Nazlıcan Arslan

nazlicanarslan@bizimkocaeli.com
Yazarın Tüm Yazıları

MİCRO BİR ŞEHİR DEVLETİ: MONACO

09 Temmuz 2016 Cumartesi 00:00

Siz şimdi bir ülke düşünün.

Havaalanı yok.

Neden mi?

Çünkü minnacık küçücük bir ülke.

 

 

Buna nasıl bir ülke diyorlar anlamadım gitti.

Ben ülke diyince koskocaman toprakları olan bir yer anlarım.

Monaco ise avuç içi kadar, micro bir şehir devleti.

Baştan sona, sondan başa yürümeyle kolaylıkla bitirebilceğiniz bir ülke.

Vatikan’dan sonra dünyadaki ikinci küçük bağımsız bir devletmiş Monaco.

 

 

Monaco’nun uzunluğu ne kadar biliyor musunuz ?

Ya da tahmin edebiliyor musunuz ?

Sabah yürüyüşüne çıktığınızda kat ettiğiniz yoldan bile kısa.

Yani 3 bin 350 metre...

Şaka gibi değil mi ?

Evet gerçek.

 

 

Hatta 3 bin 350 metre Monaco’nun en uzun mesafesi.

En geniş yeri ise bin metre.

En dar yeri ise 245 metreymiş.

Sesi gür birileri Monaco’da bağırarak bile birbirlerini bulabilirler.

 

 

Bu minnacık ülke, sonradan denize beton doldurularak oluşturulmuş.

Şu zamanlarda ise buna izin verilmiyormuş.

Yüzölçümü çok küçük gözükse de Monaco’da bir  stadyum olduğunu öğrenince şok oldum.

 

 

Şimdi gelelim Monaco’nun nüfusuna...

Tabi ki bu kadar küçük bir ülkede şehirleşme yok.

Yerleşim birimleri yani semtler var.

Toplam nüfus ise bizim Yahya Kaptan Mahallesi’nden bile az.

Toplam nüfus 35 bin 500...

Merak ediyorsunuz tabii ki

Monaco krallıkla yönetilen bir devlet.

6 Nisan 2005 tarihinden itibaren bu avuç içi kadar ülkeyi, II. Albert yönetiyor.

Tabi ki Monaco Prensi olarak adlandırılıyor.

 

 

Veeeeeee...

Monaco’da yerli halkın sayısı ülkedeki Fransız nüfusundan daha az.

Resmi dinin Hristiyanlık olduğu bu ülkede ortalama yaş ise 90 yıl.

Bu yaş ortalamasıyla Monaco dünyanın en yüksek yaşam süresine sahip.

Bu kadar uzun girişi yapmak zorunda kaldım.

Çünkü gerçekten Monaco’ya bırakın ülke demeyi, şehir demek bile abes.

Biz de bir mahalleyi baştan sona yaya olarak zor gezerken, Monaco’yu baştan sona 15-20 dakika gibi bir sürede bitirebiliyorsunuz.

Monaco denilince akla; zenginlik, ihtişam ve tabi ki Monte Carlo geliyor.

 

 

 

Monaco demek aslında Monte Carlo demek.

Monte Carlo demek, tabi ki kumar demek.

Kumar demek, zenginlik, para, ihtişam demek.

Bunu Monte Carlo’ya gittiğinizde o kadar net görebiliyorsunuz ki.

 

 

Otobüsümüzü kayalara oyulmuş katlı otoparkımızda bıraktıktan sonra kumarhanelerin olduğu bölgeye doğru tırmanmaya başladığımızda artık zenginliğin ne olduğunu daha açık görmeye başladım.

İtiraf ediyorum hayatımda yaptığım en zor tırmanışlardan biriydi.

Çünkü etrafım lüks arabalar ve mağazalarla donatılmıştı.

O arabaları o lüks mağazaları görmenizi isterdim.

Her markanın son model modifiyeli arabaları, her markanın en trend çantaları...

 

 

Tabi bu kumarhanelere pat diye girmeniz mümkün değil.

İçlerini gezmek için bile büyük paralar veriyorsunuz.

Biz de ne yaptık?

Buraya gelen her turist gibi geçtik lüks kumarhanelerin karşına içeriye giren çıkanı seyretmeye ve onların fotoğraflarını çekmeye başladık.

Bir Türk geleneği olarak onların karşında çekirdek çıtlatmamız gerekiyordu ancak çekirdeğimiz yoktu.

Biz de onun yerine bol bol selfie çektirdik.

Merak etmeyin girilmedik mağaza bırakmadık.

Monaco’da en çok ilgimi çeken başka bir yer ise Kaptan Gusto’nun uzun yıllar müdürlüğünü de yaptığı deniz müzesi.

Monte Carlo ile ilgili düşündükçe düşündüm neler yazarım diye.

Açıkçası çok fazla şey bulamadım.

 

 

Kumarı seviyorsanız, ihtişamın yalnızca İstanbul’da olmadığını görmek istiyorsanız Monte Carlo’ya gidin.

Yok benim kumarla işim yok.

Gösteriş sevmem diyorsanız başka kapıya.

Çünkü Monte Carlo cüzdanınızı ve kıyafetlerinizin markalarını seven bir yer.

Benden Monaco bu kadar.

11087 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 1 Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER