TARHAN: AKP, CEMAATİN BAŞI

Tarhan: AKP, cemaatin başı

CHP Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan, AKP’nin cemaatle mücadelede samimi olması halinde kendine de dokunması gerektiğini belirterek, “Cemaat AKP’nin ortağıydı. AKP cemaatin başı” dedi

Pazartesi Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu CHP Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan.

Milletvekilliğinin birinci yılını geride bırakmak üzere Tahsin Tarhan’la sadece siyaset konuştuk.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve AKP iktidarını değerlendiren Tahsin Tarhan, cemaatle mücadelenin samimi olmadığını ifade etti.

Recep Tayyip Erdoğan’ı İbrahim Tatlıses’e benzeten Tarhan, Tatlıses’in hatalarını orkestranın kapattığını, Erdoğan’ın hatalarının kapatılması içinse yasalar çıkarıldığını söyledi.

2019 yılı için sıkı çalıştıklarını ifade eden Tahsin Tarhan, Kocaeli’nin sosyal demokrat yerel yönetimlere ihtiyacı olduğunu söyledi.

 

Bir yıldır milletvekili olarak görev yapıyorsunuz. 7 aydır da yasama faaliyetlerine katılıyorsunuz. Ankara her gün yeni bir gündeme uyanıyor. Siyaset şu günlerde çok hızlı ilerliyor. Milletvekili olduğunuz bu süreyi nasıl değerlendiriyorsunuz? İstediğiniz çalışmaları yapabildiniz mi?

-Biz 7 Haziran’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 25. döneminde görev aldık. Fakat bildiğiniz gibi 25. dönemde yasama yapılmadı. Meclis doğru dürüst açılmadı. Sadece meclis başkanı seçimi oldu. Gruplar, yönetimlerini seçti. Yasama olmadığı için biz 25. dönemden bir şey anlamadık zaten. Ardından seçim kararı alındı. Türkiye’de daha önce görülmemiş bir şey yaşandı, halkın iradesine saygı duyulmadı. Ve tekrar, yeniden seçim denildi. Çok zor bir dönem geçirdik.

 

Ne gibi  bir zorluğu vardı bu erken seçim döneminin?

-Demokratik bir seçim olmadı 1 Kasım seçimleri. Biz, 7 Haziran seçimlerine çok iyi bir programla girmiştik. Hem emeklileri, hem gençleri ilgilendiren, özellikle de Türkiye’de büyük haksızlığa uğrayan taşeron işçilerin sorunlarını çözecek bir programımız vardı. Toplumun bütün katmanlarını ele alarak projeler hazırlamıştık. Belki de yüzyılın projeleriydi bunlar. Aile sigortasıyla, asgari ücretin artırımıyla, çiftçiye ve tarıma yönelik iyileştirmelerle öne çıkıyordu. Biz istediğimiz oyu alamadık ama Türkiye açısından 13 yıllık AKP’nin iktidardan düşmesi iyi bir gelişmeydi. Bir umut ışığı görülmüştü. Değişim dönüşüm için büyük fırsattı. AKP açısından da büyük bir fırsattı. CHP’yle koalisyon yapabilirdi.

 

GÜZEL İŞLER DE YAPILDI

Koalisyon hükümetlerinin istikrarlı olmadığı söyleniyor. AKP-CHP iktidarı uzun süreli olabilir miydi?

-Elbette olabilirdi. Bu ülke uzun süreler boyunca koalisyon hükümetleri tarafından yönetildi. Çok güzel işler de yapıldı. 2002’de AKP göreve geldi. 2007 yılına kadar AKP Türkiye’de bir şeyler yapmaya çalıştı. Bazı değişim öngörülerini halka sundu. 2007’den sonra ise siyasi körlük içerisine girdi. Tek başına iktidar olduğu için ‘ben ne yapıyorsam doğru’ dedi. Halkı dinlemedi. Demokrasiyi tabana yaymadı. Katılımı sağlamadı. Bu ülkede 100 kişi yaşıyorsa ve 99 kişi mutluysa, siz o mutsuz olan 1 kişiyi de düşünmek zorundasınız. AKP böyle yapmadı. Sadece kendine oy verenlerle ilgilendi. Bugünkü iktidar 2007 yılından bu yana tek lider cuntasına doğru gidiyor. Bu da tabanda ve halkta büyük sıkıntılar yaratmaya başladı. AKP’ye oy vermeyen insanlar ümitsizliğe düşmeye, gelecek kaygısı yaşamaya başladı. Biz her zaman söylüyoruz, sadece yüksek oy almanız hiçbir şeyi değiştirmez. Halkınızı düşünmeniz lazım.

 

Koalisyon kurulamadı ve erken seçime gidildi. Erken seçim döneminde oy oranları nasıl bu kadar değişebildi?

-AKP’nin baskı ortamında 1 Kasım seçimlerini yaşadık. 1 Kasım seçimlerine demokratik bir ortamda girmedik. Suruç’ta, Ankara’da bombalar patladı. 7 Haziran seçimlerinden sonra birileri düğmeye bastı ve Türkiye’de bazı şeyler yeniden yapılanmaya başladı. Bugün, terör örgütüyle masaya oturan iktidar bir anda masayı devirdi. Çözüm süreci dediler. Biz buna ısrarla karşı çıktık. Buna rağmen masaya oturdu, sonrasında masayı devirdi ve Türkiye kan gölüne döndü. 2002 yılında Türkiye’de hiçbir terör olayı yokken bugün Türkiye gerçekten çok üzücü olaylar yaşıyor. Güneydoğu’da neredeyse her gün bir şehidimiz var. Sivil insanlar ölüyor, çocuklar ölüyor. Bu hepimizin sorunu. O süreçte 1 Kasım seçimlerinin demokratik bir ortamda olması imkansızdı. CHP miting bile yapmadı. Böyle bir seçim sonucu ortaya çıktı. Buna rağmen halkın iradesine saygı duymak gerekirdi.

 

DAVUTOĞLU’NU SAVUNMAK BİZE DÜŞTÜ

Halkın iradesine saygı duymak derken, seçimi kazanan AKP kadrolarından bahsediyorsunuz sanırım.

-Evet. Ahmet Davutoğlu’yla seçime girdiler ve kazandılar. Hükümet kuruldu. Bu halk Ahmet Davutoğlu’na oy verdi. Ama geldiğimiz noktaya baktığımız zaman askeri darbelere alışık olan Türkiye tarihinde ilk defa bir sivil darbeyle karşı karşıya kaldı, bir sivil darbe yaşadı. 28 Şubat’ın mağdurlarıyız diyerek ortaya çıkan anlayış bu sefer halkın iradesine saygı duymayarak kendisinden dahi fazla oy almış bir yönetimi, başbakanı görevden aldı. Yerine kendi istediğini atadı. Görüyorsunuz Davutoğlu’nu savunmak bile bize düştü. (gülüyor)

 

AKP olağanüstü kongresini nasıl değerlendiriyorsunuz? Cumhurbaşkanının mesajı okunurken bütün salonun ayağa kalkması, hazır ola geçmesi...

-Kuzey Kore’de gerçekleşen yapıyla, Almanya Nazisiyle aynı yapıyı oluşturmaya çalışıyorlar. AKP’de siyaset yapan arkadaşlarımızı suçlamak istemiyorum ama siyasi körlük içerisine girmişler. Her şey iktidar olmak değildir, her şey rant değildir. Bugün bu ülkede hepimize sorumluluk düşüyor demokrasiyi yaşatmak için. Eğer bugün AKP bu ülkede iktidara geldiyse cumhuriyetin ve demokrasinin sayesinde geldiler. Bu ülkede biz gerçekten gelecekte çocuklarımıza umut bırakacaksak, iyi ve yaşanılabilir bir ülke bırakmalıyız. Demokratik bir ülke bırakmalıyız. Biz bir Ortadoğu ülkesi değiliz. Ortadoğu’ya ve Müslüman ülkelerine örnek olmuş bir ülkeyiz. Bu konuda hepimize sorumluluk düşüyor.

 

Türkiye’nin durumu şu anda nasıl? Anlatıldığı kadar güçlü bir ekonomimiz var mı?

-Türkiye son 17 yılın en kötü dönemini yaşıyor turizm sektöründe. Bu sektörde faaliyet gösteren firmalar batmak üzere. Cumhuriyet tarihinde en fazla bu dönem iflas ertelemesi gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin tek şansı faizlerin yüksek oluşundan dolayı sıcak paranın burayı tercih etmesi. AKP sürekli gündeme getiriyor, ‘biz IMF’nin borcunu kapattık ve borç verdik’ diyor. IMF’nin borcu neden kapatıldı? Bu bir şeyi değiştirmez. IMF verdiği paranın karşılığının nereye gittiğini takip eden, ülkelere baskı yapan, kontrol etmeye çalışan bir kurum. AKP paranın izlenmemesi için kapattı IMF borcunu. 22.5 milyar dolar IMF’ye borcumu vardı. Şimdi Türkiye’nin 480 milyar dolar borcu var. Çok komik rakamlardı IMF olan borçlar. Fakat şimdi AKP istediği gibi at koşturuyor. İstediği gibi faiz ödüyor. Türkiye’nin IMF’ye borcu kapatıldıktan sonra ne kadar faiz ödediği açıklanmalı. AKP göreve geldiğinde ne kadar borcumuz vardı, AKP’yle birlikte borcumuz ne kadar oldu buna bakılmalı. Bunlar incelendiğinde ekonominin çok kırılgan olduğu görülecektir. AKP üretime dayılı bir ekonomik politika izlemiyor. İnşaat ve ranta dayalı politikalar üretiyor. Bu da ülkeyi sıkıntılı bir döneme soktu.

 

İKTİDAR HESABINI VERECEK

AKP’nin inşaat sevgisinden bahsetmişken geçtiğimiz ay paralel yapı olarak adlandırılan yapıya mensup olduğu öne sürülen Dumankaya için Çayırova’da imar izni 6 kattan 12 kata yükseltildi. Türkiye’nin en büyük sorunu olduğu iddia edilen paralel yapıya AKP’li Büyükşehir Belediyesi’nin böyle bir güzellik yapmasın hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Bana göre AKP cemaatin başı. Kimseye suçlamasınlar. Birlikte hareket ediyorlardı. Kendi ortaklarıydı. Amerika’ya her gidişlerinde ziyaret ediyorlardı. Hatta bakan olan bir milletvekili arkadaşımızın saatini dahi hediye ettiği konuşuluyordu. Eğer Türkiye’de gerçekten AKP, ‘bu cemaat ülkeye çok zarar verdi. Cemaati kazıyacağım’ diyorsa kendisine de dokunması gerekiyor. Her şeyi cemaate dayamakla siyaset yapılmaz. Türkiye’de cemaat bu kadar örgütlenmiş ve yapılanmışsa bana göre tek suçlu iktidar. İktidar bunun hesabını vermeli, verecek. Siz neredeydiniz, ne yapıyordunuz, neden haberiniz yoktu? AKP aslında bir anlamda kendini ihbar ediyor. Biz bu işi beceremedik diyor. Masum insanları biz bu ülkede ezdik, Ergenekon dedik, balyoz dedik, herkesi içeri attık diyor. Şimdi aynısını Güneydoğu’da yapıyorlar. Bir anda 7 Haziran seçimlerinden sonra terörün kökünü kazıyacağız diyerek kabadayılaşıp, mafya devleti anlayışına bürünerek bugüne kadar görülmemiş bir baskıyı uyguluyorlar. Düşünün emniyet birimleri aylar öncesinden PKK burada örgütleniyor, şurayı kazıyorlar, şurayı cephanelik yapıyorlar diye bildirdikleri halde, yapmayın, durun, bekleyin diyerek engellediği bir coğrafyada bugün şehirler yıkılıyor siviller ölüyor. Bir de üstüne muhalefeti suçlamaya çalışıyorlar. E iktidar sizsiniz. Bu zaman kadar bu yapılara siz izin verdiniz. Orada askerlerimiz ölüyorsa, orada sivillerimiz ölüyorsa AKP bunun da hesabını vermeli, verecek.

 

ERDOĞAN TARAFLAŞTIRDI

Son günlerin en çok tartışılan konusu CHP Grup Toplantısı’nda bir grup partilinin Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’liler hakkında attığı sloganlar. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Doğru bulmuyorum. Grup toplantısında atılan sloganlar doğru değildi. Ne olursa olsun, kimse bireysel, kişisel haklara saldırmamalı. O toplantıda genel başkanımız elini kaldırarak grubu susturmaya çalıştı. Kontrolsüz bir gelişmeydi. Ama ne yazık ki biz bunu sokakta da yaşıyoruz. Toplum o kadar gerildi ki herkese küfür ediyorlar. Cumhurbaşkanına da küfür ediyorlar, bize de küfür ediyorlar. İnsanlar keskinleşti ve taraflaştı. Bu küfür olayı doğru değil ancak cumhurbaşkanının da bu kadar sahada olması, insanlarla uğraşması, insanları mahkemeye vermesi doğru değil. Bugüne kadar görev yapan bütün cuhmurbaşkanlarının ve başbakanların açtığı davaları toplasanız, Erdoğan’ın açtığı davalar kadar yoktur. Bir defa hakareti cumhurbaşkanı başlatıyor. Her gün televizyona çıkıp, muhalefeti eleştiriyor. Tarafsız kalacağına yemin eden cumhurbaşkanı çıkıyor muhalefet partilerine, muhalefet partilerinin genel başkanlarına hakaret ediyor. E vatandaş da tutuyor Başiskele’deki Hilmi Yücel de olduğu gibi Erdoğan’ın izinden gidiyor ve CHP’lilere ana avrat küfür ediyor. Ülkenin bir an önce bu yapıdan çıkması gerekiyor. Burada bütün siyasetçilere görev düşüyor. AKP’de siyaset yapan, Atatürk ilkelerine bağlı, cumhuriyeti seven insanlar var. Onların artık bir şeylere itiraz etmeleri gerekiyor.

 

Şu anda iktidar partisinin yargı sistemi içerisinde adeta bir dokunulmazlığı var. AKP’liler ne söylerse söylesin dokunan yok. Fakat muhalefet adeta denetleniyor ve gak dese soruşturma, guk dese soruşturma açılıyor...

­-Bu sadece Kocaeli’de değil, Türkiye’nin dört bir yanında böyle. Adam CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na küfür ediyor hiçbir soruşturma açılmıyor. Bu ülkede insanların yargıya güvenebilmeleri lazım ancak kimse güvenemiyor. Bu durum bir anlamda Hitler Almanyası’nın, Hitler diktatörlüğünün ayak sesleri. Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir devlettir. O sebeple kimse hayal kurmasın. Bu ülke tek adamlığa, bu ülke başkanlık sistemine gitmeyecektir. Ne olursa olsun halk, günü geldiğinde devreye girecektir. Ülkeyi bu noktadan halk kurtaracaktır.

 

Kılıçdaroğlu’nun kan akmadan bu ülkeye başkanlık sistemi gelmez diye bir söylemi var.

-Hiçbir diktatörlük demokratik yoldan gelmemiştir. Genel başkanımız bunu söylemek istemiştir.

 

Peki Tahsin Tarhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkan olduğunda meclisin kapısında dikilecek ve ona görev yaptırmamak için mücadele edecek mi?

-Öyle bir durumda bizi meclise alacağını düşünmüyorum. Başkanlık sisteminde meclis devrede olmayacak. Başkanlık sistemiyle birlikte rejim değişikliğine gidilebilir. Bu sebeple demokratik yoldan bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Zaten bugüne kadar gelinen noktaya baktığımız zaman ülke adeta arabesk müzikle yönetilir hale gelmiş durumda. Türkiye’de İbrahim Tatlıses nota bilmezdi. O şarkıya girer ve okurdu. Orkestra peşinden koşardı şarkıyı tamamlamak için. Bugün de Recep Tayyip Erdoğan istediği gibi koşuyor, istediğini yapıyor. Öncelikli olarak bir hata yapıyorlar sonra bu hatanın kapatılması için yasa çıkarıyorlar. İbrahim Tatlıses’in hatalarını kapatan orkestra gibi çıkan yasalarla sürekli hatalarını kapatıyorlar.

 

DOKUNULMAZLIKLARIN KALDIRILMASINA HAYIR DEMEMİZ GEREKİYORDU

Gündemin sıcak konularından biri de dokunulmazlıklar. CHP dokunulmazlıkların kaldırılmasına ‘evet’ dese eleştirildi, ‘hayır’ dese eleştirildi. CHP’nin tavrını doğru buluyor musunuz?

-AKP iyi bir oyun oynadı. Bu siyasi bir hareketti. Hukuki bir şey değildi. Zaten AKP’nin hukuken, terör örgütüne yardım ve yataklık eden milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırma gücü vardı. Ama burada bir siyasi manevra yaparak, özellikle CHP’yi HDP’yle bir arada göstermek için oynanan bir oyundu. CHP’li kimi vekiller oy vermeseydi halka gidip şikayet edecekti. Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin şartlar ne olursa olsun dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet oyu vermemesi gerekiyordu. Çünkü dokunulmazlıkların kalkmasıyla birlikte Türkiye’de bugünkü iktidarın eli güçlenecekti. İster istemez bugünkü şartlarla CHP’li vekiller genel başkan tarafından serbest bırakıldı. 20 milletvekili de evet oyu kullandı. Referanduma gitmemek için oy verdiler.

 

Yerel seçimlerin üzerinden 2 yıl geçti. Siz de Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yarıştınız. Belediyelerin 2 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Kocaeli’deki belediyelerde vizyon ve üretim anlayışı sıfır. Artık eski kamu kurumlarına dönmüş yerel yönetimler. İşlemiyor. Siyasi körlük içerisindeler. Mevcut sistemi yönetmeye çalışıyorlar. Kentle ilgili, kentin sorunlarıyla ilgili, ulaşımla ilgili, trafikle ilgili, eğitimle ilgili, sağlıkla ilgili, çevre kirliliğiyle ilgili, körfez kirliliğiyle ilgili hiçbir çalışma yok. Bir defa ilçe belediyeleri adeta müdürlüklere dönüşmüş. Son yıllarda yaptıkları tek iş battı çıktı ve yeşillik yapmak. Bir yandan da parsel bazın imar tadilatı yaparak kime ruhsat verebileceklerinin hesabını yapıyorlar. Kentin imarını bütün olarak değil, parsel bazında planlıyorlar. Böyle giderse çarpık kentleşme ve çarpık sanayileşmeyle birlikte hem körfezi kaybedeceğiz hem de tarım alanlarımızı ve ormanlarımızı kaybedeceğiz. Çocuklarımıza karışık, karmaşık bir şehir bırakacağız ileriki süreçte. Artık ben mevcut yerel yönetimlerin yorgun olduğunu düşünüyorum.

 

2019’da daha da yorgun düşmüş olacaklar...

-Kocaeli’de 2019’da sosyal demokratların yerle yönetimlerde iktidar olması gerekiyor. Eğer Kocaeli gerçekten emek kentiyse, hem turizm alanında, hem kültür alanında ön plana çıkacaksa bu kentte sosyal demokratlara çok büyük iş düşüyor. Bizim de çok çalışmamız gerekiyor. Sorumluluğumuz fazla. Yeniden yapılanıp halkın karşısına güçlü bir şekilde çıkmamız gerekiyor. 2019 hem partimiz hem de kentimiz açısından çok önemli bir yıl olacak.

6997 defa okundu.

YORUMLAR

  • Toplam 2 Yorum

DİĞER HABERLER

Sarıbay: OHAL 1,5 ayda tamamlansın

Sarıbay: OHAL 1,5 ayda tamamlansın

CHP İl Başkanı Cengiz Sarıbay il binasında önemli açıklamalarda bulundu. Sarıbay, “OHAL umarım 1,5 ayda tamamlanır ve bir daha uzatılmaz” dedi

CHP’liler Taksim’e akın etti

CHP’liler Taksim’e akın etti

CHP’nin düzenlediği Cumhuriyet ve Demokrasi mitingine yoğun katılım gerçekleşti. İlimizde çeşitli sivil toplum kuruluşları da mitinge destek verdi

Koray Aydın ilimize geliyor

Koray Aydın ilimize geliyor

MHP’nin muhalif adaylarından olan Koray Aydın bugün düğüne katılmak üzere ilimize geliyor

Türkkan ateş püskürdü

Türkkan ateş püskürdü

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın darbe soruşturması kapsamında tutuklanan yaveri Yarbay Levent Türkkan'ın eski MHP Milletvekili Lütfü Türkkan'ın kardeşi olduğu iddiasına Türkkan çok sert çıktı

CHP'liler Taksim'e gidiyor

CHP'liler Taksim'e gidiyor

CHP'lilerin yarın İstanbul'a gerçekleştireceği miting için Kocaeli'nin bir çok noktasından araç kaldırılacak

Karaosmanoğlu, Fuat Avni’yle birlikte..!

Karaosmanoğlu, Fuat Avni’yle birlikte..!

Fuat Avni bir Twitter hesabı

KÖŞE YAZARLARI

VEFAT EDENLER