu kadar onursuzlaşmış bir toplumdan ne beklersiniz? Haydi bu adama de ki, ‘Gel bu vatan için öl`. Tek kurşun atmaz.
BİRİ ‘KRAL ÇIPLAK` DEMELİ
Düşüncelerinizi çok açık ifade ettiniz Cengiz Bey...
Ben Anadolu`da büyüdüğüm için, bazı şeyleri açık söylemekte yarar görüyorum. Hiç öyle evirip çevirip dolandırmaya gerek yok. Birileri üzülür ama siz baştan güzel bir şey söylediniz. ‘Biz yazarız, o yüzden ne derseniz yazarız` dediniz. Ben çok önemsediğim için paylaştım bunları, yazın lütfen. Neticede doğru olması gerekenleri paylaşıyoruz. Birilere kralın çıplak olduğunu söylemeli. Bunu bir çocuk söylemiş. Neden? Çünkü onun korkusu yok ki. Krala çıplak olduğunu kimse söylemiyor, o kral da çıplak olduğunu bilmiyor. Doğruyu bulmanın en güzel yolu öz eleştiridir, istişaredir.
Ortak paydada insanız, aynı Allah`ın kullarıyız. Yapmamız gereken tek şey, insan olmanın gereğidir…
Aynen öyle. Bizi bu konuda da eleştirirler. Ben samimi bir inananım. Gerçekten iman sahibiyim, yaradana son derece şükran duyuyorum. Hiç isyan etmiyorum. Sığınacağım tek kapının o olduğunu biliyorum. İnsanın fıtratında bu var. Ateist insan bile zora düştüğünde ‘Allah` diyor. Demek ki yaradan ona üflemiş onu. Siz ne yaparsanız yapın, insanın sıkıştığı zaman gidip bir yere tabi olması vardır. Ben yaradana tabiyim. Senin yaptıklarının belki bazılarını yapmıyorum. Önemlilerini yapıyorum ama senin gibi göstermiyorum. İnanarak yapıyorum çünkü. Benimle Allah arasında hiçbir merci yok. Biz Hıristiyan değiliz ki, gidip papaza günah çıkartalım. Ben de ricada bulunurum Allah`ıma.
Siyasetle ilgileniyor musunuz?
Siyasetle hiç ilgilenmiyorum. Düzgün siyaset yapan herkese hayranlık duyuyorum.
EVRENSEL POLİTİKALAR YAPILMALI
Öyle birileri var mı peki?
Türkiye`de çok da denk gelmedi. 53 yaşına geldim, bunca yıldır doğru dürüst bir siyasetçi, doğru bir yönetim görmedim. Herkes kendi cebine çalıştı. Kişisel egolarını tatmin etti. İnşallah bu millete layık olan bir yönetim gelir. Bununla ilgili Atatürk`ün bir sözü vardı. ‘Bir millet layık olduğu idareyi kendi seçer` diye. Neye layıksanız onu seçersiniz. Gerekli olan tek şey dürüstlüktür.
Dürüstlüğün tanımı nedir sizce?
İslam dini dürüstlüğü esas alıyor. Her şeyi affederim ama bana kul hakkıyla gelme diyor. İşte oradaki espri dürüstlük. Kimsenin namazına, orucuna, ibadetine ihtiyaç yok. Allah`ın bir tek şeye ihtiyacı var, adam gibi geçinin, birbirinizi kazıklamayın, dürüst olun diyor. Namazın, orucun, zekatın, hepsinin altında o yatıyor. Bunların hiç biri yok adamda ama her ibadeti yapıyor. Bu okuyup da anlamamak gibi birşey. Siz milyon tane kitap okuyun isterseniz. İçinden iki satır anlamadıysanız ne kıymeti var?
Bu çarpıklıklar sizce nasıl düzelir?
Bunlar öncelikle eğitimle düzelecek şeyler. Eğitim ciddi biçimde yeniden ele alınmalı. Türkiye`de başında ‘milli` kelimesi bulunan iki bakanlık var. Bu benim çok takıldığım bir konu. Biri Milli Savunma, diğeri Milli Eğitim Bakanlığı. Buradan şu sonuç çıkıyor. Hükümeti yönetecek kişisel politikalar yerine, devleti yönetecek evrensel politikalar yapılmalı. Yani hükümet değişti, haydi Milli Eğitim politikasını değiştirelim. Eğitimin tüm değerlerini altüst edelim olmamalı.
Aynı çizgide yürümeli, değil mi?
Gayet tabii öyle. Kim gelirse gelsin, devlet politikasına yakışır tarzda yönetmeli. İnsanların kültürüne, yetişme tarzına, bulunduğu bölgeye göre donatılmış, kendine has kültür empoze eden bir eğitim şekli olmalı. Yabancılarla yerlileri birbirinden ayıran özellik budur. Dünyanın sahibi de olsanız, çocuklarınızı iyi yetiştirmezseniz hepsi heba olur.
Yerel basın, kentin kılcal damarıdır
Cengiz Bey aslen nerelisiniz?
1959`luyum ve Rize Ardeşenliyim. Babam öğretmendi, Erzurum`da görev yaptı. Ben Aşkale`de doğdum. 1972 yılında emekli oldu ve buraya intikal ettik. Buralı sayılırız.
Eğitim durumunuz nedir? Bu işe nasıl başladınız?
Ticaret lisesi mezunuyum, doğumluyum. Bu işe öğrencilik yıllarında birinin yanında çalışarak başladım. 20 yıl Türkiye`nin en büyük firmasında yöneticilik yaptım. Daha sonra bu işi kendimiz yapalım dedik. Kardeşim ve ağabeyimle NOTA`yı kurduk. 17 yıldır bu işi yapıyoruz.
Çocuklarınız var mı Cengiz Bey?
Az evvel bize çay getiren delikanlı benim oğlum Fatih. Bir de kızım var. Biz aile şirketiyiz. Türkiye`nin gerçek profili de odur. Kurumsallaşmamış şirketlerin yüzde 99`u aile şirketidir.
Cengiz Bey, Yükselen Değerler`e konuk oldunuz, bizi kırmadınız. Fikirlerinizi, hislerinizi cesurca kamuoyuyla paylaştınız. Beni çok düşündüren sosyal içerikli bir söyleşi oldu. Ailemize hoş geldiniz. Bundan sonra Kocaeli Cengiz Akyıldız`ı eminim unutmayacaktır.
Aysun Hanım asıl ben teşekkür ederim. Yerel basın kentin kılcal damarlarıdır. Ben çok takip etmem aslında ama sizi tanımaktan ve bir aileye dahil olmaktan son derece mutlu oldum. İyi ki varsınız. Başarınızın devamını dilerim.