KARTAL: ÖRGÜTLENME YOK EDİLECEK

Kartal: Örgütlenme yok edilecek

Yapı Yol-Sen Şube Başkanı Etem Kartal, kiralık işçi yasasıyla birlikte orta çağdaki köle pazarlarını aratmayacak ortamın olacağını söyledi, “İş gücü piyasası düşecek, işsizlik artacak, örgütlenme yok edilecek” dedi

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)’na bağlı Yol, Yapı, Altyapı, Bayındırlık ve Tapu Kadastro Kamu Emekçileri Sendikası (Yapı Yol-Sen)’nın şube başkanı Etem Kartal, KESK olarak her emek mücadelesinde alanlarda olduklarını söyledi. Emek mücadelesinin önündeki en büyük engelin parçalanmış örgütlülük/istihdam modeli olduğunu söyleyen Kartal, ortak çalışma yasasının gerekli olduğuna dikkat çekiyor.
Kiralık işçi yasasının çok vahim sonuçlar ortaya çıkarabileceğini söyleyen Kartal, “Biz 21. yüzyılda iletişim çağında yaşadığımızı söylerken tam tersine orta çağ karanlığındaki köle pazarlarını aratmayacak bir uygulamayla karşı karşıyayız. Bununla birlikte sanayi bölgelerinde iş gücü piyasası düşecek, işsizlik artacak” dedi. Kıdem tazminatının da kaldırılması durumunda işçilerin tüm haklarının gideceğini söyleyen Kartal, tüm bu olumsuzluklara karşı işçilerin ve emekçilerin mutlaka örgütlü olarak mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. 



Yapı Yol-Sen olarak Kocaeli'deki örgütlülük durumu nasıl?

-Şu sıralar yaz mevsiminde herkeste tatil rehaveti var. Türkiye'nin gündemi ise pek sakin değil. Yakın zamanda İstanbul'da olan patlama ilimizde de tepkilere yol açtı. Bu vesileyle ilk önce orada hayatını kaybeden insanlara Allah'tan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. Aslında bakarsak Türkiye genelindeki emek hareketi hiçbir zaman sakin dönem geçirmemiştir. Her dönem çalışanların aleyhine düzenlemeler oluyor. Kocaeli'de tepkileri dile getiren sadece KESK ve KESK'e bağlı sendikaları görüyoruz. Bu doğrultuda da çalışma yaşamında emekçilerin birliğini sağlamaya çalışıyoruz. Birlikteliği sağlayamadığımız sürece başarı da olmaz.

 

PARÇALANMIŞ ÖRGÜTLÜLÜK ENGELDİR

Sendikaların örgütlenmesinin önündeki en büyük engel ne oluyor?

-En büyük engel çalışma yaşamındaki parçalanmadır. Mesela, 657 sayılı istihdam modeli var, sözleşmeli çalışma modeli var, 4B ve 4C'li çalışma, taşeron çalışma gibi çok farklı çalışma biçimleri olduğunu görüyoruz. Bunlar ister istemez örgütlenmenin önündeki engeller oluyor. 4B'li 4C'li veya taşeron çalışan 657 sayılı yasanın bulunduğu 4688 sayılı sendikalar yasasına üye olamıyor. Bunların bir kısmı iç sendikalara üye oluyor ama aynı iş yerinde aynı hizmeti üretiyoruz. En büyük engel parçalanmış örgütlülüktür. Türkiye'deki bütün emekçi kesimin üstünde durması gereken konu da budur. Bu parçalı yapının ortadan kaldırılması lazım. Bizler emeğimizin karşılığını almak için emeğimizi satıyoruz. Hayatımızı idame ettirebilmemizin yolu da örgütlenmeden geçiyor. Bu doğrultuda bu parçalı istihdam yapı, örgütlenmenin önüne engel çıkarıyor. Yine geçtiğimiz dönemlere baktığımızda KESK'in sendikalaşma dönemlerinde olayın doğal akışıyla gelişen bir sendikacılık hareketinde insanların etnik yapıları, siyasi görüşleri, kesinlikle bunlar dikkate alınmadan insanlar sendikalarda yer aldılar, mücadeleler verildi. Sendika yasalarının da çıkarılması bunun bir sonucuydu zaten. Siyasi iktidar dönemin koşullarıyla oyalayacak bir durumda değildi, o yüzden sendika yasasını çıkardı. İktidar kendine karşı gücü bölme yoluna da gidiyor. Bizde de aynı şey yaşandı. Memurlar sendika kurar mı diyen milliyetçi grup ilk önce bırakın hükümet ve siyasi iktidara böyle bir talepte bulunmayı o dönemdeki sendikacılarla uğraşıyorlardı. Memur sendika mı kurar, devlete karşı mı gelir, diyerek anlamsız ifadeler vardı. Sonra baktılar ki memurlar güçlü bir şekilde isteklerini dile getiriyor, hükümet hemen o zaman Kamu-Sen'i kurdu. O zamanki sendikalardan bazı kişilerde hemen buraya geçti. O da milliyetçi duygulardan kaynaklanan bir şeydi. İlerleyen yıllarda Memur-Sen eliyle büyük oranda kamu çalışanlarının gücü bölündü. Geldiğimiz noktada da maalesef çok büyük örgüt olmalarına rağmen kamu yaşamını ilgilendiren olumsuzluklara hiçbir tepkileri olmamıştır. Tam tersine hükümetin bütün uygulamalarına onay vermişlerdir. Bugün bizler bir şekilde kamuda istihdam edilmişiz, yarınki günlerde başka gençler gelecek. Bizim haklarımızı geliştirerek gelecek kuşaklara teslim etmemiz lazım. Gelinen noktada sarı sendikaların uygulamaları her geçen gün kazanımlarımızı geriye getiriyor.

 

DİSK, KESK, TMMOB, TTB gibi kuruluşlar biraz uçta ve öcü gibi gösterilmeye çalışılıyor. Sendikalar bu duruma nasıl geldi? Bu duruma neden engel olunamadı?

-Biz sendika olarak her ne kadar emek alanında mücadele versek de toplumsal yaşamda siyasi iradenin çıkardığı bütün kararlar bizi etkiliyor. Biz hayatımızı idame ettirirken siyasi ve sosyal konularda olsun tepkimizi göstermezsek bu da gelecek kuşaklara haksızlık olacaktır. Bu yönüyle baktığımızda verilen mücadelenin sadece emek ve para olmadığını, diğer alanlarla ortaklaşa olması gerektiğini düşünüyoruz. Kentsel dönüşüm, HES’ler bütün bunlar aslında her ne kadar direkt cebimizi ilgilendirmeyen konular olmasa da hayatımızı ilgilendiren konular. Buradan baktığımızda olumsuzluğu getiren her konuya sessiz kalınmaması gerekiyor. Emek örgütlerinin verdiği mücadele demokrasi mücadelesidir. Eğer biz sadece ücret sendikacılığı yapmış olursak eksik yapmış oluruz. Son dönemlerdeki sosyal güvenlikle ilgili çıkan yasalar, reform olarak gösteriliyor ama sağlık sektörünün her gün paralı olmaya doğru ilerlediğini görüyoruz. Eğitim sistemi de aynı şekilde, herkesin eşit eğitim almasını savunuyoruz. KESK, DİSK neden uç örgütler gibi gösterilmeye çalışılıyor, siyasi iktidar bunu çok iyi biliyor.
Çıkarmış olduğu yasaların tamamında tepki gösteren yapıların DİSK, KESK, TMMOB ve TTB dörtlü yapı olduğunu görüyoruz. Bunları itibarsızlaştırmanın yolunu da kendince kılıf bularak yapıyor. Ülke savaşa sürükleniyor. Burada sendikalara da söz düşüyor. Sessiz kalarak ölü taklidi yapamayız. Sendikalar sadece ücret sendikacılığı yapmaz. Savaş ortamının olduğu yerde emekten ve emekçiden bahsetmenin imkanı yoktur, güvenlik konsepti ön plana çıkar. Ülkenin her yerinde bombalar patlatılıyor, bunlarda da asker ve polis cenazeleri geliyor. Bunlar arzu etmediğimiz şeyler. Kesinlikle lanetlediğimiz konular.

 

ORTAK ÇALIŞAN YASASI İSTİYORUZ

Çalışanların zaten taşeron gibi bir sorunu vardı. Şimdi ise kiralık işçi yasası çıktı. Sırada ise kıdem tazminatı var.

-Taşeron konusu ülke genelinde 721 bin çalışanı ilgilendiren bir alan. Sendikaları kurduğumuzdan beri taşeronları da örgütleme çalışmaları yapmıştık. Ama ne yazık ki 4688 sayılı yasayla birlikte bu da engellenmiş oldu, taşeronları doğrudan sendikalarımıza üye yapamadık. Onların üye olabilecekleri yer işçi sendikalarıydı. Mesela Yol-İş'e üye olmuşlardı. Taşeronlara kadro verildi müjdesi aslında bunun abartılacak tarafı olmadığını gösterdi. Taşeronda çalışanların süresi 1 yıldı, bu 3 yıla çıktı. Onun dışında ekonomik iyileştirme de söz konusu değil. KESK olarak Kocaeli genelinde taşeronla ilgili birçok eylem yaptık. KESK'in yeter sayısı olmadığı için toplantılara katılamıyor. Memur-Sen burada hükümetle direkt pazarlık yapan konumdadır. Ama ne yazık ki çalışanların hakları gasp edilirken bir şey dememiştir. Metal sektöründeki sorunlarda birçok arkadaşımızın işten atıldığını gördük. Bu insanların arkasında duracak yasal dayanakları yoktu. Biz bu yüzden ortak çalışanlar yasası istiyoruz. İş güvencesinin de bunda olmasını istiyoruz.

 

Taşerona karşı çıkarken kiralık işçi yasasıyla neredeyse tüm haklar da gitmiş oldu denilebilir. Siz bu süreçte neler yaptınız?

-İşin kötü tarafı bir yasa meclisten geçeceği zaman hiçbir çalışma yapılmıyor. Siyasi iktidar kendi sayısal çoğunluğuna güvenerek mecliste elini kaldır hikayesiyle geçiriyor. Bizim iş kolumuzda taşeron sistemi uygulanıyordu. Taşeronun olmadığı ama hizmet alımı dedikleri bir başka yöntem daha var şimdi. Özellikle küçük birimlerde firmayla anlaşılıp hizmet alımı yapılıyor. Özel istihdam büroları da dediğiniz gibi biz taşeronla ilgili sorunların ortadan kalkmasını isterken, taşeronu aratacak bir başka istihdam modeli ortaya çıkarıyorlar. Burada özel sektör mantığıyla bakacak olursak, özel sektör karını maksimum etme derdindedir. Burada işçilerin günlük, haftalık ya da aylık olarak adeta bir eşya gibi kiralanması söz konusu. Artık biz 21. yüzyılda iletişim çağında yaşadığımızı söylerken tam tersine orta çağ karanlığındaki köle pazarlarını aratmayacak bir uygulamayla karşı karşıyayız. Bunu üzülerek söylüyorum ki bu uygulama yaygınlaşınca vahim sonuçlar da ortaya çıkaracaktır. Sanayi bölgelerinde iş gücü piyasası düşecek, işsizlik artacak. Özel istihdam bürolarının kötü tarafı, örgütlenmeyi tamamen yok edecek.

 

KIDEM DE GİDERSE...

Kıdem tazminatının kaldırılması da gündemde...

-Aslında geçtiğimiz yıllarda benzer fonlar vardı. O da kamu çalışanların iradesini dışında çıkarıldı. İlk etapta SGK'ya bağlı işçileri ilgilendiren bir konu kıdem tazminatı. Ama tabii ki bu bir adımdır. İlkten küçük bir grubu etkileyecekmiş gibi yapar hükümet. Ama sonradan gelen yasayla bütün çalışanları kapsar. Burada da kıdem tazminatının gündeme gelmesiyle işçi ve memur güç birliği yapmasın anlamında şu anda sadece işçileri ilgilendiren kısmını ele alıyorlar. Memur kesimin tembel bir tarafı var. Beni ilgilendirmeyen bir yasa gündeme geldiğinde sessiz kalma durumu olmamalı. Emeklilik yaşında da herkesi ilgilendirmeyen bir konuydu, sonra herkesi ilgilendiren bir konu oldu. Kıdem tazminatı da böyle olacaktır diye düşünüyorum.

 

Sendikaların bu gelişmelere olan tepkilerini nasıl buluyorsunuz?

-Dediğim gibi parçalı istihdam modeli en büyük sorunumuzdur. Hükümete biat eden ve doğrudan siyasi iktidar tarafından kurulanların benzerini işçi sendikalarında da görüyoruz. İşte buradan baktığımızda da sendikalardan çok fazla tepki olmadığını görüyoruz. DİSK ve KESK’e bağlı sendikaların eylemlerine siyasi iktidar bir kulp bularak itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Oysa kamu alanında büyük örgütlülüğü olan Hak-İş var, Memur-Sen var ve Kamu-Sen var. Aslında bu yasalar belli grubu ilgilendirmiyor, bütün çalışanları ilgilendiren bir yapıya dönüşecek. Bu yapıların hiçbir tanesinde tepki görmüyoruz. Böyle bir ortamda da siyasi iktidar yapmak istediği düzenlemeyi geri çektirmez. Bizim DİSK ve KESK’in sayısal olarak bunlara gücü yetmez. Diğer yapılarla mücadele verilirse ki verilmesi gerekir. Kıdem tazminatı çalışanların tek korunaklı kalesiydi. Eğer o da giderse işçilerin hiçbir hakkı kalmamış olacak.

 

YETKİLİLER İKTİDAR YANLISI

Bundan sonraki süreçte neler olacak?

-İnsanların kendilerini sorgulaması gerekir; 'neden sendikalı olmalıyım', 'ne istiyorum' gibi. Neden sendikalı olmalıyız? Tek başımıza hiçbir sorunumuzu çözme yetimiz yok. Çünkü işverenler her zaman güçlüdür. Böyle baktığımızda tek başına mücadele başarılı olmaz. Sendikalı olmaktan başka çaremiz yok. Örgütlenme derken, siyasi anlayışlara göre örgütlenme modeli Türkiye’deki sendikal alanı daraltmıştır. Bundan sonra mücadeleci örgütlerde yer almak ve emeğimiz için mücadele etmek gerekir. Bugün gelinen nokta karanlık bir nokta. Çünkü yetkili sendikalar iktidar yanlısı. Bunlarla emek mücadelesinin verilmesi de mümkün değildir.

2914 defa okundu.

DİĞER HABERLER

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Çıkarın kemerini, atın nezarete

Darbe dönemlerinde ve sıkıyönetim uygulamalarında meydanın ne zor günler geçirdiğini, “Doğruyu” yazsa bile nasıl suçlandığını hepimiz yaşadık

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

CHP’ye göre gündem yok... 2 haftada bir toplanacaklar..!

Ana muhalefet partisi CHP’nin il ve ilçe örgütlerinde çok sık sorun yaşanıyor

KOTO Allah’a emanet..!

KOTO Allah’a emanet..!

1800’lü yılların sonunda kurulan Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) kuşkusuz bu kentin bel kemiği

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

Özdağ soruları Yılmaz’ı terletti

KOTO Başkan Vekili Zihni Yılmaz, meclis toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başkan Murat Özdağ’ın tutukluluğu hakkındaki sorular Zihni Yılmaz’ı bir hayli terletti

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Adıgüzel, darbeyi lanetledi

Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan Ömer Adıgüzel, 15 Temmuz’daki darbe girişimini lanetledi

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş mahkemesi yeniden başlıyor

Tüpraş ile Saski arasında uzun zamandır devam eden ve son olarak Ankara’ya gönderilen su kullanım davası yeniden Körfez’e geldi

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER